Kültür

Edgar Allan Poe’nun Yazma Felsefesi

Edgar Allan Poe, 19. yüzyılın başında yaşamış, pek çok yazara ilham olmuş yazdıklarının etkisi hiçbir dönem sönmemiş şair ve yazar. Amerikan edebiyatında kısa öykünün ilk yazarlarındandır ve romantizm akımının öncülerinden kabul edilir; ancak kendisi bazı açılardan bunu kabul etmek istemez.

Poe denilince akla ilk gelen kasvetli, gotik öyküleridir evet; ancak kendisi modern polisiyenin de babası sayılır. Morgue Sokağı Cinayeti kabul edilen ilk modern dedektiflik hikayesidir. Dupin karakteri de Sherlock Holmes ve Hercule Poirot’un ilham kaynağıdır.

Edgar Allan Poe’nun Yazma Felsefesi

Poe, “Yazmanın Felsefesi” isimli makalesinde, yazma işine bir etkinin düşünülmesiyle başladığından bahsediyor.

“Kalbin, zihnin ya da ruhun açık olduğu sayısız etkiden hangisini seçmeliyim? derim. Canlı bir etkide karar kıldıktan sonra, onun olayla mı yoksa edayla mı en iyi işlenebileceğini düşünürüm. Ardından bu etkinin oluşturulmasında bana en çok yardımı dokunacak bu tür olay ya da eda birleşmelerini çevremde (daha doğrusu içimde) ararım.”

Yazar, öykülerinde insanların normal hayatta yaşayamayacakları deneyimleri yaşamlarına olanak sağlayacak, özgün kurgular geliştirmeyi hedeflemiştir. Bir heykeli taştan oyar gibi öykülerini ince ince işlemiştir. Bir romantik olarak görülmesine karşılık o kendisinin aklın ve sağduyunun izinde kurgular yarattığından bahseder.

Bir anahtar kelimeler listesi çıkardım; bayağı uzun oldu, ancak tüm bu kelimelerin öykülerde ne kadar sık tekrarlandığını sizler de fark etmişsinizdir. İşte o gotik, korkutucu, karanlık üslubu yaratan biraz da kelime seçimleriyle yarattığı atmosfer.

Poe, özellikle kapalı mekânlara derinlik katmayı iyi biliyor. Goblenleri, tabloları, ağaçlık alanları hareketlendirmeyi, düş gücümüzü tahrik edip orada tekinsiz bir şeyler olduğunu fark etmemizi sağlıyor.

Yumuşak halılardaki, kadife döşemelerdeki, soğuk mahzenlerdeki, nemli gemi pruvalarındaki dokunsal öğeleri oturduğumuz yerden hissetmemizi sağlıyor. Hışırtıları, fısıltıları ve briketlerin ardındaki sesleri duymamıza; ağır perdelerin örttüğü pencerelerden sızan kızılımsı ışıkları ve duvarlarda bir anlığına beliren gölgeleri görmemize neden oluyor.
Bunu kendi satırlarıyla şöyle ifade etmiş; “ …yalıtılmış olay etkisi için kapalı bir çevrilmiş mekan bana her zaman zorunlu gelmiştir.”
Hissediyoruz. İnsanın bilinçdışı karanlık bir kuyuysa eğer, Poe o kuyunun içindeki korkulara, endişelere, takıntılara ve insan olmanın önüne geçebilecek her türden deliliğe sesleniyor.

Peki ya Poe’nun bilinçdışı?

Hangi kelimelerin yazılacağı, hangi etkinin neyle uyandırılacağı, nasıl bir mekân oluşturulacağı tamamen hesaplanmış bu öykülerde aslında Poe’nun iç dünyasının izlerine de rastlıyoruz.

“Tüm hüzünlü konular içerisinde, insanlığın evrensel anlayışına göre, en hüzünlü olan nedir? Besbelli ki yanıt ölümdü. … Öyleyse güzel bir kadının ölümü hiç kuşkusuz dünyanın en şiirsel konusudur.”

Poe’nun hayatına kısa bir bakış atarsak, küçük yaşta annesini kaybettiğini, Allan ailesi tarafından evlat edinildiğinde anne sevgisini yaşadığı üvey annesini de kısa süre sonra kaybettiğini okuruz. Severek evlendiği karısını da bir süre sonra hastalıktan yitirir.

Öykülerindeki “Ölen güzel kadınlar” temasının sürekli tekrarlanmasının bir anlamı olduğu kesin. Kadınlar çoğu zaman akıllı, aşırı idealize edilmiş, bedensel hastalıklarla harap düşen, zayıflayan, solgunlaşan ve sonunda ölüme teslim olan karakterlerdir.

Üvey babası ile hiç anlaşamayan Poe, gençlik dönemini yalnızlık içinde geçirir; aşk, arkadaşlık ve dostluk konularında hep hayal kırıklıklarına uğrar. Delilikle, zihinsel hastalıklarla uğraşan, şiddet eğilimli karakterleri bu nedenle genelde erkektir.

Freud, insan doğasının temel güdülerini libido (live) ve destrado (destroy) olarak isimlendirmiştir. Libido sanılanın aksine sadece cinsel istekle alakalı değil, bütün yaratıcılık ve yaşama duyulan arzular / eylemlerle ilgilidir. Destrado ise yıkıcılık, agresyon ve ölümle ilgilidir. Bizi kısıtlayan, hareketsiz bırakan, keyif almaktan alıkoyan her şey destradodan kaynaklanmaktadır.

Poe’nun öykülerinde destradonun izlerini çok kolay yakalarız. Hatta kadınlarla ilgili imagosu öyle çarpıktır ki kadınlar ya aşırı sevilir, müthiş güzel ve akıllı bulunur ya da nefret edilir. Kadının erotize edildiğini görmek de pek mümkün değildir. Erotizasyon ölümle taçlandırılmıştır. Solgun bedenli, mavi damarlı alınları olan, beyaz geceliklerin içinde ipek çarşafların arasında ölmeyi bekleyen kadınlar destradonun gelini olmuşlardır.

Poe’nun üslubunda bizi çeken, içine hapseden bir yan var. Eserlerinin günümüzde hala çok etkileyici olduğu aşikâr. Seveni çok; ama bazı okuyucular için öykülerini anlamak oldukça zor. Bu yazı dizisinin ilerleyen bölümlerinde yazarın kalemine daha yakından bakacağız.

Edgar Allan Poe ve Tek Etki Kuramı isimli yazıyı okumak için tıklayınız.

Kuzgun I resmine buradan ulaşabilirsiniz.

Kuzgun II resmine buradan ulaşabilirsiniz.

YAZAR HAKKINDA

Gizem Ozan Aslan

En sevdiği çiçek yasemin olan kadın, gecenin sessizliği içinde yazıyordu. Yarayı ve izi… Zamanı ve yansımayı… Bazı kelimelere fena takıntılı, karakterleri hezeyanlı, deliliği düş ile değiş tokuş ediyordu. Kendini bildi bileli…

Bir Yorum Yazın

5 Yorum

  • Başarılı bir inceleme olmuş, ellerine sağlık…

    Bende Poe’yu tekrar, bu kez daha dikkatli okuma isteği uyandırdın.

  • Yazma işindeki incelikli tavrını ve temel güdüsünün ardında yatanı öğrendim. Atmosferi yakalayan anahtar kelimelerle de beraber okunası ve keyifli bir inceleme. Çook teşekkürler