Denemeler Haftalık Öneriler Öneriler

Köpek Edinin

Her Türk gencine, özellikle erkeklere hayatlarının bir döneminde köpek sahibi olmayı öneriyorum. Kedi değil, balık ve kuş hiç değil. Özellikle köpek. Köpek ile kişi kendisini bulur. Kendisini sınar. Kimdir, nasıl biridir, merhametli midir hoyrat mı? Azimli midir, tembel mi? Ama izin verin daha detaylı anlatayım.

Ne kadar aksi söylense de köpeğe mesafeli milletiz. Anadolu’da kimse kolay kolay evine köpek sokmaz. Bilinen sebepleri tek tek sayıp size rahatsızlık vermek istemem. Tüyleri dökülür, salyaları dökülür vs…  (Yemekte değilsiniz değil mi?)

Ama konuşulmayan asıl sebepler, bambaşkadır. Köpeklerin şirinliği, sadakatleri, siz eve geldiklerinde neşeyle kuyruk sallamaları ve sevinçle size sarılmalarıdır asıl mesele!

Ah, köpekler ne sinsi yaratıklardır. Onları dikkatle inceleyin. Düşmanınıza bakar gibi bakın gözlerine! Ailemize sızıyorlar! Doğmamış çocuğumuzu elimizden almaya teşebbüs ediyorlar!

Evet, neden bahsettiğimi anladınız değil mi? “Köpek anneliğinden”  bahsediyorum. Hepimiz, etrafımızda köpek anneleri ile karşılaşmışızdır. Yanlış anlaşılmasın, kadınlarımızı suçlamıyorum. Şu tüylü yaratıklarda bütün kabahat. Kadınlarımızın akıllarını çeliyorlar; en çok neye ihtiyaç duyuyorlarsa onu sunuyorlar yani: Karşılıksız sevgi, soru sormama, öfkelenmeme yetisi, ve en zoru: Engin sadakat…  Derken ne hazindir ki o sinsi hayvan bir oğlun, bir kocanın yerini almaya başlıyor…   

Erkekler ne de olsa daha az duygusal. Böyle zaaflara daha az sahipler. Ama istisnalar var elbet.  “Köpek anneliği” diye bir lakırdıdır gidiyor. … Peki, hiç duydunuz mu köpek babası olanı?

Ben duydum. Cemal ki, kendisi üniversite yıllarından arkadaşımdır, iflah olmaz bir köpek babasıdır. Hem kendisi öyle sıkı bir hayvansever falan da değildir. Mühendislik okumuştu Cemal. Sorsanız hep asker olmak istediğini söylerdi. Yaz kış bot giyerdi mesela. Kıyafetlerinde de hep kahverengi yeşil tonları tercih ederdi. Yaz okuluna ikimizin de kalmadığı bir sene (Cemal, av merakı yüzünden sık sık dersleri asardı. Sınavlarda da çakardı tabi) Onu bizim yazlığa tatile çağırmıştım. Ne yapacağız ki deyip yüzünü buruşturmuştu. Denize gireriz, deyince de “Puff“ diye somurtmuştu. “Balık mıyım oğlum ben? Ne işim var denizde? Sen bana dağlardan, kayalardan, mağaralardan bahset. Profesyonel çadırın var mı?“

Cemal, okumayı sevmezdi ya ben gene de ona kitap tavsiye ederdim. Hayvan Çiftliği’ni beğenmişti mesela. Onu hem de İngilizcesinden okumuştu. Romanda geçen domuzun sözlerini dilinden düşürmezdi: “Disipline Comrades, Iron Disiplin!” (Disiplin Yoldaşlar, Sapasağlam Disiplin)

Aradan yıllar geçtikten sonra Cemal’i görünce şaşırmıştım elbet. Yaşlanmıştı. İki kez evlenip boşanmış. Alman kurdu bakıyormuş. O da nereden çıktı, dedim. Köpek bana çok iyi geldi, diye yanıtladı. Onu eğitirken kendini de eğitiyormuş.

“Bana, gelsene dedi. Hem bir şeyler de atıştırırız.”

