Kültür

Kıbrısın Luvana Çorbası Turunçla Daha Güzel

Yağmura aldırmadan dışarı çıkıp komşunun duvarsız bahçesinde kalan son turunçlardan birini koparıp geldim. Çorbama sıkarken sisten göz gözü görmese de biraz ilerdeki denizin bir ucunun Kıbrıs olduğunu, orada birilerinin turunçlu luvana çorbası içiyor olabileceğini düşünerek gülümsedim.

Santorini Favası ve Kızarmış Yeşil Domatesler yazımı okuyanlar gambilyanın kargodan gelmesini beklediğimi anımsayacaklardır. Planım Santorini Favası yapmaktı. Malzemelerin hepsini hazırladığımı düşünerek pişirmeye başladım. Gambilyalar düdüklüde pişmek üzereydi ki kaparinin olmadığını fark ettim. Eyvah… Hemen yeni bir planla yazıyı hazırlarken dikkatimi çeken Luvana çorbası yapmaya karar verdim. Birkaç gündür yağan yağmurlarla hava biraz soğumuştu. İnsanın içini ısıtan sıcak bir çorba iyi olacaktı. İnternetten çeşitli kaynakları tarayıp çorbayı aslına uygun olarak pişirdim. Yazarlardan biri “kokusunu alsın, tütsün diye “turunç” sıkılırdı” diyordu. Yağmura aldırmadan dışarı çıkıp komşunun duvarsız bahçesinde kalan son turunçlardan birini koparıp geldim. Yemekte çorbama sıkarken sisten göz gözü görmese de biraz ilerdeki denizin bir ucunun Kıbrıs olduğunu, orada birilerinin turunçlu luvana çorbası içiyor olabileceğini düşünerek gülümsedim.
Kıbrıslı Türkler Luvana, Kıbrıslı Rumlar Louvana, Yunanlar fava, İngilizler ise “yellow split pea soup” yani sarı kırık bezelye çorbası diyor. Muğla, yöresinde salçalısı “mürdümük çorbası” olarak pişiriliyor. Tarif çok kolay: bir gece önceden ayıklayıp, yıkayıp süzülen luvanaları (Gambilya, mürdümük) ıslatın. Sabah ıslama suyunu süzüp üzerini bir iki parmak geçecek kadar suyla yumuşayana kadar haşlayın. Ayrı bir tavada incecik doğradığınız soğanı ve sarımsağı zeytinyağında pembeleştirin. Haşlanmış olan luvananın üzerine dökün. Tuzunu, pul biberini ilave edin. Suyu çok azalmışsa arzunuza göre sıcak su ekleyin. Ara ara karıştırarak pişirin. Afiyet Olsun. Kıbrıslılar çorbayı luvananın dörtte biri kadar da pirinçle pişiriyor. Kıbrıs ya da Muğla dolaylarında pişen çorbaların lezzetini merak ederseniz içine biraz turunç sıkın, yoksa limonla da deneyebilirsiniz.
Karnavaleks.com da yer alan “Haftanın Önerisi” bölümü için Mark Crick’in yazdığı “Kafka’nın Çorbası” kitabını önerdim. Yazar; on iki yazarın üslubunu taklit ederek onların ağzından yemek tarifleri yazmış. Keyifle okuduğum kitabın tanıtımı için ilave okumalar yaparken bir yandan da uzun zamandır istediğim bir blog sayfasını yapmaya çalışıyordum. Amacım sosyal medyada paylaştığım yazı resim vs. blogda paylaşıp kalıcı hale getirmekti. Çünkü oldukça emek yoğun olan bu tür paylaşımlar bir anlık bir tüketim nesnesine dönüşüp yok olup gidiyor. Kendisinin de bloğu olan bir arkadaşım beni özellikle yabani bitkiler ve yenilebilir otlara ilişkin bir blog oluşturmam konusunda cesaretlendirmeye çalışıyordu. Aynı sıralarda Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB, ADHD) olasılığı olan başka bir arkadaşım aracılığıyla sanal ortamdaki yetişkin DEHB grubuyla tanıştım. Orada yazılanları okurken tanı konsun ya da konmasın Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB, ADHD) olanların yaşadığı sorunları görünce bloğu DEHB konusunda farkındalık yaratmak için de kullanabileceğimi düşündüm. Ve ilk yazıyı da yapamadığım Santorini Favası aracılığıyla oluşturmaya karar verdim. Bloğumun adı “Unutmama Dünlüğü”.
Tanıtım yazım şöyle:
“Öyle hızlı unutuyoruz ki. Geride bıraktıklarımızı hatırlamak bazen mümkün olmuyor. Belki benim yaşla birlikte yaşadığım sorundur, belki de tüketme alışkanlıklarımızın bir uzantısıdır. Ama beni çok rahatsız etmeye başladı. Zaman zaman unuttuklarımı anımsamama yardım edecek bir şeyler yapma girişimim oldu ama hepsi yarım kaldı. Bir diğer neden de bir kaç yıl önce öğrendiğim Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olabilir. Hikâyesini bir ara anlatırım. Bu bloğu biraz da benim gibi insanların daha erken tanı alabilmesi için farkındalık yaratmak amacıyla kullanmayı düşünüyorum. Ama öncelikle kendim için “ben de bir şeyler yaptım, başardım; Towandaaa…” demek için.” Bloğu henüz tamamlayamadım. Ama ilk yazımı yayınladım. .
Kıbrıs’ta Lefkoşe’de Bandabulya’nın (“Her şey için bir yer”, her şeyin bulunduğu pazar yeri) arkasına geçtiğinizde sizi duvarlar ve tel örgüler karşılar. Şehrin kuzey batısındaki parka gidersiniz; karşıdaki evleri, arabaları, insanları görürsünüz. Aralarına girip bir frape içemezsiniz. İzin verilmez: tel örgüler vardır. Oradan öteye geçemezsiniz. Aslında geçebilirsiniz, ama buradan geçemezsiniz, Ama her iki kesimden bazı Kıbrıs vatandaşları rahatça bu sınırları geçip iki tarafta da olabilirler. Bunların dışında kalan kişilerin öbür tarafa geçmek, o frapeyi içmek için uçağa binip Atina’ya gidip oradan Güney Kıbrıs’a geçip karşıdaki insanların arasına karışması gerekir. Sabah kahvenizi orada içmek için kaç defa gidersiniz?
Kent: Lefkoşe, yemek: Luvana Çorbası, kitap: Kafka’nın Çorbası*, bitki hem çiçek hem meyve olarak Turunç Ağacı (Citrus aurantium) **, film: Babette’in Şöleni (Yönetmen Gabriel Axel, 1987 yapımı) ***.

