Kültür

Robert McCrum’un Enler Listesi #3

Robert McCrum, iki yıl süren dikkatli bir incelemenin ardından, İngilizce yazılmış en iyi 100 romanı seçti.

İkinci listenin devamıdır…

  1. The Good Soldier, Ford Madox Ford (1915)

İyi Asker

İki çiftin, ihanetle, ikiyüzlülükle ve sırlarla dolu arkadaşlığının öyküsüdür. Bir yanda iyi asker Edward ve eşi Leonora, diğer yanda ise kitabın anlatıcısı olan John ve eşi Florence Dowell, Nauheim’daki kaplıcalarda tanışır ve çabucak arkadaş olurlar ama bu arkadaşlık içten içe çürüyen bir elmaya benziyordur. Dışarıdan bakıldığında, iki çiftin de evliliklerinde hiçbir problem yok gibidir; ama öyküyü her şeyden habersiz olan John Dowell’ın ağzından dinledikçe hem Dowell’ın hem de okurun kafasındaki “kusursuz çift” imgesi gitgide değişecektir. Hem kendisi hem de anlattıkları çelişkilerle dolu olan, romanın başkarakteri Dowell’ın da dediği gibi: “Duyduğum en acıklı hikâye bu.”

 

  1. The Thirty-Nine Steps, John Buchan (1915)

Otuz Dokuz Basamak

1914 yılında Avrupa savaşın eşiğindedir ve her yerde casuslar cirit atmaktadır. Rodezya’dan Londra’ya yeni bir hayat kurmak üzere gelen Richard Hannay, Franklin P. Scudder adlı bir İngiliz ajanının yardım talebiyle karşılaşır. Ajana göre, Almanlar Yunan Başbakanına bir suikast düzenledikten sonra İngiltere’ye ait bazı belgeleri çalıp Avrupa’da savaşı başlatmayı planlamaktadırlar ve İngiltere’deki bu Alman casusluk şebekesinin adı “Siyah Taş” tır ve ortada “Otuz Dokuz Basamak” olarak adlandırılan bir sır dolaşmaktadır.

Birkaç gün sonra apartman dairesine gelen Richard Hannay, İngiliz ajanının öldürülmüş olduğunu görür. Polisin cinayet için ilk başta kendisinden şüpheleneceğinden korkan Hannay olayın sırrını açığa çıkarmak üzere İskoçya’ya doğru yola çıkar. Peşinde artık hem polis hem de Alman casusları vardır.

 

  1. The Rainbow, DH Lawrence (1915)

Gökkuşağı

İlk kez 1915 yılında yayımlanan “Gökkuşağı” yirminci yüzyılın en büyük yazarlarından biri sayılan D.H. Lawrence’ın yazarlık serüveninde önemli bir evreyi yansıtır. Bir bakıma yazarın en tutkulu yapıtlarından biri sayılır. İlk yayımlandığı yıllarda birtakım tutucu çevrelerin büyük tepkisiyle karşılanan bu roman, yanlış anlaşılmış, yanlış değerlendirilmiş, sonuçta bir süre için de olsa yasaklanmıştı. İngiltere’nin kırsal kesiminde yaşamış bir ailenin üç kuşağının gündelik yaşamını dile getiren bu romandaki karakterlerin yaşamları, olağanüstü ve sevecen bir gerçekçilik anlatımı içinde sunulmuştur.

 

  1. Of Human Bondage, W Somerset Maugham (1915)

İnsanın Esareti

Yazar, başlığını Spinoza’nın Ethica adlı yapıtının bir bölümünden aldığı romanında, gerçekle kurguyu iç içe geçirmiştir. Özyaşamıyla büyük ölçüde paralellikler taşıyan bu romanda, küçük yaşta öksüz kalıp akrabaları tarafından büyütülen, bir ayağı doğuştan sakat olan Philip’in uyum sağlamakta zorlandığı yatılı okul günlerinin ardından acılı olgunlaşma yıllarını anlatır. Önce muhasebeciliği deneyen, daha sonra sanat eğitimine yönelen Philip, en sonunda Londra’da tıp eğitimine başlar. Orada onu yıkıma sürükleyecek ve hayatını altüst edecek bir aşk macerası beklemektedir.

Somerset Maugham’ın yarı otobiyografik romanı, yazarın acımasız dürüstlüğünü ve en iyi şekilde hikaye anlatma yeteneğini gösteriyor.