Kabul ettim. Yol boyunca konuşamadık. JVC Cip içinde insan kendi sesini duyamazdı zira. Cemal’in dağ evi vardı. Vadiye nazır. Pek bakımlı olduğu söylenemezdi. Cipin sesini duyunca Alman kurdu kulübesinden fırlayıverdi. Cemal köpeğe hiç yüz vermedi. Hatta dönüp bakmadı bile. Oysa zavallı hayvan arkadaşımın çevresinde dört dönüyordu.

Cemal içerden füme et ve salatalık turşusu doğrayıp yanıma geldi. İki de tabure getirmişti. Ben birine oturdum Cemal ayaktaydı, o tabureye oturunca köpeği de karşısına oturdu. Şaşkına dönmüştüm.

“Yanlış mı gördüm? Bu hayvan senin oturmanı mı bekliyor?” dedim.

Cemal, sertçe: “Ben oturmadan, o oturamaz.” dedi.

“Neden?” diye sordum bu kez. Kısaca: “O, cezalı.” diye yanıtladı. Elimde olmadan yine “neden?” diye sordum. “Bu kez o, biliyor,” dedi. Yerden bir tahta aldı, alabildiğine uzağa fırlattı. Köpek şimşek hızıyla sopanın peşinden koştu. Bir süre sessizlik oldu. Üstelemedim. Anlaşılan Cemal başka konulardan konuşmak istiyordu. Nitekim evliliklerinden bahsetti. “Evlenmek, bir kadınla aynı evde günlerce haftalarca yaşamak, bana çok çocukça geliyor.” dedi, gülerek. “Evcilik mi oynuyoruz? İki kere evlendim. İkisinde de boğulacak gibi oldum.”

Mangalda mısır közledik. Kahve pişirdik. Cemal’in köpeği saymadım ama belki on belki yirmi defa sopayı bulup getirdi. Cemal de her defasında daha uzağa atıyordu.

“Bu köpek sana iyi bir arkadaş, ne dersin?” diye sordum.

“Bırak Allah aşkına,” dedi. “Haytanın teki. Çalışmıyor adam gibi. Önce disiplin olacak. Akşam uyu dedim. Baktım hala geziniyor. Vurdum kıçına iki tekme. Senden dedim, adam olmaz. Erken yatılacak. Erken kalkılacak. Bu kafayla gidersen seni burada kurtlar, çakallar parçalarlar, dedim. Suratıma bakıyor aval, aval… Önce babasının sözünü dinlemeyi öğrensin!”

O akşam geç saate kadar Cemal’in yanında kaldım. Köpeğini okşarken onu hiç görmedim. Bir kere ben sevmek istedim. Beni de uyardı. “Fazla yüz vermeye gelmez, şımarır hergele”, dedi. Başına dokundum. Hayvan alışmamış belli ki, ne yapacağını şaşırdı acı acı ağlar gibi sesler çıkardı.

Cemal köpeğine boyuna komut verdi. Yat, zıpla, iki kere havla, üç kere havla, kulaklarını kaldır, indir vs… Köpek başardığında kafasını sallamakla yetiniyor, komutları karıştırdığında ise, -ki bu da nadiren oluyordu- bağırıp çağırmaya başlıyordu. Bir kere farkında olmadan hayvana “eşşekoğlu eşek” demişti de. Sonra bana dönüp, köpeğine belli etmeden, gülmüştü.

Şimdi okurlar, benim de o akşamdan sonra köpek sahibi olup olmadığımı merak edecektir. Doğrusu o akşam, Cemal’e çok özendim. Bence herkes bu duyguyu yaşamalı. Köpek ile kurduğunuz bağ çok özel hissettiriyor. Ama ben o kadar sert bir eğitimci değilim. Bir de neyin doğru neyin yanlış olduğuna kimi zaman kendim de karar veremiyorum. Profesyonel yardım talep ettim. Bana köpeğimi eğitim kampına vermemi önerdiler. Artık ben onu yalnız hafta sonlarında görüyorum. Resmi olarak kaydı benim üzerime. Ama başka biri de sahiplenmek isterse karşı çıkmam ben bakımını ve masraflarını üstlenmeye devam ederim.

Irmak Erkan’ın tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.  

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı. Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

YAZAR HAKKINDA

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı.
Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

Bir Yorum Yazın

2 + 3 =
Powered by MathCaptcha