Başka kentler, başka yemekler, başka çiçekler ve başka kitaplarda buluşmak üzere.

Dip notlar:
1. *Kafka’nın Çorbası’nı okuduk diyenlere öneri Papaz Her Zaman Pilav Yemez, (J. Mario Simmel, Çevirmen Vahit Çelikbaş); **Turunç ağacını çiçekten saymayanlara Plumeria (Frangipani, Hint Mabet Ağacı, Amerikan fulü), *** Babette’in Şöleni’nden sıkılırsanız “Sofra Sırları” (Yönetmen Ümit Ünal, 2018 yapımı).
2. Evet; bende yetişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu var. Bir koyundan bir post olur düsturu doğrultusunda burada duruyorum. Ancak ekleme yapmayı da engelleyemiyorum. Yazının sadece dip notlarını hazırlamak için yaptığım okumalar nedeniyle bilgisayar ekranında yirmi üç pencere açık. Kültür bölümündeki ilk yazım Geze Geze : Çakistes ve Ayreli’de “başka kentler, başka yemekler, başka çiçekler ve başka kitaplarda buluşmak üzere” demiştim. Amacım da kentler, yemek tarifleri, bitkiler ve en az bir kitap ya da film önerisi ile bu yazı dizisini sürdürmekti. İlk yazmayı planladığım yazı ise yaşadığım kent Mersinden Sardinya adasına mersin dallarıyla uzanmaktı. O yazıyı hala yazıyorum. Ocak ayında ilk yazmayı planladığım yazıydı. Bu yazıyı ise dün akşamdan beri zorunlu olarak başka bir şey düşünmem gerekmediği her an kurgulayıp, bilmem kaçıncı kez hem planını hem içeriğini değiştirip oluşturdum. Yaklaşık 2 saattir hiçbir şey yapmadan yazıyorum. Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile yaşamak ciddi engeller oluşturuyor. Bir yanda dikkat eksikliği, konsantre olamama, bir yanda fazla konsantre olma. Şu aralar okuduklarımdan anladığım küçük yaşlarda tanı konanlar ya da konmamış hiperaktivite ve dikkat eksikliği bozukluğuyla başa çıkabilmek için ciddi çaba göstermeniz gerekiyor. DEHB ile yaşama konusunda blogda yazılar yazmayı planlıyorum. Nasıl bir fark olabilir ki diyenler için yazının ilk paragrafını oluşturan süreci nasıl yaşadığımı aşağıdaki parafta okuyabilirsiniz.