 

 

 

  1. The Age of Innocence, Edith Wharton (1920)

Masumiyet Çağı

Yazarın on ikinci romanı ve en önemli eserlerinden birisi olan kitabın konusu 1870’lerde New York şehrinde geçer. Üst sınıf bir çiftin yaklaşmakta olan evliliği ve gelinin, mutluluklarını tehdit eden kuzeni romanda konu edilir ve Amerikan toplumunda ikiyüzlü yaşamı, dejenere olmaya başlayan Amerikan sosyetesi, dedikodu ve ahlaksız erkeklerle kadınları anlatılır.

  1. ​​Ulysses, James Joyce (1922)

Konu, özünde son derece yalındır: Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan Yahudi asıllı bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom’un karşılaş(tırıl)maları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır: Stephen “sanatsal” doğanın, Bloom ise “bilimsel” doğanın temsilcileridir. Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler: Stephen, Joyce’un gençliğinin, Bloom ise olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen’ın, deyim yerindeyse, “manevi babası”dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros’un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce’un kullandığı değişik teknik ve biçemlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom’un karısı Molly’nin düşüncelerinin yansıtıldığı “bilinç akışı”ndan gelir.

 

 

  1. Babbitt, Sinclair Lewis (1922)

İbret

Romanımızın kahramanı Babbitt, bir iş adamıdır. Yaşadığı bölgenin ve ait olduğu sınıfın tüm özelliklerini bünyesinde barındırır. ABD’de içki yasağının yaşandığı yıllarda geçen romanda sürekli kendi kendine verdiği tütünü bırakma sözü ve her söz verişinde yaktığı purolarla, cemiyet hayatı, mason locaları ve kulüplerine kendini kabul ettirme çabaları, ün ve para kazandıkça manevi değerlerinden uzaklaşan, kendisi olmaktan çıkan ve kazandıkça aslında kaybeden Babbitt’in dramatik hikâyesi anlatılıyor. Hayat karşısındaki ezikliğini başka şekillerde telafi etmeye çalışan tipik Amerikan burjuvasının ağır bir eleştirisi diyebiliriz.

 

  1. A Passage to India, EM Forster (1924)

EM Forster’ın Hindistan’a Geçidi, Hindistan’daki İngiliz sömürge varlığının sona ermesinin gerçek bir olasılık haline geldiği bir zamanda yazılmıştı. Roman şimdi İngiliz edebiyatının kanonunda, bu kolonyal varlığın gerçekten en büyük tartışmalarından biri olarak duruyor. Ancak roman aynı zamanda arkadaşlıkların nasıl İngiliz sömürgeci ile sömürgeleştirilmiş Kızılderili arasındaki boşluğu kapatmaya çalıştığını (çoğu kez başarısız olsa da) gösterir.

Gerçekçi ve tanınabilir bir ortam ile mistik bir ton arasında kesin bir karışım olarak yazılan A Passage to India, yazarını hem mükemmel bir stilist hem de insan karakterinin algısal ve keskin bir yargıcı olarak gösteriyor.

 

  1. Gentlemen Prefer Blondes, Anita Loos (1925)

Erkekler Sarışınları Sever

İki kız arkadaşlar; Lorelei (sarışın) ve Dorothy (esmer); İkisi de Madonna kadar maddi kızlar; Elinizin öpülmesi çok hoş olabilir ama elmaslı safirli bir bilezik sonsuza kadar kalır…

… ciddi ciddi feministler:

… çünkü, yani, iki kızın birbirlerine arka çıkmalarından daha şahane bir şey olamaz bence.

Bütün bu satırların yazarı Lorelei ise tam bir filozof;

Ona yani -ne de olsa- öyle değil mi, kuşların uygarlığın en yüksek aşaması olduğunu düşündüğümü söyledim. İşte bu yüzden Gerry bana benim küçük filozofum, diyor.

Bu yüzden… Erkekler sarışınları sever!

James Joyce bu kitaba bayıldı, Santayana Amerika`dan çıkan tek gerçek felsefe kitabı, dedi. Siz ne duruyorsunuz?

(Arka Kapak)

 

  1. Mrs Dalloway, Virginia Woolf (1925)

Romanda, bir kadının bir gün boyunca yaşadıklarını, düşündüklerini zaman zaman geriye dönüş yöntemiyle anlatır.

