Söyleşiler

Cem Say’la Konuştuk

Not: Demant, bilimsel araştırmalardan elde ettiği bulgularla, beynin sesleri anlamlandırması için etrafındaki tüm seslere erişmesi gerektiği sonucuna ulaştı. İşitme çözümlerinde kuralları yeniden yazarak yeni bir akıllı işitme çözümü geliştirdi. Beynin 360 derece sese erişimini sağlayan işitme cihazı, Derin Nöral Ağ adı verilen ve standart yapay zeka yazılımından daha fazlasını sunan gelişmiş bir teknolojiyi kullanıyor. Daha fazla sesin beyne ulaşmasını sağlayan bu yeni teknoloji ile dünyada ilk defa gerçek hayattan 12 milyon farklı sese duyarlı bir işitme cihazı kullanıcılara sunuldu. İşitme cihazı kullanan biri olarak birkaç ay önce okuduğum bu yazı ilgimi çekti ve konu konuyu açar diye diye buralara geldim.

Yapay zeka alanında önemli çalışmaları olan, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. A.C. Cem Say ile telefonda kısa bir sohbetimiz oldu. Öncelikle kendisine vakit ayırıp sorularımı sadelikle yanıtladığı için çok teşekkür ediyorum.

 “50 Soruda Yapay Zeka”, “Yeni Dünya Yeni Ağ” ve ‘sözelciler’ dahil herkesi evreni anlama çabamızın coşkusuyla buluşturan “En Hakiki Mürşit” kitaplarının da yazarı olan Cem Say, yapay zekâ kavramını her yönüyle ve herkesin ilgisini çekebilecek biçimde anlatıyor.

Önemli bilim insanlarından Andrew Ng artık kış olmayacak diyor ve yapay zekâyı elektrik gibi artık geri dönülemez bir gelişim/teknoloji olarak görüyor. Günden güne hızlanan teknolojik ilerlemelerin, yapay zekâyı kendi kendini geliştirebilecek kadar karmaşık bir seviyeye ulaştıracağını ve geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaştırdığını görebiliyoruz.

Söyleşi 

Teknolojik Tekillikle(Singularity) ilgili genellikle felaket senaryoları var. Tehlikeyi biraz daha aza indirecek şekilde ilerleyebilir mi, onu merak ediyorum. Yani makineler üzerinde bir ahlak yasasından söz edebilir miyiz?

Teknolojik Tekillik dedikleri şey ne kadar gerçekçi onu bir kenara bırakalım; onların dediği şekilde gerçekleşirse ipin ucunu tamamen kaçırmamız anlamına geldiği için (gülüyoruz:)) ‘ne yaparsak yapalım fark etmez’ gibi bir sonuca varıyor. O kadar uzağa gitmesek, yani daha yakın, belki bizi böyle anlayamayacağımız derecede geride bırakmış bir seviyeden değil de, daha bizim seviyemizde makinelerden bahsedersek; hem bilim kurgu literatüründe hem de son zamanlarda gerçekten yapay zeka çalışan sosyal bilimcilerin çalışmalarında, ‘bu konuda ne yapabiliriz, ahlak dediğimiz şeyi buna nasıl kazandırabiliriz?’ gibi denemeler, bir takım fikirler seslendirilmiş durumda. Zor tarafı şu: Onu insanlara nasıl kazandırabiliyorsunuz? ‘Bakın, ahlak budur!’ diye verebildiğiniz bir ahlak dersi var mı mesela? Bütün insanlara uyacak gibi…

Ahlak yasası derken erdemden, iyilikten (öyle söylemek uygunsa) bahsetmek istedim. Sonuçta insan ve yapay zekayı birçok konuda karşılaştırıyoruz. Yapay zekaya bunu öğretebiliyor muyuz?

Kural şeklinde kağıda dökülmüş şeyleri “öğretmek” daha kolay. Yapabiliriz ve artık problem şu olur: Ahlak kuralları ya da etik kurallar dediğimiz şeyler, kuralın kendisi iyi de, spesifik bir durumun, gerçek hayatta karşılaştığımızda (gerçek hayat çok karmaşık duygularla dolu malum) belli bir durumu, hangi maddenin neresine tam uyup uymadığını değerlendirmek o zaman zor bir iş haline geliyor. Yani ben bu kişiyi özgür iradesi olan bir şey olarak mı göreceğim; yoksa şartların zorladıklarını yapan bir tür robot gibi davranan birisi olarak mı göreceğim? Gerçek hayatla ilgili ya da mahkeme filmlerinde karşımıza çıkan bütün karmaşıklıklar (eğer işi oraya getirirseniz) makinenin de karşısına çıkabilir ve felsefecilere zaten bununla ilgili, bütün meslekleri bu verdi.  Siz hangi kuralı koyarsanız onun yanlış olduğu, onun kötü sonuç verdiği karşınıza çıkabilir.

