Söyleşiler

Paris’te Yaşayan Bir Ressamla Tanıştım

Dinçer Erke, Fransa’nın 1968 yılı sonrası meydana gelen sosyo kültürel imajından etkilenerek, 1973’te Paris’teki Güzel Sanatlar (École des Beaux-Arts) Akademisi’ne yazılmış. Fransız ressam Michel Kikoine‘in oğlu Yankel’in atölyesinde 5 yıl boyunca çalışma fırsatına da sahip olmuş.

Self Portrait, Michel Kikoine

Self Portrait, Michel Kikoine

Sanatçı kişiliğini tuvale yansıtan ressam aynı zamanda Türkçeye “Kıvılcımlar” olarak çevrilen şiir kitabının da yazarı.

Çalışmalarını hali hazırda Paris’te sürdüren ve orada yaşayan ressam Dinçer Erke’ye merak ettiklerimi sordum.

İçtenliğine sonsuz teşekkürlerimle…

Erke’nin resimlerinde toprak, hayvan (köpek ve tavşan) ve insan arasında duran sürreal bir anlatım var. Karakterlerin kostik bir anlatımla bezenen çıplaklığı, absürt ve karmaşık bir düşünce evreni gibi görünüyor.

SÖYLEŞİ

“Hareket etmeye, tuvalin üzerinde duran gözü bile korkutmaya çalışıyorum ki, varlık, hayatın karamsarlığının izlerini taşıyan derin kaygılarını ortaya çıkarsın,” demişsiniz. Tablolarınızda tercih ettiğiniz konu trajik; fakat kullandığınız renklerle bir aykırılık, zıtlık söz konusu. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Yaşamın zehrini ve şerbetini, kıymetli taşlarla süslenmiş altın bir kadehle içmek benim prensibim ve hayata borcumdur. Hayatın her türlü rengini, siyahını pembesini, değerli taşlarla kaplı taslardan içmek, hayatın bize sunduğu veriyi, bizim ise hayata olan borcumuzu, jestimizi sergileyen, şerefli ve gururlu bir davranıştır. İnsan, yaşamın her türlü dayanılmaz zorluklarına ve sürprizlerine karşı saygılı, sağlam ve sarsılmaz durmalı ve onu öyle karşılamalıdır. Konularım insan yaşamının en acımasız süreçlerinde bile daima dirençli ve sağlam durmayı ilke edinirken; renklerimde, en canlı ve yaşam dolu enerji atmosferini yansıtan ve elektro manyetik dalgalar içeren renkleri seçerim. Bu benim için bir çeşit denge.

Teknolojiyle birlikte gelişen yeni yaşam biçimlerinin oluştuğu aşikar. Siz kendi toplumsal gerçekliğinize yakın eserler mi üretiyorsunuz; yoksa resimleriniz bu değişen dinamikle bir uyum içerisinde mi?

Konularım, geçmişten geleceğe hatta başka ölümsüz dünya ve gezegenlere ulaşmak için kurulan gizemli köprülerdir. Konularım, geçmişten gelen izlenimlerin, etkilerin, travmaların ve mutlulukların beyin hücreleri tarafından geleceğe aktarılmasının tasviri ve fiilleridir. Bu izlenim ve beyin hücrelerinin arşivlediği olaylar, etkinlikler, geleceğe de yansır. Geleceğe ait tasarımlar ve planlar, ruh ve beyin hücrelerinin izlenim ve yaratıcılığı, bu alem ve dünyayı bile aşar. Öbür dünya ve gezegenlerle bağ kurar. Sonsuza ulaşmaya arzu duyar.

Resim sanatı hayatınıza nasıl dahil oldu? Hangi duygunuza nasıl temas etti? Okulunuzun ve çalışma fırsatı bulduğunuz atölyenin sanatınızın şekillenmesinde nasıl bir etkisi var, merak ediyorum.

Beyindeki gizemli hücreler, insanları yönetir. Bu icrayı bende yazı, çizgi ve düşünce olarak sergiliyorum. Resim yapma, düşünme ve yazma işlevi, o gizemli hücreler tarafından bir elektro manyetik dalga gibi çekilir, arşivlenir ve sonra da konsantre olur. Bu bir beyin aküsü gibidir. Bu akü insanlara yol gösterir. Resim, yazı insanları yönetmez; beyin hücrelerinin doldurduğu travmalar, zevkler, olaylar insanları yönetir ve etkiler. Şahsen akademide benim stilimi ve konularımı değiştiren, değiştirebilen olaylar, etkinlikler olmadı. Bildiğim yolda ilerledim; fakat tekniğime çok faydası oldu.

Eserlerinize ilham kaynağı olan şey/ler nedir?

İnsanların yaşam kavgalarında sergiledikleri zorlukları ve gizemleri, ebedi eşitsizliklerini irdeliyorum. Yapıtlar beyin hücreleri tarafından belirlenirler. Beyin olmazsa ruh, kalp, his, vicdan; kısacası hiçbir şey olmaz. Yaradanı bile beyin yaratır, gerisi literatürdür. Bende her zavallı kul gibi beynimdeki hoşlukları, travmaları, her türlü hislerimi beynimden gelen emir ve komuta prensibi ile icra etmeye çalışıyorum.

Sanatın her alanında beğenerek izlediğiniz, yakın durduğunuz sanatçılar vardır; fakat ben gerçekten iz bırakanları sormak istiyorum.

Michelangelo Buonarroti. Bence en büyüktür. O bir ‘alien’ yani insan üstü bir sanat yaratıcısı. İlahi, insan üstü bir dehadır.

Onlarca ressam, heykeltraş hatta klasik müzik hayranı olduğum için birçok kompozitör sanatıma ışık oldu, etkiledi. Resim yaparken Finlandiyalı kompozitör olan Jean Sibelius‘u dinlerim. Sibelius beni gezegenlere götürür, ilham verir.

Pandemi dönemi, sanatçı ve sanatseverleri buluşturma noktasında yeni yöntemlere vesile olsa da; sergiler kadar tatmin etmiyor, beslemiyor olsa gerek. Ki yakın zaman önce 10’uncu kişisel resim serginizi Paris’te açtınız. Bu pandemi süreci size nasıl yansıdı, nasıl geçti?

Bu salgın süreci beni uyandırdı. Paslarımı sildi, kabuğumdan çıktım, uyandım ve yeni bir hayat buldum. Keşke on sene önce gelseydi bu virüs, önümde bir zaman serveti olurdu! 🙂 Eski gömleğini çıkarıp atan kobra yılanı gibiyim; ama geç oldu. Herkes gibi beni de etkiledi tabi. ‘Evham’ ve korkulardan öte bir deney ve sınav oldu. Bütün yaşamımı sorguladım, olumsuz etkilendim, kimyam bozuldu; fakat benim için bir uyanış oldu.

Resimlerine bakmak isterseniz: Galeri

Kıymetli vaktini ayırıp sorularımı Dinçer Erke’ye yönelten gazeteci-yazar Tansu Sarıtaylı’ya özel teşekkürlerimle…

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

+ 9 = 17

1 Yorum