Roman, Clarissa Dalloway’in akşam evde vereceği parti için çiçek almak üzere dışarı çıkması ile başlar. Roman, Mrs. Dalloway’in zihninde geçmiş-günümüz arasında gel-gitlerle sürmektedir. Metin boyunca Septimus ile hiç karşılaşmayan Clarissa arasında bir bağ kurulur. Akşam parti de ise Septimus’un ölüm haberini alan Clarissa kendini Septimus’un yerine koymaktadır. Clarissa, parlement üyesi olan Richard ile evlidir, fakat mutsuzdur. Çünkü Clarissa erkeklerden fazla kadınlara ilgi duymaktadır. Zaten, romanda Sally ile öpüşmelerini hayatındaki en mutlu an olarak nitelendirmiştir. Clarissa, roman boyunca kafasında ölüm ile ilgili düşünceler vardır.

Yazar, romanında savaşı, toplumu ve ince bir şekilde de yönetim sistemini eleştirmektedir.

 

  1. The Great Gatsby, F Scott Fitzgerald (1925)

Muhteşem Gatsby

Roman, 1922 yazında müreffeh Long Island’daki hayali West Egg kasabasında, romanın ana karakteri, gizemli genç milyoner Jay Gatsby ile saplantılı şekilde âşık olduğu Daisy Buchanan arasında geçen olayları, bir başka roman karakterinin gözünden( Nick Carraway) anlatır. F.Scott Fitzgerald’ın baş yapıtıdır. Romanda çöküş, toplumsal karışıklık, idealizm ve ölçüsüzlük temalarıyla Caz Çağı tasvir edilir, Amerika’nın 20’li yılları eğitici bir biçimde ortaya konur.

 

  1. Lolly Willowes, Sylvia Townsend Warner (1926)

Lolly Willowes

“Kadınlar dinamit olduklarını biliyor ve kendilerini meşrulaştıracak bir patlamanın özlemini çekiyorlar.”

Laura “Lolly” Willowes, ebeveynlerini kaybedince ağabeyi Henry’nin Londra’daki evine taşınır ve orada kız kurusu “Lolly hala” olarak yaşarken deneyimlediği bir olay sebebiyle hayatını değiştirir. O dönemin bekar bir kadını için şok edici bir karar verir ve “tek başına” yaşamak için bir köye taşınır. Virginia Woolf’un “kendine ait bir oda”sının yerini burada ağaçların arasına saklanmış bir küçük ev alacaktır. Fakat Lolly’nin gerçek özgürlük arayışı burada da bitmez. Kadınların gece yarısı ormana doğru yürüdüğü ve ışıkların geç saatlere kadar yandığı bu köyde, onun giymesini bekleyen siyah bir pelerin vardır!

  1. The Sun Also Rises, Ernest Hemingway (1926)

Güneş de Doğar

Roman, 1920’li yıllarda vatanlarından uzakta, kendi sürgünlerini yaşayan ve düş kırıklığı içindeki bir grup Amerikalının Fransa ve İspanya’daki hedonistik yaşantılarını anlatır. Roman, “kayıp nesil” olarak da adlandırılan bu insanlardan biri olan savaş yorgunu bir Amerikalı savaş gazisi Jake Barnes’ın ağzından anlatılır.

 

  1. The Maltese Falcon, Dashiell Hammett (1929)

Malta Şahini, Dashiell Hammett’ın 1930’da basılmış dedektiflik romanıdır.

İlk olarak seri halinde “Black Mask” dergisinde yayımlandı. Eser birkaç kez sinemaya uyarlandı. Baş karakter Sam Spade yalnızca bu romanda ve daha az bilinen üç hikâyede yer almasına karşın, kül yutmaz özel dedektif türünün gelişimini gösteren belirgin bir figür kabul edilir – örneğin Raymond Chandler karakteri Philip Marlowe, büyük oranda Hammett’ın Spade karakterinden etkilenilerek yazıldı. Spade, Hammett’ın isimsiz ve pek çekici sayılamayacak karakteri The Continental Op’tan ayrılır. Sam Spade kendisinden önceki dedektiflerin pek çok özelliğini bünyesinde toplamıştır; özellikle keskin tarafsızlığı, ayrıntıları kaçırmayan keskin gözleri ve kendi adaletini sağlamak konusundaki gözükaralığı ve kararlılığı. O, perişan halde olanı, ahlâksızı ve hayatın bayağı yanını gören, ancak yine de kendi “lekesiz idealizm”ini koruyan adamdır.

 

  1. As I Lay Dying, William Faulkner (1930)

Döşeğimde Ölürken

Yazarın beşinci romanı olup; başlığı, Homeros’un Odysseia’sının On Birinci Bölümünden, Agamemnon’un Odysseus’a söylediği sözlerden alınmıştır.

