Kültür

Kalp Kırıklığını Sanata Dönüştürenler

Auguste Rodin

Rodin heykel sanatını akademicilikten kurtarmış, heykeli süslemelerden arındırmış ve anıtsallığın yerine insancıllığı yeğlemiştir. Heykele dramatik gerilimi katması, insan trajedisini, duyguların ve tutkuların yoğunluğunu katması farklılığıdır.

Rodin gibi, tarih boyunca sayısız sanatçı, eserlerine kalp kırıklığını yansıttı. “The Kiss (1882)”, “The Eternal Idol (1890-93)” Rodin’in en umutsuz, tutkulu heykellerinden bazıları…

 

 

Edvard Munch, Ashes (1894)

Munch, başlangıçtaki tutkusunun geçmesinden sonra nelerin kötüye gittiğini bazı eserlerinde sembolize eder. Ve hayatının bu bölümündeki ilk resmi “Küller” olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmada, geleneksel cinsel roller tersine çevrilir. Kadının Üç Aşaması’nda olduğu gibi, erkek pasif bir enkaza indirgenir ve cinselliğiyle sevinen kadının kontrastıdır. Sormamız gereken soru, bunun neden gerçekleştiği? Munch’un aşağılandığını hissettiğinin farkındayız – ormandaki cinsel deneyiminden sonra hissettiği muazzam bir yorgunluk ve keder. Prideaux bunu Munch’tan bir alıntı ile pekiştiriyor: “Aşkımızı yerde yatan bir kül yığını gibi hissettim.”

Kömürleşmiş bir kütük iki figürü birbirine bağlayarak aşkın ateşli ölümüne de gönderme yapıyor.

Frida Kahlo, The Wounded Deer (1946)

Orijinal ismi “El Venado Herido” olan eser, dilimize “Yaralı Geyik” olarak çevrilmiştir.

Geyik bedenli Frida‘nın başı üzerindeki boynuzlar, Diego‘nun sadakatsizliğine yorulabilir. Öte yandan geyiğe daha uzaktan baktığımızda atalet göze çarpar. Geyik, bizim solumuza doğru hareket ediyor; geyik kaçma eğiliminde. Kuru, kasvetli kahve tonlarındaki yapraksız ağaçların verdiği depresif havanın bizzat içinde olan geyik, arkada masmavi deniz ve bulutlu gökle asla buluşamıyor. Ressamın kendi başını yerleştirdiği geyiğin gittiği noktaya bakılırsa bu umutsuz anlatım çok açık.

Resmin sol altında “FRIDA KAHLO. 46. CARMA” imzası var. Frida, soyunun mitolojisiyle sentezlediği “Carma“ya (Karma: Yaptığımız her eylemin sonucu, eylemin olumlu ya da olumsuz olmasına göre bize yansır) olan inancını imzasında gösteriyor.

Lee Krasner, Charred Landscape (1960)

1936’da bir Artist Union dansında Krasner, birkaç yıl sonra aynı grup sergisinde çalışmalarını sergilediklerinde tekrar Jackson Pollock ile tanıştı. 1942’de çift birlikte yaşadı.

Ancak Pollock’un alkolizm ve sadakatsizliği ilişkiye zarar verdi ve evlilik trajik bir şekilde 1956’da sona erdi. Krasner Avrupa’da uzaktaydı. Pollock, metresi ve başka bir yolcuyla alkol etkisi altında araba kullanıyordu. Pollock arabasını çarptı, kendisini ve diğer yolcuyu öldürdü (metresinin hayatını bağışlasa da). Krasner, kocasını kaybetmişti. Sonunda bu duyguyu işine kanalize etti… Tuvalleri, kalp kırıklığı ve özgürlüğün sarhoş edici karışımını dile getirdi.

Francis Bacon, Triptych–In Memory of George Dyer (1971)

Bacon, sevgilisi George Dyer’in 1971’deki intiharına tepki olarak en yakıcı resimlerini yarattı. Dyer’ı tuvallerinin yüzeyinde canlandırarak umutsuzluğunu işledi. Daha önce sevgilisi Dyer’ı kendi hayatına son vermek için sayısız girişimden kurtarmıştı; ancak bu sefer başarısız olmuştu. Dyer’ın düğümlü, acı çeken vücudunu gösteren bir dizi triptik, Bacon’ın kendi suçluluk duygularını ve dizginlenemez kederini temsil ediyor.