Gambilya Pişirmek
Santorini Favası ve Kızarmış Yeşil Domatesler yazımı okuyanlar gambilyanın kargodan gelmesini beklediğimi anımsayacaklardır. Planım Santorini Favası yapmaktı. Malzemelerimi hazırladım. Bir gece önceden ıslatmam gerekiyordu. Ama ben bunu gambilyalar kaynamaya başlayıp üzerinde toplanan köpükler taştığında anımsadım. Alışık olduğum bir şey, önemli değil. Hemen düdüklüye aktardım. Gambilyalar pişerken üzerinde kullanacağım soğanı doğrayacak, kaparileri biraz suda bekletecek, kurutulmuş domatesleri de yumuşatacaktım. Ama daha vakit vardı. Biraz instagrama bakabilirim dedim. Ama önce indirdiğim bir kitaptan kompost yapmak için aldığım kovaya neleri koyup neleri koymayacağım konusunu okumam gerekiyordu. Kahverengiler yeşiller derken kompostta kullanılan laktoserumun evde yapılabileceğine ilişkin bir cümle ilişti gözüme. Hemen Google Amcaya sordum. okurken esmer pirinç geldi aklıma. Laktoserumun başlangıcı pirinç yıkama suyu çünkü. Ne zamandır Tosya yöresinden geleneksel pirinç almak istiyordum. Hemen peşine takıldım gittim. İnstagramdaki reklamlarını bulmaya çalışırken mor patatesleri gördüm. Eskiden Bayramiç Taş değirmeninden sipariş veriyordum. Ama şimdi çok uzaktaydılar. Karbon ayak izi, kargocu çocuklar, sürdürülebilir değil vs. diyerek sürekli vazgeçiyordum. Daha yakın olduklarını düşündüğüm bir başka sitede onar kiloluk paketlerde satıyorlardı, beş kilo da satmaya başladıklarını duyuruyorlardı. Alayım dedim. Siteye girdim, sipariş verme sırasında adres ve ödeme bilgilerini doldururken beş altı defa, kredi kartı bilgilerini doldururken iki üç defa hata yaptım. Tam sonuna gelmiştim ki yok dedim, almayayım. Sivas da çok yakın değil. Aynı anda instagramda dinlediğim bir söyleşiye yorum yapmaya karar verdim. Yorumu yazarken bir üstteki yazıda gördüğüm bir film tanıtımı ilgimi çekti. Hemen yeni bir sekme açıp onunla ilgili okumaya başladım. Uzun zamandır konsantre olamadığım için film izlemedim ama olsun. Roman uyarlaması olan filmin aslına sadık kalmadığını okuyunca romanı merak ettim. Hemen Yandexte romanı aramaya başladım. Düdüklünün pimi çıktı.
Ocağın altını kıstım. Bilgisayarın başına oturdum, telefonda okumak gözlerimi çok yoruyor. Çamaşır makinesinin alarmı çaldı. Çamaşırları sermem gerekiyordu. Ertesi gün evde temizlik yapılacaktı. Tam da zoom da bir toplantıya katılacaktım. Bilgisayarı kanepeye bıraktım, telefondan Zoom’a girip toplantıyı açtım. Ses ve kamerayı kapattım. Bir yandan toplantıyı dinlediğim telefon elimde, diğer elimde çamaşırları doldurduğum sepeti kalçama dayamış asmak için çamaşırlığa giderken kedilerin etrafa saçtığı kumdan ayağım kaydı sendeledim. Bir gün tekrar düşeceğimden korkarak çamaşır sepetini sandığın üzerine koyup yerdeki kumları temizlemeye karar verdim. Süpürgeyi almış gelirken “önce kum kabındaki kakaları da temizlemeli” diye düşündüm. Süpürgeyi kum kutusunun yanına bıraktığımda kum kabını bir süredir yıkamadığımı fark ettim. Bir elimde süpürge bir elimde kum kabı balkona çıktım.