Farkında olmadan, felsefe okuyan biri olarak sormuş olabilirim… 🙂

O zaman siz daha iyi bilirsiniz, ben size bir kural seti söyleyeyim. Ondan sonra siz bana onun tam tersini, iyi değil kötü sonuç verdiği, yüz tane karşı örnek pişirip gelebilirsiniz. Maalesef gerçek dünya on tane kurala, yüz tane kurala indirgenemeyecek kadar karışık. ‘Asla kendin için istemediğini başkası için de isteme’ filan gibi üç beş tane iyi fikir var; ama onlarda öyle olmuyor ki işte…(gülüyoruz:)) Siz de, ben de, en erdemli insan da öyle bir durumla karşı karşıya kalabiliyor ki o da özelliğini yitiriyor. Bir bakımdan insanlar için çok zor olan böyle şeyleri makinelerden beklememiz makineye haksızlık olur. Özet düşüncem o.

Yapay zekanın sosyolojik olarak, genellikle yaratacağı sorunlardan bahsediliyor. İşsizlik vs. Bir korku hali de hakim. Pozitif bakalım istiyorum. Sağlayacağı “fayda” nedir?

İşsizliğe niye yol açıyor; çünkü bazı işleri insanlardan çok daha iyi (iyi ne demekse) yapıyor. Orda iyi bir tarafı, faydası var ki zaten işsizliğe yol açıyor. İşe yaramasa ona o işi yaptırmazlar. 🙂

Aslında insanlık üzerinde sağlayacağı faydayı merak etmiştim…

Son zamanlarda mesela ‘protein katlanması’ diye bir problemi, yapay zeka sayesinde çözmüş bulunuyoruz. Gerçekten müthiş ilaçlar, yeni akıllı malzemeler, kendi kendine şekil değiştiren cisimler filan yapılmasına yol açacak. Müthiş. Bilimde level atlamamıza yol açacak olan protein katlanması problemi, elli yıldır üzerinde uğraşılıp uğraşılıp çözülemeyen bir kimya problemi diyebilirim. Go oyununu kendi kendine öğrenip dünya şampiyonunu yenen, programı yapan DeepMind şirketi, buna benzer tekniklerle çözmüş durumda. Bir yıl içinde insan vücudundaki proteinlerin elli yıldır bulunamayan %80’i filan tanımlanmış durumda. Tıpta önümüzdeki yıllarda müthiş bir şekilde yeni ilaçlara yol açacak. Durup dururken yapay zeka sayesinde bize bir güzellik olacak.

Nirvana diyebileceğim kısım da neler olacak, kim bilir…

Bir sene sonra da bunun daha “Nirvana”sı çıkar. 🙂

Size hala fantastik bir bilimkurgu gibi gelen; ama ‘olsa hiç fena olmaz’ dediğiniz bir fikriniz var mı?

Beynimizi, zihnimizi bilgisayara indirip orda da aynı şekilde “ben” duygusuna devam edebilmek olur. Vücuttan vücuda ya da vücuttan robota kendimizi nakledebilmek olur. Süper olur gerçekten; ama o bana hakikaten fantastik bilimkurgu gibi geliyor. Nasıl olacağı hakkında hiçbir fikrim yok.

Deepfake” merak ettiğim diğer bir konu. Teknolojisinin arkasında yatan algoritmadan ve günümüzde nelere etki edebileceğinden kısaca bahseder misiniz?