Marina Abramović & Ulay, The Lovers: The Great Wall Walk (1988)

Aşıklar-Büyük Duvar Yürüyüşü

Ulay ve Marina çiftinin, 1988 yılında 30 Mart-27 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdikleri 90 günlük bir performanstır. Bu performans Jung Chang tarafından kameraya alınarak belgelenmiş 60 dakikalık videodur. Almanya’da Ludwig Müzesi koleksiyonunda bulunmaktadır. Performansa ilham kaynağı olan sözler ilk astronot Yuri Gagarin’in “Dünya buradan küçük ve mavi görünüyor” ve Huang Xiang’ın Çin Seddi için söylediği ”Dünya küçük ve mavi, bense içinde küçük bir yarık” sözleridir. Diğer bir etken ise Ulay ve Abramovic’in 13 yıl süren ilişkileridir. Yaptıkları performansta insan ilişkileri ve insan-doğa ilişkilerini sorgulamışlardır. Çift, Çin Seddi’nin farklı yönlerinden yürümeye başlar. Marina doğuda Sarı Deniz’den, Ulay’da batıda Gobi Çölü’nden yürümeye başlar. 2000 km’lik bir yürüyüş sonunda buluşurlar. Batı kültüründeki kaybolmuş değerlerle birlikte Doğu felsefesindeki hem kendi içlerinde hem de ilişkilerinde içsel bir yolculuğa çıkmış olurlar. Ulay çiftinin gerçekleştirdiği bu performans gerçeğe dönüşür. Büyük Duvar Yürüyüşü performansından sonra çiftin 14 yıllık birlikteliği son bulur.

Felix Gonzalez-Torres, “Untitled” (1991)

Felix Gonzales Torres, AIDS’ten ölen hayat arkadaşı Ross’un yokluğundan duyduğu hüznü, beyaz çarşaflı, çift kişilik, dağınık yatağın fotoğrafını New York kentinin reklam panolarında sergileyerek göstermiştir. Yatağının gece uyuduğu yer değil, acılarının tekrar tekrar yaşandığı yer olarak temsil etmiştir. Aynı cinsten birbirini seven kişiler için özel ya da kamusal alanın olmadığı, özel hayata olabildiğince müdahale edilen bir devlet yapısında, Torres’in kamusal alana taşıdığı özel mekânı 1986 yılındaki Bowers v. Hardwick davasıyla mahkemenin eşcinsellerin özel yaşamlarını denetleyen, cezalandırmayı kolaylaştıran kararına da bir yanıt amacını taşıyordu.

Sophie Calle, Take Care of Yourself (2007)

Sophie Calle’in “Kendine İyi Bak” isimli çalıșması, dijital çağda teșhir edilen özel hayatlara dair verilebilecek iyi bir örnektir. Calle, birçok çalıșmasında doğrudan özel hayatı konu alsa da, bu çalıșması, hem kendi özelini teșhir etmesi hem de farklı kültürel birikimlere sahip yabancılarla ișbirliği içerisinde üretmesi açısından önemli bir çalıșmadır.

Eski dönemlerden itibaren sanatçı, eser ve izleyici arasında kurulan ilișkiyi, sanatçı/katılımcı/eser ve izleyici olarak dönüștüren Calle, bunu yapan ilk örnek olmasa da “Kendine İyi Bak” çalıșmasında kültürel farklılıkların ve becerilerin de esere dâhil olması, eserin anlamını oldukça genișletmiștir. Üç aşamada incelenebilecek olan bu çalışmanın ilk aşaması, ayrılık gibi özel bir durumun 107 yabancı kadınla paylașılmasıdır. Bu așama teșhir așaması olarak adlandırılabilir. Dijital çağda paylașımların teșhire ortam sağladığı gibi, aynı zamanda paylașılan kișilerin yabancı olmasının da teșhirin boyutunu özgürleștirdiğini düşünebiliriz.

Çalışmanın ikinci aşaması farklı becerilere ve uzmanlık alanlarına sahip 107 kadın katılımcının ayrılık e-postasını deşifre etmesidir. Belki de magazin sayfalarında ünlülerin hayat ayrıntılarını okuyan insanların sahip olduğu merak duygusuyla bașlayan deșifre, katılımcıların kendi birikimleri ve hayatlarında edindikleri bilgilerle ayrılık metnine yaklașmasıyla değișmiș, verilen cevap çeșitli uzmanlıklara göre farklılașmıștır. Tek bir metine göre üretilen her bir cevap, hem farklı bakıș açıları sunmuș, hem de birbirini tamamlayan yapılara dönüșmüștür.

Çalıșmanın üçüncü așamasında ise sergilenen eserlerin izleyiciyle bulușması örnek gösterilebilir. Sergi esnasında birbirinden farklı gibi görünen her bir katılımcı, kendi dünyalarıyla kurdukları ilișkileri izleyiciye sunmuș, böylece izleyici için de bașka ihtimallerin doğduğu, sonu gelmeyen ilișkiler ağının oluşmasına neden olmuștur. Sergi izleyicisinin kendi hayatından da bir örnekle katkı sağlayabileceği “Kendine İyi Bak” çalıșmasının, hem sanatçı hem katılımcı hem de izleyiciler için yeni ihtimallerin keșfedildiği; dans, çizim, oyunculuk, muhasebe, metin gibi günlük hayatın verileriyle ortak bir dünyanın kapısının aralandığı sonsuz bir çalıșmaya dönüștüğü düșünülebilir.

Kaynak:

Artsy

Sanatla Art

Oggusto

Greelane

Ulak Bilge

Resim Biterken

Dergipark

Vikipedi

 

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

1 Yorum