Sanat

RUHLAR ADASI

“Umarım bir gün seni mutsuz eden her şeyden kaçmak için cesaretin vardır.’’
Ruhların Kaçışı

Denizin ortasında, yüksek ve sarp kayalıklarla çevrelenmiş bir ada… Adanın ortasında kayaların tepesine uzanan serviler… Deniz durgun, ada ıssız, hava karanlık ve kasvetli. Kayalara oyulmuş odacıklar, denizden gelen misafirlerini bekliyor. Tek bir ses, tek bir kıpırtı yok. Adanın girişi olan basamaklar denize kadar iniyor

Denizin tam ortasında, denizden gelenleri bekliyor ada. Issız bir mezar, ıssız bir ada… Ölüler adası…

Ölüler adası yansıyor denize… Denizde kayıkçı, bir tabut taşıyor. Çiçeklerle süslenmiş tabutun başında biri yas tutuyor. Elleri önünde kavuşmuş, başı eğik… Olanları, olacakları kabul etmiş. Adaya gidecek olanın yasını tutuyor besbelli. Baştan aşağı beyazlar içinde, sarıp sarmalanmış. Kendisi de çıkacak mı o merdivenlerden, bilmiyor. Kayıkçı küreklere asılıyor. Sular beyaz izler bırakıyor arkada. Ölüler adası yansıyor denize. Tek bir ses, tek bir kıpırtı yok.

Ölüler adası denizden gelenleri bekliyor. Sessiz ve huzurlu…

1883’te yapılan üçüncü versiyon, ahşap pano üzerine yağlı boya

İsviçreli sembolist ressam Arnold Böcklin 1880 yılında Ölüler Adası isimli tablosunun ilk versiyonunu yaptı. Birçok kişiyi etkileyen ve esin kaynağı olan bu resim karanlık bir atmosfer içinde, terkedilmiş bir mezarlığı anımsatır. Kayalıkların ortasındaki oldukça uzun serviler de bu hissi güçlendirir.

Resim tekinsiz ve ürkütücü görünse de aslında Böcklin bu adayı huzurlu bir ada olarak düşünmüş. Çünkü küçük yaşta kaybettiği kızı Maria’nın ve diğer ölen çocuklarının huzur içinde olmalarını istemiş.

Ölümü ve yası anlatan resmi için bir diğer esin kaynağının da Yunan mitolojisi olduğu düşünülüyor. Adanın etrafındaki su kütlesi ölüler ülkesine giden nehir Stiks (Styks/Styx), kayalıklarla çevrili ada ise yeraltı tanrısı Hades’in eşi Persephone ‘nin korusudur. Tabutu ve ayakta duran beyazlar içindeki kişiyi taşıyan kürekçi de, para karşılığı ruhları yeraltına götüren kayıkçı Kharoon’dur.

Arka plandaki kurgusu, karanlık atmosferi, ressamın kendi içten duygularını ustalıkla yansıtması beni de çok etkiledi. Ben de bu eserin bana verdiği ilhamı, en sevdiğim şeyle; bir Miyazaki animesi ile birleştirmek istedim. Ruhların kaçışı ile…Bu filmi seçmiş olmamın nedeni; filmdeki bir sahnenin bana fazlasıyla bu tabloyu anımsatması.

Filmde Chihiro’nun, hamamda tanıştığı arkadaşı Haku’ya yardım etmek için hamamdan kaçıp tren istasyonuna gitmesi gerekir. Kaçmasına yardım eden arkadaşı Lin, tıpkı kayıkçı Kharoon gibi Chihiro’yu bir fıçı ile yükselen suların içinden tren istasyonuna götürür. Arkalarında ise yine kayaların üstünde yükselen hamam vardır.

Böcklin resminde karanlığın ardına huzuru ve kabullenişi saklamış. Sessiz ve sakin olmasını istemiş ölümün. Ben de bu resmi yaparken Böcklin’in zıtlığını kullanmak istedim.

Arka plandaki ada Böcklin’inkinin aksine oldukça renkli ve canlı. Açık gökyüzü, ağaçlar insanı neşelendiriyor. Hamamın göze çarpan canlı renkleri ise ardındaki tehlikeyi gizliyor. Yalnızca büyük bacadan çıkan kara duman şüphe uyandırıyor. Alttan alta, içeride gizli bir kötülüğün yattığına işaret ediyor. Yine de trenin gelişi umut veriyor insana.

YAZAR HAKKINDA

Ezgi Orhan

Poe’nun dehşetengiz öykülerinin karanlığı ile Miyazaki’nin rengarenk ve duygu dolu dünyasının arasında kalmış, yolunu bulmayı çok da umursamayan kayıp bir ruh. Neden yazar, neden çizer? Çünkü konuşmayı sevmez, anlatmayı da sevmez; ama hayal etmeyi sever. Gerçekleştirmeyi umursamadan hayal eder. Bunları da kağıda döker. İleride ait olamadığı bu dünyadan kaçıp Neverland’a yerleşmek, kitapları ve boyaları ile sonsuza dek mutlu yaşamak istemektedir. Ama şimdi katılması gereken bir karnaval var.

Bir Yorum Yazın

2 Yorum

  • Resimlerini ayrı, öykülerini ayrı seviyorum. Bilmediğim bir tarzı sevdiriyorsun bana. Ellerine sağlık.