Bu hafta sevgili okurlarımıza önerim, bir an önce evcil hayvan edinmeleri. Hâlihazırda evcil hayvanı olanlar, yanına başka bir cins daha ekleyerek kombinlerini zenginleştirebilirler. Köpeği olan yanına bir kedi, balığı olan bir kaplumbağa da eklemeli. Bu şekilde evimizin “enerjisi” maksimize olacaktır.
Elbette hayvan bakmak herkese göre değil. Bana göre de değil. Rahmetli anneannem, “Köpek giren eve melaike girmez,” derdi. Ben olsam ben de girmem. Bir kere ısırılma riski var. Sonra köpek olan ev, kim ne derse desin ekşi ekşi kokar. Yıllar önce bahçemizde bakalım diye edindiğimiz Maks’i, henüz yavru iken birkaç hafta evde bakmışlığımız var. Aman ya Rabbi, ne büyük işkenceydi benim için. Ailece ölümden döndük resmen. Ya biz uyurken bu hayvan üstümüze çıkmaya kalksaydı? Tüylerini yutup hepimiz ailece akciğer hastası olsaydık? Hem mutfak öyle kötü köpek sidiği kokuyordu ki evde yemek yiyemez hâle gelmiştim. Biraz daha kalsaydı artık yakındaki bir otele taşınacaktım.
Gel zaman git zaman bizimki biraz “kendini bilmeye” başladı da onu kursa yazdırdık. Eğitim kampı. Otur. Kalk. Otur. Kalk. Yat. Takip. Eve geri geldiği zaman bahçesinde kulübesi hazırdı. Bir daha da içeri sokmadık tabii.
Gel zaman git zaman aradan beş yıl geçti. Ülke değiştirdik. Yeni ülke. Yeni gündem. Dil kursu. Çocukların okulu. Birini getir. Birini götür. Alışveriş. Ev temizliği. Türkiye’den telefonlar derken bizim büyük oğlan, “Köpeğim de köpeğim!” demesin mi? Hoppala. Oğlum köpeğin orada mutlu, burada apartmanda ne yapacak koca hayvan? Derim anlamaz. Baba, olmaz, köpeğimi isterim. Acaba şimdi ne yapıyor? Ona site görevlisi ya iyi bakmıyorsa? Zaten kaç yıl ömrü kaldı? Hem köpeğim bana burada arkadaş olacak!
Kıyamadık tabii. Mecburen ikinci kez taşındık, güya terası ya da bahçesi olan eve geçeceğiz de Maks orada kalacak. Ev bulmak kolay değil. Kiralar euro üzerinden, cep yakıyor. Metro durağına, marketlere, çocukların okuluna yakın olsun. Üç artı bir olsun ama karanlık odası olmasın. Yazın çok sıcak olmasın ama güneş de görsün. Yeni olsun ama şehir dışında da olmasın. Maks için bahçesi de olsun ama bodrum kat olmasın.
Hayat insanı korktuğuyla sınarmış. Her güzellik bir arada olmadı haliyle. Eninde sonunda bir odası daha olan başka bir apartman dairesine taşındık. Maks’i de yanımıza aldık.
Meğer Maks tam bir ev kuşuymuş. Bursa’da bütün gün dışarıda gezen hayvan evden dışarı adım atmıyor. Tuvaleti gelince de bir güzel evin içine yapıyor. Kıyamet de kopuyor tabii haliyle!
Alameda Meydanı’nda 1 Mayıs gösterileri çok kalabalıktı, izlemek istemedi. Sosyalistlere pencereden havladı durdu. Kaç tane konser başladı, dışarı çıkmadı. Panayır kurulur, bizimki yine sus pus. Bu sabah yine günün en erken saatinde tasmasından tutup oğlumla dışarı çıkarmaya çalıştık. Yok dedi, direndi.
Git, çimlerde koş. İki tane köpek görürsün. Arkadaş olursunuz. Nerede? Daha apartman kapısının önüne çıkmamızla tir tir titremeye başlıyor.
Parktaki bayraktan korkar. Yoldan geçenlerden, otomobillerden korkar. Yakışıklı köpeksin, beyaz canlı tüylerin var. Çimenlerde başka köpeklerle tanış. Orasını burasını koklarsın. Yok. Dişilerden korkar. Seslerden korkar. Elektrik direğinden korkar. Kendi gölgesinden bile korkar. Kime benzemiş bu hayvan bilmem.
Köpek, kişiyi disipline de eder. Sabah altıda, gece onda köpek gezdiren kişi işine odaklanır. Thomas Mann, köpeği olmasaydı o romanları yine aynı şekilde yazar mıydı? Augustinus, Carpaccio’nun resminde beyaz Malta köpeği ile çalışma odasında tasvir edilmiştir. Bilindiği gibi yazar, gençliğinde çapkınlık peşinde koşarmış. Yüksek ihtimalle köpeğine eğitim verirken, onu gezdirirken kendi hayatını sorguladı, düşündü ve bugün Batı entelllektüel dünyasını şekillendiren koca Aziz Augustinus oldu.
Herkesin bir evcil hayvanı olmalı. İranlı yönetmen Jafar Panahi, “Bu Bir Film Değildir” adlı filminde kendi evinde, iguanası ile izleyenlerin karşısına çıkmıştı. Yeşilçam’dan Tarkan’ın savaşçı Kurt’u hepimizin aklındadır. He-Man’e kaplan Atılgan eşlik eder. Egzotik görünmek isteyen kadınların sırtlarına örümcek dövmesi yaptırarak “yırtıcı” göründükleri bilinir. Hintli dansçılar çıplak omuzlarında yılan gezdirmeye bayılırlar.
Şimdi söyleyin bakalım, sizin hayvanınız hangisi?
Irmak Erkan’ın tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.
