Bir yıldır ben onunla, o benimle geziyor. Kaç kere birbirimizi yarı yolda bıraktık, kaç kere yeniden buluştuk; artık anımsamıyorum. Her defasında kitabın belli bir bölümüne gelip oralarda kalmışım. Kitap ayracının uzun süreli konukluğundan iz oluşmuş. Kitap ayracının halini ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bir türlü kitabın içine giremeyip okumaktan vazgeçtiğim anda “neden” sorusuna yanıt aramak için kitabı okuyanların yorumlarını okumaya karar verdim. Çok az kişi kitap hakkında değerlendirme yapmış onlarında çoğunluğu olumsuzdu. İnternet ortamında çeviri programlarıyla başka ülkelerin okuyucularının yorumlarını araştırmaya başladım.
Kitabın tam adını görüp okuduğumda beni neyin beklediğini ancak kavrayabildim. İngilizceye “Meyve Hırsızı: İç Dünyaya Tek Yönlü Yolculuk”, “Meyve Hırsızı: Ya da Ülke içine Dönüşü olmayan Yolculuk” olarak çevrilmiş. Türkçe kitap kapağında ise yalnızca Meyve Hırsızı yazıyordu. “Meyve Hırsızı” ile yeni bir yolculuğa çıktım. Paris’in kuzeyinde üç günlük bir geziye başladık. Değil mi ki gezginim, her türlü yolculuk benim işim, takıldım peşine. Birlikte epey dolaştık.
“olaylar bu aradaki boşluklarda şekillenir, gelişir, var olur.”

Son zamanlarda okuduğum ya da okumaya çalıştığım çağdaş yazarların romanlarında (Proust, Kundera, Handke vb.) metni anlamak için elimin altında bir telefon ya da bilgisayar bulundurmam gerekiyor. Söylenen her söz, anılan her isim metnin anlaşılması için bir ipucu taşıyor. Kah yazarlar kah bilim insanlarının kim olduğuna, dinlenen şarkıların ne anlattığına, geçilen köylerin isimlerine bakıyordum. En son yapay zeka “eğer araştırdığınız isim Fransa’da geçen bir edebiyat eserinde yer alıyorsa bambaşka bir anlamı olabilir,”dediğinde usulca telefonu masaya bıraktım.
Türkçe yorumlarda yanlış veya eksik çeviri, anlaşılmazlıklarla ilgili tespitlerin bazılarına ben de katıldım: Kilise de bir müezzin. Ama yine de Peter Handke’nin sözcük oyunları/anlatım tarzı ile ilgiliydi de ben mi anlamadım, dedim. Malum DEHB! Sonra orijinal romanla aramızdaki elçiye başvurmaya karar verdim. “Peter Handke’yi okurken de çevirirken de adeta bulmaca çözersiniz,” diyor.
Çevirmen Regaip Minareci ile yapılan “Çeviri ve Handke çevirmek üzerine” söyleşisinde detaylı bilgilere sahip olabilirsiniz. Eğer ilk defa Peter Handke okuyacaksanız “Meyve Hırsızı” ile başlamak iyi bir tercih olmayacaktır. Çünkü yazar çevirmeninin de dediği gibi “okurundan önceki eserlerini okumuş olmasını talep ediyor adeta” diyor. Yine söyleşinin ilerleyen bölümlerinde “… Handke eserleri her ne kadar kendi içinde bir bütün olsa da her eserinde öncekilere sımsıkı tutunan ince ama sağlam hatlar bulursunuz” diyor.
Klasik bir anlatı değil, hikaye anlatıcının anlatıcısı var karşımızda. Ama başlangıçta. Sonra bizi Meyve Hırsızı ile baş başa bırakıp görünmez oluyor. Ama “hikâyenin burada anlattığı olaylar ancak anlatıcı sayesinde gerçekleşiyor. Onsuz bu mümkün değil. Peter Handke’nin ustaca kurguladığı şey, özünde hikaye anlatımının kendisi hakkında hikaye. Anlatıcının burada çıktığı yol, şairin fikrinden edebi biçimine giden yolculuğu anlatıyor.”