Hala favanın soğanını doğramamış, domatesi yumuşatmamış, kum kaplarını yıkamamış, çamaşırı sermemiştim ama bir iki saksının yeri değiştirmiş, bir iki telefon görüşmesi yapmış ve instagramda bir şeyler paylaşmıştım. Karnavalesk için bir kitap önerisi hazırlamış bir sonraki yazı için çerçeve çizmiş ve bir blog hesabı açmak için iki farklı servis sağlayıcının sitelerini dolaşmıştım.
Zoom toplantısı bittiğinden yemeği yapmaya başlayabilirdim. Fotoğraflarını çekip instagramda paylaşacaktım. Gambilyayı pişirmeden çekmemiştim. Hemen çiğ gambilyaları toprak bir tabağa doldurdum. “Bu tabağı da Betül’e götürmeyi unutmayayım;” dedim. Tabağın altına el dokuması bir örtü, yanına kırmızı soğan, kurutulmuş domatesleri koydum. Tezgahın üzerindeki kavanozda suda bekleyen dereotlarından bir dal koparıp teğet geçecek şekilde uzattım. Hazır. Telefonumla birkaç kare çekip sonra Santorini favası yapacaktım. İlla velakin telefonum yok. Yok, bulamıyorum. “Çekmesem de olur;” diyemiyorum. Bulmalıyım. Yok, yok, yok. Her şeyi tek tek düşünüyorum: Ne yaptım, nereye koydum, en son nerede gördüm? Fotoğraf çekmekten vazgeçtim. Geçtim tezgahın başına, malzemelerim hazırdı. Yani ben öyle sanıyordum. Ama kapari yok. Olmaz. Kaparisiz Santorini fava, duyulmuş şey değil, olmaz. Ee; ne olacak, bir B planı olmalı. Gambilya pişti. Yarın işe yemek gidecek. Sokağa çıkma yasağı başlamış, marketler kapalı. Santorini Favası ve Kızarmış Yeşil Domatesler yazısını hazırlarken okuduğum kaynaklardan birkaçı geliyor aklıma. Evet, bir kaçı; çünkü okuduğum yazının doğruluğunu anlamak için onunla ilintili üç beş yazı daha okumalıyım.” Kıbrıs’ın Luvana çorbasını yapabilirim;” dedim. Ve onunla ilgili okumak için oturdum tekrar bilgisayarın başına. Luvana çorbası tariflerini taradım. Çoğunluğu aynı kaynaktan alınmış, mercimekle yapılan ve soğanın yemeğe ne zaman nasıl katılacağı anlaşılmayan tariflerdi. İngilizce tariflerde ise bazılarında soğan yoktu. Bulduğum soğan olan tarifte ise “me tiganisi” diye bir sözcük geçiyordu. Araştırdım: Tava, soğan sarımsak kavurması. Bana Sivas’ta öğrendiğim Sohariş sözcüğünü çağrıştırdı. Üyesi olduğum facebook yemek grubunda bu iki sözcüğün peşine düştüm.
Sadece çorbaya turunç sıktığımda aldığım keyfi anlattığım ilk parafta oldu tüm bunlar. Evet; karnavalesk.com sitesinde yazılar yazıyorum. Daha çok yeni. Daha üçüncü ayımızdayız. Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (EDHB ) olanlar bir işte dikiş tutturamadığından bunu özellikle belirtiyorum. Bloğumu oluşturduğumda sizinle bu konuda hem kendi deneyimlerimi hem de edindiğim bilgileri paylaşacağım.
Sabrınız için teşekkür ederim.

