Söyleşiler

CEM AKAŞ SÖYLEŞİSİ

Cem Akaş, yazılarında, konu ya da biçimi değil, dili de değiştirerek kullanmaya çalıştığını göz önünde bulundurursak; tekrara yönelmediğini fark ettiğim ve naçizane “yenilikçi” diyebileceğim bir yazar. Eserleri, anlatıları, hikayeleri ve bu dil arayışıyla edebiyatımızda yenilikçi bir yere konumlanmayı sonuna kadar hak ediyor. Konu seçimlerinin, anlatımının ve dil kullanımının farklılığına rağmen kitaplarının ortak yanı “deneysellik” diyebilir miyiz, kendisine sormak lazım 🙂

Cem Akaş, yaşam öyküsüyle beraber akademik hayatını da eserleriyle karşılaştırdığımda bilimle edebiyatı yani ilgi alanlarını da birbiriyle konuşturma gayretinde olduğunu gözlemlediğim bir yazar.

Söyleşimizin altına yaşam öyküsü, yazarlığı, yayıncılığı, eğitmenliği ve eserleri hakkında bilgilere ulaşabileceğiniz bir link ekleyeceğim. Okuduğunuzda benim de ne kadar heyecanlı olduğumu anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Eserleri, yayına hazırladığı kitapları ve çevirileri ile ilgili onlarca içerik üretebileceğim dopdolu bir yaşama sahip. Bir okur olarak bana her gün onu yeniden tanıyabilme heyecanını veriyor!

2018 yılından bu yana Can Yayınları’nın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyorsunuz ve bununla ilgili merak ettiğim bir konu var. Zamanın dili zamanın sanatçısını etkiler ya, bu değişim yayıncılığı nasıl etkiledi? Eskiyle yeni her zaman yan yana varlığını sürdürebiliyor mu?

Türkiye bu konuda özel bir yer. Bizde günümüz edebiyatından çok klasikler okunuyor; Türkiye’deki okur, geneli itibariyle söylüyorum, 19. yüzyılın aşklarını ve dertlerini, 21. yüzyıldakilere yeğliyor; eski cümleleri, yeni ifadelere tercih ediyor. Pandemide bunu daha da belirgin bir biçimde gördük; yeni kitaplardaki satışlar azalırken klasiklerin satışları çok arttı. Başka ülkelerde okurların ortaokulda, lisede okuyup bitirdiği, yetişkinliğinde pek de dönüp bakmadığı kitaplar bizde hep güncel. Bunun nedeni bence genel okurun deneyimsizliği ve özgüven eksikliği; riske girmek istemiyor, bilmediği bir şeye zaman-para harcamak istemiyor, özellikle de para. Yayınevleri de haliyle bunu dikkate almak zorunda kalıyor.

Yazarlar açısından da benzer bir durum yok değil. “Zamanın dili”ni yakalayan ve bundan nitelikli edebiyat üretebilen birkaç yazarın yanında, 1970’lerin diliyle yazanlar var; genel okur, ikinci grupta daha fazla huzur buluyor.

Z kuşağı meselesine de dokunmak istiyorum. Değişen ifade biçimleri ve dil var. Varoluşsal bir probleme zemin hazırlayan bir dinamikten söz edebiliriz. Gözlemlediğim kadarıyla e-kitap yerine hala dokunarak kitap okumayı seven de bir kuşak. Sizin bu konudaki fikrinizi sormak istiyorum…

Ekitap okuma alışkanlığı bizde hala düşük ama artıyor. Amerika bu konuda en hızlı ilerleyen ülke oldu, ekitap satışları karton kapak satışlarını geçti, 2015’ten sonra da düşmeye başladı, bugün hala biraz altında seyrediyor, o nedenle de pek çok kitap artık ilk ekitap formatında piyasaya sürülüyor. Yapılan araştırmalarda Amerika’da yeni kuşağın basılı kitaba daha çok yöneldiğini görüyoruz, ekitabı tercih edenler 40’lı yaşlarını süren okurlar. Bizde henüz karşılaştırılacak kadar bir yaygınlığa ulaşmadı ekitap. Bunun cihaz kullanımıyla ilgili olduğunu düşünüyorum, bir de tabii başlık sayısının hala çok düşük olmasıyla. Can Yayınları olarak bu konuya çok önem veriyoruz, şu anda en çok ekitap başlığı olan yayıneviyiz sanıyorum, bu kitapların okura daha yaygın biçimde ulaştırılabilmesi için de çalışmalarımız var. Genç kuşak cep telefonundan metin okumaya çok alışkın; zaten telefon artık konuşmaya değil okumaya ve izlemeye yarıyor. Kitaplar bunun faydasını mutlaka görür diye düşünüyorum.

Türkçeden diğer dillere nitelikli edebi çeviri yapılabiliyor mu?

