Edebiyat

AKILLANAMADIM

Ben bir beceriksizim. Evet evet, kesinlikle öyleyim. Yani bir kadın nasıl olur da her gün kocasını kızdırmayı başarır. Sanırım tek başarılı olduğum konu bu. İnanmıyorsunuz değil mi? Başta bende inanmıyordum, yok ya abartıyor falan diyordum, sonra baktım adam haklı, benim gibi kadın mı olur? Eminim anlatınca siz de bana ve kocama hak vereceksiniz.

Evleneli daha 3 ay falan olmuştu. Evli olmaya, evin düzenini korumaya daha yeni alışıyordum. Hafta sonunu ev işlerine ayırmıştım. Eşimin çok önemli işleri olduğundan evde değildi. Biriken ütüleri yapmak için ideal bir zaman gibi geldi, ben de hepsini ütüledim. Eşim işe giderken hep gömlek giyer, bu yüzden ütülenecek çamaşırların çoğunu onun gömlekleri oluşturur. Şimdi olsa asla yapmam bu hatayı ya cahildim işte. Tüm gömlekleri ütüleyince boş askı kalmadı, ben de tuttum bir iki tanesini üst üste astım. Olacak iş mi şimdi, hiç yapma daha iyi. Tabi adam sabah işe gidecek dolaptan gömleği bir çıkardı altta kalan gömleğin üzerinde kırışıklıklar oluşmuş. Adamın kan beynine sıçradı resmen. Geri zekâlılık değildir de nedir bu şimdi. Hiç aklı mantığı olan insan böle bir şey yapar mı? Annem de beni ne biçim yetiştirmiş bilmem ki? Bu adamın hakkı değil mi jilet gibi ütülü gömlekle işe gitmek? Bunları şimdi ancak anlıyorum o zaman bir de utanmadan karşılık verip adamın sabah sabah daha da canını sıkmıştım. Yetmez gibi bir de oturup ağlamıştım. Ne saçma.

Dedim ya hep cahillikten oluyor bunlar diye. Evliliğimizin altıncı ayıydı ve kocamın doğum günüydü. Hep dizilerde görüyoruz tabi ben de özendim, cicili bicili bir sofra kurdum. Mumlar, pullar, boncuklar, kumaş peçeteler falan her şeyi koydum masaya. Çorbasını zeytinyağlısını tatlısını yaptım. Ana yemek olarak da rosto hazırladım. Gittim bir de tüm bu yaptıklarım yetmezmiş gibi bir şişe şarap aldım. Şımarıklık işte. Parayı bol buldum ya saçtım ortalığa. O para nasıl kazanılıyor haberim yok tabi. Benim de çalışıyor ve para kazanıyor olmam böyle savrukluk yapabileceğim anlamına gelmiyor herhâlde. Ne gerek var bu kadar masraf yapmama. Hem bu kadar çok yemek yapıp yiye yiye fil gibi olacağım yakında. Hem ev işlerini yetiştiremediğimden yakınıyorum hem de utanmadan sofraya bir kişi için üç tabak iki çatal koyuyorum. Anamın evinde böyle gördüm sanki. Aç karnımı doyuramıyordum. Böyle özenti lüzumsuz davranışları nerden gördüm bilmem ki? Anlayacağınız adamın doğum gününü burnundan getirdim. Şimdi bakıyorum da adam sabırlıymış yine dövmedi beni o gece. Tam dayaklıkmış yaptığım aslında. Allah razı olsun çok sabırlıdır çok.

Şimdi ben yemek yaptım dedim diye siz sanırsınız ki yaptıklarım bir şeye benziyor. Elimin ayarı yok bir kere. Daha tuzunu tam ayarladığım bir yemek yapabilmiş değilim. Ya az koyuyorum ya çok, yağı içinde geçerli bu söylediğim. Eee ne demiş atalarımız, kadın var çerden çöpten aş eder, kadın var pişmiş aşı taş eder. Gözümde kör değil ama beynim yok benim kesin. Beyinsizim ben beyinsiz.