Bilgisayarlar son zamanlarda çeşitli görüntüleri tanıma konusunda, on beş yıl önce mesela hiç hayal bile edemediğimiz derecede iyi bir noktaya geldi. Yani üstünde çalışılan bir  algoritma vardı. Yaklaşık on beş yıl önce tanıma işlerini çok iyi yapabilmeye başladılar. Bu resimde bu var, şu resimde şu var gibi. Yapabilmeye başladılar. Bunu gerçekleştirmek için kullanılan bilgisayar mimarisi aslında tersten de çalıştırılabiliyor. Tanıyorsanız onun bir örneğinde de üretebiliyorsunuz. Deepfake üretiyor; ama gerçek olmayan bir şeyi üretiyor. Mevcut bir resmin içine bu kişinin suratını değiştir, şu kişinin suratı haline getir filan gibi üretim yapabiliyorsunuz. Ardında yatan teknoloji de az önce de bahsettiğim gibi, tanıma algoritmasıyla üretme algoritmasını birbirleriyle yarıştırıyorsunuz. Üretme algoritması giderek daha iyi, daha iyi sahteler üretmeye çalışıyor. Tanıma algoritması da giderek daha iyi, daha iyi bu sahteleri de ayırt etmeye çalışıyor. Ortalama algoritmasının bu bilgisini yani sahteleri ayırt etmek için kullandığı bilgiyi de alıp sonra tekrar üretme algoritmasına veriyorlar. Böyle böyle işin doğası gereği acayip derecede iyi! Sizin bizim gibi insanlarından da ayırt edemeyeceği gerçeğine kadar iyi. O hiç var olmamış insan resimleri, olmamış olayların videoları ortaya çıkabiliyor. Bu ciddi bir probleme de yol açacaktır. Özellikle mahkemelerde böyle şeylerin delil olarak kabul edilmesi gibi…

Kolay kandırılabilir bir noktaya geliyoruz…

Politikacı kendisiyle ilgili bir video çıktığı zaman bu Deepfake diyecek. Hiç kimsenin hiçbir şeye inanma zorunluluğu kalmayacak. Herhangi bir habere niye inanasınız ki? İnternette gezdiğinizde herhangi bir şeye, hakimseniz mahkemeye delil olarak sunulan herhangi  bir şeye niye inanasanız ki? Artık böyle şeyleri üretmek inanılmaz kolay. Sahte olduğunu saptamakta müthiş zor hale gelince birbirimizle ilgili çeşitli protokollerimizde kullandığımız ‘ya nasılsa bu konuda yalan söylüyor olamaz’ varsayımlarımız da birer birer bittikçe ciddi bir toplumsal güven eksikliği oluşuyor. Zaten haberlere filan da inanmıyor insanlar artık. Bu böyle katmerlenerek sürecek.

Sanatçı bir yapay zekadan söz edebilir miyiz?

Tabi, birçok örneği var. Beste yapan var, resim yapan var. Şiir yazan var… Belki duymuşsunuzdur Bager Akbay diye bir arkadaşımız var.  

Bir duygudan söz edebilir miyiz, orası tartışılır…

Siz duygusal yapay zeka demediniz ki, sanatçı yapay zeka dediniz. (gülüyoruz:)) Sonuçta burada bir üretim var ve bir takım kuralları var. ‘Şöyle çıkarsa iyi olur’ diye bir takım estetik ölçütler de kodlanabiliyor. Neden derseniz, onun üniversitede dersi var. O dersi alırsanız resimleri takdir etmeyi daha iyi öğreniyorsunuz. Bu resim daha iyi, bu resim daha kötü gibi. O öğretilebilen bir şeyse biz onu bilgisayara da öğretebiliriz. O anlamda üretip üretip sonrasında da bu kritere göre iyi olanları sadece bize verebilir gibi. O anlamda sanat, çok insana has bir şey değil. Yapabilir yani. Hisseder mi, içinde duygu fırtınaları kopar mı filan, o ayrı… 🙂

Geçenlerde bilimsel bilginin her zaman irrasyonel inançlara yönelimi yeterince engelleyemediğiyle ilgili bir yazı okudum. Başvurduğunuz olağanüstü bir durum, batıl inanç(diyebilirsek) var mı? Cevaplamak zorunda değilsiniz, kendi merakımdan soruyorum. 🙂

Yok, hayır. Olmamasına çalışıyorum.  Bu yaşıma gelene kadar geçtiğim aşamalarda da o kurallardan birer birer sıyrılmaya çalışıyorum. Sonuçta gerçeğe en yakın noktada durmanın genel olarak her açıdan karlı bir şey olacağı kanaatine vardım.

Kesinlikle…

En Hakiki Mürşit kitabımı tavsiye ederim. Bu konuyla ilgili orda da bir şeyler yazmıştım.

Cem Say

28

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

1 Yorum