Yapılmıyor değil ama sayı olarak çok yetersiz. Türkçe edebiyatın en önemli darboğazlarından biri nitelikli çeviri ama yalnızca bu değil. Dünyanın her yerinde okur, hakim diller dışında üretilen edebiyat söz konusu olduğunda, ilgilendiği ülkenin edebiyatını okumak istiyor, o ülkenin de hangi yönüyle ilgileniyorsa o konuda yazılmış romanını, öykülerini okumak istiyor. Amerikalı okur, Türkiye’ye çok sınırlı ilgi duyuyor, o da gazetede okuduğu konularla belirlenmiş bir ilgi. Bir Türk yazarın kitabını okuyacaksa, genellikle o konularda yazılmış bir metin olsun istiyor, diğer konularda kendi dilinde yazılmış fazlasıyla kitap var zaten. Bu darboğazı aşmanın yolu, Türkiye’nin kendisini daha ilginç, daha konuşulan bir ülke haline getirmekten geçiyor. Bunu yapmanın çok çeşitli yolları var tabii.

“Bir yöntem olarak derinleştirmeye çalıştığım…” dediğiniz okumalarınızın size sanat bağlamında kattıklarını merak ediyorum. Bu yaklaşımla, nitelikli okumanın sizdeki sonucu nereye bağlanıyor?

Zevk için okumak ne yazık ki uzun yıllardır yapamadığım bir şey, profesyonel bir deformasyon herhalde. Bir kitabı okurken yazar ne yapmış, nasıl yapmış diye bakıyorum öncelikle. Bu yayınevine gelen başvuru dosyaları için de geçerli. Edebiyatı bir bilgi alanı olarak kullanıyorum – hem dünyayı anlamak anlamında, ki bunu pek çok okur yapar, hem de bir “know-how” anlamında.

Calvino (sevdiğinizi biliyorum 🙂) gibi, Borges gibi kendinizi kapıp koyverdiğiniz, okuma deneyimleri yaşayabildiğiniz yazarları ve kitaplarını sormak istiyorum. Yeni çıkan kitaplarda ya da genç yazarlarda bu deneyimi yaşayabiliyor musunuz?

Pek ender, ama dediğim gibi bu benden kaynaklanan bir durum. Ayrıca yaşım ilerledikçe ve bir yayıncı olarak farklı okur kuşaklarıyla konuştukça şunu fark ettim – herkes okur olarak şekillendiği yıllarda okuduğu kitapları ve yazarları en çok seviyor, ömür boyu hatırlıyor, aslında o yaşlardaki okuma deneyiminin kendisinde yarattığı coşkuyu, heyecanı özlüyor. Ben Calvino’nun “Kozmokomik Öyküler”ini, Cortazar’ın “Oyunun Sonu”nu, Atay’ın “Tutunamayanlar”ını, Borges’in “Alef”ini ilk kez okuduğum günleri hatırlıyorum, şunu yazarken bile tüylerim diken diken oluyor. Bugün de genç bir okur aynı duyguları “Tol”u ya da “Uykuda Çocuk Ölümleri”ni okurken hissediyordur eminim.

Şahsi olarak beni oldukça etkileyen eserlerinden biri Suç ve Cezaydı. Defterin bir tarafında günlük tutan, öbür tarafında bir makale yazan bir şizofrenin o defterini roman olarak sunuyor oluşu ve kullanılan dil bir okuyucu olarak bende iz bıraktı. Gördüğüm kadarıyla da ön plana en çok Can Yayınları’ndan çıkan romanı “Y” çıktı. Y, erkeklerin yeryüzünden silindiği, sadece kadınların yaşadığı ve yönettiği bir dünyayı, bu dünyaya 150 yıl sonra gelen ilk erkek çocuğun, Constantine’in öyküsünü anlatıyor. Cem Akaş’ın kadınların varlığından ilham alarak tüm kadınların gücüne olan inancını ortaya koyduğu da aşikar.

Bu noktada genç kadın yazarların artışıyla ilgili ne düşündüğünüzü merak ediyorum… Bunun edebiyatımıza ve yayıncılığa olan izdüşümü, yansıması nasıl?

Çok hayırlı bir gelişme hiç kuşkusuz. Kadın yazarlar Türk edebiyatının en dinamik ve ilerici unsurları arasında oldu hep; bugünün dünyasında, dilinde çok önemli işler yapacaklarından zerre kuşkum yok, beklentim büyük.