Roman, bilinç akışı tekniği, farklı anlatıcıları ve farklı uzunluktaki bölümleriyle bilinir; en kısa bölüm, yalnızca beş sözcükten oluşur: “My mother is a fish” (“Bir balıktır benim annem”).

Döşeğimde Ölürken, 15 farklı anlatıcının gözünden anlatılmış 59 bölümden oluşur. Konusu, Addie Bundren’in ölümü ve ailesinin onun Jefferson kasabasında gömülme arzusunu gerçekleştirme çabasıdır. Faulkner’ın birçok yapıtında olduğu gibi, konu Mississippi’deki düşsel Yoknapatawpha County’de geçer.

 

  1. Brave New World, Aldous Huxley (1932)

Cesur Yeni Dünya

Romanın kurgusu Londra’da 26. yüzyılda geçmektedir ve distopik bir atmosfer mevcuttur. Romanda üreme teknolojisi, öjenik ve hipnopedi (uykuda öğretim) sayesinde toplum değiştirilmiştir. Aslında tanımlanan dünya bir ütopya olarak da gözükebilir, fakat ironik bir ütopya; zira insanlık sağlıklı, teknolojik açıdan gelişmiş, savaşlar ve yoksulluk yok edilmiştir; tüm ırkların eşit olduğu ve herkesin mutlak olarak mutlu olduğu bir dünya vardır. Fakat, ironik biçimde, tüm bu gelişmeler birey için çok önemli olan birçok değerin yok edilmesi, kaldırılması ile başarılmıştır; aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat ve felsefe artık yoktur. Yeni Dünya’da tanrı Ford’dur. Ayrıca salt zevki önüne gelenle seks yapmada ve vücutta yan etkileri en aza indirilmiş bir uyuşturucu olan soma kullanmada bulan toplum hazcı (hedonistik) bir topluma dönüşmüştür.

 

  1. Cold Comfort Farm, Stella Gibbons (1932)

 

  1. Nineteen Nineteen, John Dos Passos (1932)

1919

John Dos Passos üçlemenin ikinci kitabı 1919’da savaşın anlamsızlığını anlatmaya devam eder. Toplumun farklı kesimlerinden insanların kimi zaman birbirleriyle kesişen öyküleri çevresinde savaşa yüklenen anlamları, ardındaki kirli oyunları ve dünya siyasetinin nasıl şekillendiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. Savaş ironik bir biçimde, milyonlarca kişinin hayatları üzerinden yaşamı yeniden şekillendirirken bir yandan da insanlığa ilişkin pek çok şeyi yerle bir eder. Savaş koşullarının yarattığı boşluk içerisinde erozyona uğrayan değer yargıları, aynı zamanda savaşı sürdüren duygusal ortamı da körüklemektedir.

 

  1. Tropic of Cancer, Henry Miller (1934)

Henry Miller’ın “samimi cinselliği nedeniyle kötü şöhretli” olarak nitelendirilen ve “şu anda literatürde verdiğimiz özgür konuşmadan” sorumlu bir romanıdır. İlk olarak 1934’te Paris, Fransa’daki Dikilitaş Press tarafından yayınlandı, ancak bu baskı ABD’de yasaklandı.

 

  1. Scoop, Evelyn Waugh (1938)

Evelyn Waugh’un mizahı unutulmaz olmaya devam ediyor.

 

Kaynakça:

https://www.theguardian.com/books/2015/aug/17/the-100-best-novels-written-in-english-the-full-list

https://tr.wikipedia.org/wiki/Anasayfa

https://www.idefix.com/Kitap/Iyi-Asker-Bir-Tutku-Oykusu/Edebiyat/Roman/Dunya-Roman/urunno=0001783876001?gclid=Cj0KCQiAx9mABhD0ARIsAEfpavSXzgmUFuXGXElXh96aedgevJUApo-BzHWet6NdVGrs-xiqKSKl4twaAsAWEALw_wcB&gclsrc=aw.ds

https://books.google.com.tr/books/about/G%C3%B6kku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1.html?id=8Y-GDQAAQBAJ&source=kp_book_description&redir_esc=y

https://www.kitapyurdu.com/kitap/insanin-esareti/424442.html

https://kitap.yazarokur.com/ulysses

https://ozetivar.com/ibret-kitap-incelemesi/

https://www.greelane.com/tr/be%C5%9Feri-bilimler/edebiyat/a-passage-to-india-review-741017/

https://www.alfakitap.com/Kitap/lolly-willowes-sylvia-townsend-warner-mona-kitap/185790

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın