İncelemeler

SHAKESPEARE – BİR YAZ GECESİ RÜYASI

Bir Yaz Gecesi Rüyası, Shakespeare’in komedyalarından birisidir. Shakespeare; Romeo ve Juliet, Venedik Taciri, Hamlet gibi tragedyalarla tanınan bir yazar olsa da komedyaları da bir o kadar fazla aslında.

5 perdeden oluşan bu komedya Antik Yunanistan’da bir düğün etrafında kurgulanıyor. Karmakarışık bir ilişkiler yumağı içeren bu komedyanın tam olarak hangi tarihte yazıldığı belli değil; ancak muhtemelen o dönemdeki soylulardan birinin düğününü kutlamak için yazıldığı düşünülüyor. Tam da oyundaki gibi yani. Yazılma tarihini Alfa yayınlarından çıkan Shakespeare Kitabı 1595, Özdemir Nutku ise 1596 olarak belirlemiş (Derby Kontu’nun düğünü). Shakespeare bu oyun için Romalı Şair Ovid’in (MS 8 yy) Dönüşümler isimli şiirinden ve çeşitli Yunan mitlerinden yararlanmış.

HİKAYESİ

Oyun, Atina Dükü Theseus’un savaşta yendiği Amazonların kraliçesi Hippolyta’nın gönlünü çelmesi ile başlıyor. Yaz gündönümünde yapılacak düğün için esnaf kendi aralarında amatör bir tiyatro grubu kuruyor. Diğer yandan da Dük’ün ahbabı olan Egeus, kızı Hermia’nın Demetritus’la evlenmesi için baskı yapıyor.

Demetritus Hermia’yı, Hermia ile Lysander birbirini, Helena ise Demetritus’u seviyor. Daha bitmedi, bir de periler dünyasının kavgalı hükümdarları Kral Oberon ve Kraliçe Titania var, tabii ortalığı karıştıran Cin Puck’u unutmamak gerekli…

“Hercai menekşe derler genç kızlar ona…. Uyuyanın göz kapaklarına o çiçeğin suyunu sıktın mı, ister erkek ister kadın olsun bu kişi, gözünü açtığında ilk gördüğü canlıya deli gibi vurulur.” – Kral Oberon.

Düğün günü perilerin hükümdarlığında olan ormana giren herkes büyüleniyor ve yanlış anlaşılmaların, kandırmacaların ortasına düşüyor. Nefret edilenlere âşık olunuyor, büyük aşklar kaybediliyor, Kraliçe Titania bile büyüden nasibini alıp kafası eşeğe dönüşen dokumacı Bottom’a âşık oluyor. Hepsi de Kral Oberon’un talimatlarını yüzüne gözüne bulaştıran Cin Puck yüzünden… Hem de tam düğün arifesi…

“İnanın bana gölgeler Kralı, delikanlıları karıştırdım. Adamı Atinalı giysilerinden tanırsın demediniz mi? Ben de ilk rastladığım Atinalının gözüne çiçek suyunu sıktım. Ama yine de güzel oldu böyle gelişmiş olması, bir çeşit eğlence oldu onların gürültülü ağız dalaşı.” -Cin Puck.

GERÇEK DÜNYA VE HAYAL DÜNYASI

Oyunda çok karakter ve çok mekân var; ama en önemli mekân bana göre orman. “Orman” edebiyatta metafor olarak sık kullanılır, bu oyunda da gerçek hayat ile rüyalar arasında bir sınır çizilmiş. Shakespeare Kitabı’nda; kentin akıl ve mantığı ormanın ise rüyaları, bilinç dışını ve kişilerin içsel yolculuğunu simgelediği yorumu getirilmiş. Çok yerinde bir yorum olmuş.

Yazarın ormanı, çok iyi bildiği Arden gibi İngiltere’de olan bir ormandan esinlenerek yazdığı söyleniyor.  Perilerin Kralı Oberon’un anlattığı yabani çiçekler, Kraliçe Titania’nın sisler, toprağın ıslaklığı hep Shakespeare’in çocukluğundan beri dolaştığı ormanların yansımasıymış.

“Dağ kekiklerinin açtığı, çuha çiçekleri ve menekşelerin yetiştiği bir yer biliyorum. Nefis hanımelleriyle, güzel misk gülleriyle ve yaban gülleriyle kaplı.” -Oberon.

Olaylar Yaz gündönümü gecesine kadar olan 4 günlük süre içinde geçiyor. Ancak ormanda zaman sanki dönüşüyor, değişiyor, normal akışında akmıyor. Nesnelerin konumu, hızı, varlığı ve yokluğu birbirine karışıyor. Bilinç dışındaki zaman ve mekân kavramlarının çarpıklığını yazar bu şekilde yansıtıyor. Ormanda tüm tuhaflıklar mümkün.

“Hem önümden kaçıyor hem de meydan okuyor bana,
Seslendiği yere gelince ben toz oluyor ortadan.
Serseri benden daha hızlı koşuyor.
Ne kadar koşsam, daha hızlı tüyüyor.
Yolumu kaybettim karanlıkta.” – Lysander.

Ormanda herkesin alması gereken bir ders var. Bu dersler aşka dair, bağlılığa dair, kimileri için cesaret kimileri için tevazuya dair dersler… Karakterler büyülerin ve ormanın etkisiyle dönüşseler de ormandan çıkıldığında karakterlerine yansıyan bu değişimler kalıcı hale gelir. Sadece zanaatkarlar aşkın en doğru anlayışını gösterdikleri için ormanın çılgınlıklarından etkilenmeden karakterlerini koruyabilirler.

Gece yarısının demir dili on iki diye haykırdı. Aşıklar yatağa neredeye periler zamanı geldi çattı. Korkarım geceyi uyanık geçirip sabaha uykulu gireceğiz.” -Theseus.

Yaz gündönümü antik çağlardan beri mistik bir öneme sahiptir. Shakespeare’in Hristiyan geleneklerinden çok daha Pagan geleneklerine yöneldiği söylenmektedir.

Cin karmaşayı sonlandırmak için başka bir iksiri karakterlerin gözlerine damlatır. Aşıklar doğru eşlere kavuşur, küsler barışır ve nihayet mutlu son.

“Ama bu geceye dair tüm anlatılanlar
Ve herkesin aynı öyküde buluşması
Düşsel imgelerden daha fazlasına işaret ediyor
Ve ona büyük bir tuhaflık kazandırıyor
Ne kadar tuhaf ve hayranlık uyandırıcı olsa da…” – Hippolyta.

SAHNELENİŞİ VE UYARLAMALARI

Kayda geçen ilk sahnelenme Kral I. James’in sarayında 1604 tarihindeki gösterimdir.

1692’de The Fairy Queen adındaki bir versiyonundan bahsedilir.

1905’te Avusturyalı yönetmen Max Reinhardt oyunu Berlin’de döner bir sahne üzerinde sergiler.

1914’te fütürisitik bir versiyonu İngiliz yönetmen Harley Granville-Barker tarafından oynatılır ve tartışmalara neden olur.

1960’da Benjamin Britten tarafından operaya uyarlanır.

1970’te mininalist versiyonu Peter Brook tarafından sahnelenir.

2006’da Tim Supple tarafından oyun bir Hint masalına dönüştürülür.

BEYAZ PERDEDEKİ VERSİYONLARI

Youtube’da 11 dakikalık, sözsüz bir uyarlama olan kısa filmin tarihi 1909 olarak geçmektedir.

1935 yılında Avusturyalı yönetmen Max Reinhardt ve William Dieterle oyunu bir komedi filmi olarak beyaz perdeye taşır. Wikipedia’daki bilgiye göre film Hollywood’daki en başarılı Shakespeare uyarlamalarından biridir.


1999’da yönetmen Michael Hoffman tarafından film olarak çekilmiştir.  Kraliçe Titania’yı Michelle Pfeiffer ; Kral Oberon’u Rupert Everet; Demetrius’u Christian Bale; Puck’ı Staley Tucci oynamıştır.

Ayrıca Beatles Grubu üyeleri de oyunun bir parçasını sahnelemişlerdir.

Gizem Ozan Aslan

En sevdiği çiçek yasemin olan kadın, gecenin sessizliği içinde yazıyordu. Yarayı ve izi… Zamanı ve yansımayı… Bazı kelimelere fena takıntılı, karakterleri hezeyanlı, deliliği düş ile değiş tokuş ediyordu. Kendini bildi bileli…

YAZAR HAKKINDA

Gizem Ozan Aslan

En sevdiği çiçek yasemin olan kadın, gecenin sessizliği içinde yazıyordu. Yarayı ve izi… Zamanı ve yansımayı… Bazı kelimelere fena takıntılı, karakterleri hezeyanlı, deliliği düş ile değiş tokuş ediyordu. Kendini bildi bileli…

Bir Yorum Yazın

5 + 1 =

1 Yorum