Rukiye Çetin

Okumak daha çok yer işgal etse de yaşamımda, yazmak her zaman ya kalemimin ucunda ya da aklımdaydı. Uzun süren bir eylemsizlik sonrası yazma uğraşına yeniden döndüm. Katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesinde birlikte olduğumuz, hem çok şey öğrenip hem de çok eğlendiğimiz arkadaşlarımla bu karnavala ben de katıldım. Gezgin bir göçebe, acemi gurme, balkon bahçeci olarak , kentlerden, kırlardan topladığım dağarcığımdaki sesler, renkler, tatlar ve kokularla kalabalığa karışmaya çalışacağım.

YAZAR HAKKINDA

Rukiye Çetin

Okumak daha çok yer işgal etse de yaşamımda, yazmak her zaman ya kalemimin ucunda ya da aklımdaydı. Uzun süren bir eylemsizlik sonrası yazma uğraşına yeniden döndüm. Katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesinde birlikte olduğumuz, hem çok şey öğrenip hem de çok eğlendiğimiz arkadaşlarımla bu karnavala ben de katıldım. Gezgin bir göçebe, acemi gurme, balkon bahçeci olarak , kentlerden, kırlardan topladığım dağarcığımdaki sesler, renkler, tatlar ve kokularla kalabalığa karışmaya çalışacağım.

Bir Yorum Yazın

88 + = 89

7 Yorum

  • Okudukca sanki beni anlatmis dedigim cok satir var siz yazmaya devam edin bende okumaya iyi cok iyi

  • Elinize sağlık, ne kadar çok yeni bilgi edindim sayenizde. Eğlenceli ve dopdolu bir yazı olmuş.

  • Keyifle okuduğum, yeni bir çok şey öğrendiğim ve çokça Kendimi gördüğüm bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.

  • Ah harika bir yazı olmuş, yazıyı yazma sürecine de bayıldım, seni gözümde canlandırınca da, hızlı çekim olarak, epey güldüm, bu yazının bir kısa film senaryosu olabileceğini, benim de zaman zaman aynı şekilde hızlı çekim yaşadığımı, herşey in yarım kalabildiğini, şu sıralar Judith Halberstam ‘ın Çuvallamanın Queer Sanatı kitabını okuduğumu, daha yarısına gelmeden bana iki yazı ve şiir yazdırdığını, Çuvallamanın benim de başıma geldiği için bu kitabın beni çok rahatlattığını, en azından başarısız hissetmemem gerektiğini, çünkü başarılı olanlar, yazıları ve şiirleri istediği her dergide kolayca yayınlanan ayrıcalıklı kişiler demek benim için,her konuda çuvalladığım için nezaketen gülümsemek zorunda olmamanın ve istediğim herşeyi ötesini berisini düşğnmeden söylemenin büyük bir başarı olduğunu, daha yenilerde sürekli yazdığım bir dergiden, edebiyat skemşnşn ğgğn erkeklerine salladıpım için aforoz edildiğimi yazdoğım mail ve mesajlara cevap verilmediğinde anladığımı, sözcükleri n, cümleleri, cğmlrlerin düşünceleri oluşturup hepsinşn birer taş gibi karşı tarafa fırlatılabileceğini ve yaralayabileceğini, unutmak demiştin, bunun o kadar da kötü birşey olmadığını söylüyor Judith, unutmak ve bilmezden gelmek aslında beyaz erkeğin ve erkekler arasındaki kankalığın en büyük silahı, kalemi bulam beyaz adam silgiyi de buldu diyor bir atasözü. Geçmiş kötü anılardan kurtulup her günü yeni bir gün gibi yaşamak, dopum günlerinden ve isimlerden kurtulmak hiç de kötü gelmiyor düşününce, eskiye saplamak ve pişmanlıkların dünyasından kurtların dğnyasına uçmak, şu sıralar ben de üç dört kitabı bir arada okuyorum, kargodan yeni kitaplar da gelfi Judith ‘in referans verdiği bütün Kitapları aldım Türkçe’ye çevrilmiş olanları, çok önceleri akıp gitmekten söz etmiştim, kalmanın bir iktidar sorunu olduğundan, çok doğru geldi bir kez daha, unutmak da akıp gitmeye su taşıyor, bize öğretildiği gibi çok da kötü değil, yalan dünya değil bir alternatif dünya; fava yerine yeni malzeme turunç ve çorba, unutmaya devam, bu arada o kırmızı örtünün üstündeki zebralı tabak da bende.