Kitabın Almanca orijinal ismindeki “Landesinnere” sözcüğünün içlere yolculuk anlamı taşıması beni düşündürdü. Emin olmak için Almanca bilen bir arkadaşıma doğrulattım. Coğrafi olarak bir yolculuk kastedilse de bana göre “inanışlar, korkular, tanınma ve tanıma, görünür olma, yalnızlık, dönüşüm, iletişim, geçmiş gibi temalar” etrafında şekillenen “Meyve Hırsızı” “tek yönlü” içine doğru yolculuğu yaptı.
“Karşılaştığı kişilerde, başına gelen olaylarda, kaldığı yerde, yediği şeylerde ve anlatıcının bize anlattıklarında muhtemelen bir anlam var.”
“Ülkenin iç kesimlerine yaptığı üç günlük yolculukta neler yaşadığını, hiçbir şey olmasa bile her saatin ne kadar dramatik olduğunu, her anın nasıl bir şeyin tehlikede olduğunu ve üç günün ardından koyu saçlarında parlak, yazlık bir tutamın belirdiğini bir düşünün: tuhaf. Ya da aslında tuhaf değil mi? Hayır, tuhaf. Hâlâ tuhaf. Son derece tuhaf.”
Not 1: İlknur Demir, Ptoust Her yer de.
Not 2: Bazı şeyleri bilerek okursak çıkaracağımız anlam/lar bambaşka olacaktır.
Aşağıdaki bağlantılar ilginizi çekebilir:
Regaip Minareci ile söyleşi: Çeviri ve Handke çevirmek üzerine
Handke’nin Nobel’i tartışmaların odağında
Rukiye Çetin’in tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.
Yayınevi Kitap Açıklaması:
Peter Handke, “Son Destan” adını verdiği bu romanı yazmaya 1 Ağustos 2016’da başlıyor. Yolculuk sahipsiz koydan çıkıp, dolambaçlı yolları takip ederek, arayarak seyrediyor ve dönüşü olmayan “tek yönlü” yolculuğa çıkan meyve hırsızı kadının orada kalacağı ya da kalmayacağı ülkenin içlerine doğru ilerliyor. Destanın yazımının son günü olan 30 Kasım 2016’da Peter Handke, kadının yolda karşılaştığı inanılmaz ve eşi benzeri görülmemiş tehlikeleri şöyle özetliyor: “Ülke içine yaptığı üç günlük yolculukta yaşadıkları: Tuhaftı. Yoksa değil miydi? Hayır, tuhaftı. Ebedi tuhaf. Sonsuz tuhaf.”
“Kısacası bir armağan bu kitap; çağımızın en büyük yazarlarından birinin yaratısında yeni bir dönüm noktası daha.” Martin Krumbholz, WDR Televizyonu
“Peter Handke, gerçekliği; uzun süre giyilmiş bir çift yürüyüş ayakkabısı gibi özenle temizleme yeteneğine sahip: cilalıyor, fırçalıyor, bir sanat eseri gibi parlatıyor. Ancak derdi allayıp pullamak değil, onlarla yürümeye devam etme hevesi uyandırmak.” Annemarie Stoltenberg, NDR Televizyonu
“… birinin bu dünyayı -belki hâlâ katlanılabilir kılmak umuduyla- ne büyük bir sabır, dilsel ve eski moda bir sadelik ve neredeyse naif bir şaşkınlıkla görebilmesi nasıl da imrenilecek bir şey!” Bernd Noack, Nürnberger Nachrichten Gazetesi
“Meyve Hırsızı, her Handke eseri gibi, çok tuhaf bir kitap ve de tuhaflığının farkında. İçinde olağanüstü ve harikulade şeyler var ve modern bir Parsival’den bekleyebileceğiniz gibi, hikâye anlatıcılığının iyileştiremeyeceği, ancak en iyi ihtimalle kapatabileceği birçok yara da var.” Richard Kämmerlings, DIE WELT