Yazma sıklığınızı neler etkiliyor? Beslendiğiniz şeyleri merak ediyorum…

Dünya etkiliyor. Bir yandan her gün profesyonel anlamda bir şeyler yazmam gerekiyor, bir yandan da edebiyat anlamında çok ender yazıyorum. Okul yıllarından beri yazdığım içindir belki, tatillerde yazmak gibi bir alışkanlık geliştirdim; günlük akışın içinde kendine yazma zamanı ayırabilenlerden olamadım hiç. Bu nedenle de kitabı fiilen yazmaya oturmamın öncesinde uzun bir hazırlık dönemim oluyor, notlar alıyorum, kafa yoruyorum, kitabın çeşitli yönlerini derinleştiriyorum; oturma zamanı geldiğinde süremin kısıtlı olduğunu bildiğim için hemen koşmaya başlıyorum. Günde beş sayfa yazarım, ne eksik ne fazla – fazla yazmamak çok önemlidir, ertesi günün enerjisinden yersiniz yoksa. Tabii çoğu kitabı tatilde bitirememiş olurum, ama büyük kısmı ortaya çıkar, zihnim belli bir konsantrasyona ulaşmış olur, onu belli bir süredir sürdürmüş olur, bu sayede hafta sonlarında çalışıp kitabı tamamlayabilirim.

Her şeyden beslenirim aslında – hemen her kitap için ders çalışmam gerekir, yazmaya oturmadan o işi halletmiş olurum, yazdığım sırada okumayı sevmem, ama bazen gerektiği de olur, öngörmediğim bir yere gider akış. Yazdığım metinde kullanacağım biçemden çok farklı biçemler kullanan kitaplar okumaya çalışırım, kendi biçemimin sınırlarını ve eksiklerini daha iyi görmek, mümkünse bunları aşmanın yollarını bulmak için. Bir de rastlantılara açarım kendimi – bir kitap projesine konsantre olduğumda karşıma mutlaka aramadığım ama çok işime yarayacak şeyler çıkar, onları heyecanla beklerim.

Kendi anlatısı ve karakteriyle hesaplaşan bir yazar mısınız?

Yazarken evet, ama yayımlandıktan sonra hiçbir kitabımı açıp okumam, düşünmem, unutmaya çalıştığımı bile söyleyebilirim – eğer yeni kitabımda ihtiyaç duyduğum bir şey çıkarsa bu değişir tabii. Kendi hayatımda da bir parça böyleyim – garez tutmam, eski hesap biriktirmem, ama gerekiyorsa hayatımdan çıkarırım ve konuyu kapatırım.

Dijital ortamın getirdiği olanaklarla oluşan portallara, dergilere veya mecralara bakışınızı ve fikirlerinizi merak ediyorum…

Konvansiyonel dergi formatının eşik zorluklarını atlamayı mümkün kılan bir ortam bu, kağıttı matbaaydı dağıtımcıydı bayiiydi, bu da bu tür yayınlar çıkarmak isteyenlerin maddi gereksinimlerini haliyle çok azaltıyor, tamamen yok etmese de. Okura ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi yazarların katılımını da kolaylaştırıyor. Biz de Can’da “Trendeki Yabancı” öykü app’ini başlattığımızda bunları hesaba katmıştık. Bence en ciddi handikap şu, sesini duyurmak zor; dijital ortamda ortaya çıkan yeni bir süreli yayını insanlara haber vermek, onları o yayına bağlamak, buradan da mümkünse ekonomik bir döngü yaratmak oldukça zor. O zaman da amatör heves nereye kadar sürerse yayın oraya kadar devam ediyor, çoğu zaman da azalarak yok oluyor. Bu illa kötü bir şey olmak zorunda değil tabii.

Kitap önerisi ve kısaca yazma üzerine tavsiye alabilir miyiz?

Can Çağdaş altında yeni bir diziye başlayacağız yakında – edebiyatta yeni neler yapılıyor diye soranlara bu dizinin kitaplarını izlemelerini tavsiye edebilirim. Yazma konusunda verebileceğim tek tavsiye de okumak aslında.

Cem Akaş’a sonsuz teşekkürlerimle…

Sitemizde yayınlanan Y kitabının incelemesine buradan ulaşabilirsiniz.

http://www.cemakas.com/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_Aka%C5%9F

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

12 Yorum

  • Gizem, böylesine önemli bir yazarla, yayıncıyla bizleri buluşturduğun için teşekkür ederim. Sorular çok isabetli ve merak uyandırıcı… Cem Bey’in cevapları ise oldukça bilgilendirici ve samimi…
    Cem Akaş kıymetli zamanını ayırmış ve ortaya harika bir söyleşi çıkmış.
    Edebiyat iyi ki var!

  • Harika bir söyleşi olmuş . Kendimce merak ettiğim bir çok soruya da cevap oldu . Çok teşekkürler . Emeğinize , kaleminize sağlık

  • Keşke bu söyleşiyi herkes okusa. Çok büyük bir keyif aldım okurken. Emeğine sağlık canım.

  • Çok öğretici bir söyleşi olmuş, Cem Akaş gibi edebiyat dünyamızda önemli bir yeri olan bir yazarın sitemize konuk olması beni çok memnun etti; nitelikli soruların, yaptığın hazırlık için tebrikler Gizem!

  • Dolu dolu bir sohbet olmuş çok beğendim. Cem beyi bizlerle buluşturduğun için teşekkürler. Sen bu işi biliyorsun…