Aman ne yapacağım beyni. Beyim var ya başımda. Allah eksikliğini göstermesin. Ne yapardım ben o olmasa. Bir ortamda iki cümle kurup konuşamam bile. Eskiden konuşabildiğimi sanırdım da her gittiğimiz yerde rezil ederdim zavallı adamı. Yerin dibine girerdi benim yüzümden. Ağzımı açtığım anda saçmalamaya başlardım. Ben ne anlarım değil mi ama devlet meselelerinden. Benim ne düşündüğümü kim ne yapsın? İki üç tane kitap okudum diye kendimi bir şey sanmam akıl alır şey değil doğrusu. Kapa çeneni otur. Hatta ne oturuyorsun kalk bir çay koy, bir işe yara değil mi ama. Şimdi mi, ne me lazım fikrimi sorarlarsa bile cevap vermiyorum. Bana ne kim ne yaparsa yapsın, ne düşünürse düşünsün. Hem vardır bir bildikleri ben ne anlarım.

Ama benim bu durumum genetik, ailem de böyle benim. Hepsi saçma sapan insanlar. İnsan böyle bir ailede yetişirse olacağı budur. Hep benim kafamı karıştırıp kocama karşı dolduruyorlar beni. Vay efendim kocam neden maaş kartımı elimden almış, yok senede bir hafta tatil benim hakkım değil miymiş? Arada sırada dışarıya yemeğe, sinemaya gitmeliymişiz. Nerde yaşıyor bunlar bilmem ki. Bir kere ailemizin reisi kocam, ben ne anlarım paradan. Tabi ki de kart onda duracak. O bana yol ve yemek paramı veriyor zaten. Hem bende dursa harcarım ben o parayı. Satıcılar benim gibi enayi peşinde. Kandırırlar beni, on liralık şeyi yirmi liraya satarlar bana. Bir şey lazımsa o alır, almıyorsa lazım değildir zaten. Mesela tatil. Para bende olsa gider beş gün için bir otele dünyanın parasını veririm. Ama kocam ne yapıyor tatil için bizi bir haftalığına ailesinin yanına götürüyor. Hem masraf olmuyor, hem insanlar seviniyor hem de bize değişiklik oluyor. Dışarda yeme içme işine gelince, sokağa atacak paramız yok kimse kusura bakmasın. Mecbur kalmadıkça ne gerek var dışarda yemeğe para vermeye. Kadın dediğin yola çıkarken bile evden yolluk koymalı yanına. Bir kek, poğaça bir şeyler hazırlamalı. Enayi gibi millete para kazandırmamalı. Hazırlayamadın mı, alırsın bir simit doyurursun karnını olur biter.

Artık inanmışsınızdır bana herhalde. Gördünüz mü ne şanssız bir adam şu benim kocam. Yıllardır uğraşıyor bir türlü insan olamadım. Adamın dilinde tüy bitti. Allah korusun bir gün canına tak eder de boşar beni diye aklım çıkıyor. Ne yaparım ben. Yaşlandım da artık 30 yaşına geldim. Kimse beni beğenip de almaz. Ailemin yanına gitsem onlar da istemez beni. Bu saatten sonra evlerinde dul kadın mı bakacaklar. Hem erkekler leşçidir, benim gibisinin kokusunu aldılar mı düşerler peşime. Kesin adım çıkar, vesikalı olup çıkarım. Kesin.

 

YAZAR HAKKINDA

Öznur Durgut

Bursa’da doğmuş, büyümüş, okumuş, sevmiş; sıkılınca Giresun ve İstanbul’da bir süre gezmiş, sonra dayanamayıp geri dönmüş, Maliye Bakanlığı'nın bir neferi. Anlatmayı çok seven, anlatacak kimse bulamayınca yazmayı seçen, aslında sayılara aşık, hikayesi yeryüzünde geçen ve nihai amacı bu geçişini dünyaya en az zararı vererek tamamlamak olan hayatın içinden bir kadın kahraman.

Bir Yorum Yazın

20 Yorum