İncelemeler

Bukalemun Öyküsü Üzerine İnceleme

Bu yazıda, bu dikkat çekici öykünün nasıl kurulduğunu incelemeye çalıştık. Karşımızdaki öykü, kuruluş yönüyle ilginç simetri ve denge unsurları içeriyor. Hikâyenin başında tanıdığımız eli bir köpek (tazı yavrusu) tarafından ısırılan Hriukin ile tanışıyoruz. Hriukin’e okur olarak acırız; zira kanayan parmağı yüzünden bir hafta iş göremeyecektir; ancak hemen birkaç cümle daha okuyunca anlatıcının (öyküde tanrı/yazar anlatıcı) bu acıma halini köpeğin lehine eşitlemeye çalıştığını fark ederiz. Köpek inlemektedir. Arka ayaklarından yakalanır ve yakalayan adam Hriukin’in suratında köpeğe şimdi gününü gösterecekmiş gibi bir ifade vardır, Dahası anlatıcı, yakalanmış hayvanı anlatırken yardıma muhtaç bir insanı betimler gibi ifadeler kullanır.

“Kalabalığın tam ortasında, tüm gövdesi zangır zangır titrerken ön ayaklarını açarak oturanın bir tazı yavrusu…”

“Hayvancağızın ağlayan gözlerinde üzüntü ile karışık korku okunmaktadır.”

Öyküyü okurken ilk paragraflarda Hriukin ile tazı yavrusu arasında çatışma olacağını düşünebiliriz. Eli ısırılan mağdur bir insan bir yanda, diğer yanda da saldıran bir köpek… Ancak Oçumelov öyküye dâhil oldukça bu iki küçük kahraman aynı düzlemde yer almaya, birbirlerine yaklaşmaya başlarlar; hatta birbirleri ile özdeşleşirler.

Komiser Oçumelov, Hriukin’i dinlediğinde sorduğu ilk soru, köpeğin kime ait olduğudur. Soylu, üst rütbeden birine ait olabileceğini aklına getirmez, daha çok sahibine vereceği cezayı düşünür.

“Söyleyin bakalım, kimindir bu köpek? Bir işi yarım bırakmam ben. Üstüne giderim (…) Kuralları takmayan bu gibi kişilerin dikkatini çekmenin zamanı geldi. Ben o alçağa ceza keseyim de köpeğini, her türlü hayvanı sokağa salmanın cezasını çeksin!”

Yukarıdaki diyalog iki yönden ilginçtir: Öykünün ana itici unsuru olan köpeğin sahibinin kim olduğuna vurgu yapar. Oçumelov’un bütün tepkisi köpeğin sahibinin kim olduğu üzerine şekillenecektir. Oçumelov’un gözünde Hriukin’in yaralanmış olmasının zerre kadar önemi yoktur. Oçumelov’un önceliği otoritesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla Oçumelov’un gözünde, bireyin meselesi diye bir şey olamaz. Hriukin’i dinlediği bile şüphelidir. Hemen ceza yağdırmaya girişir. Yazar, ince bir oyunla üstteki mizah tabakasının altına birden fazla dramı yerleştirir. Sadece ortada kayıp bir köpek ve köpeğin sahibine göre tavırlarını değiştiren bir Oçumelov olsaydı kurgu çok daha yavan olacaktı. Hriukin’in kendisini ifade edememesi, meselesinin hiçbir zaman dinlenmemiş olması ayrı bir dram, yavru tazının (ya da özdeşi Hriukin’in) General Jigalov’a yaklaştıkça değer ve itibar görüp uzaklaşınca itibarsızlaştırılması ayrı bir dramdır; ancak asıl acı olan (ki kanımca öykünün püf noktası burasıdır) üstte alıntıladığımız yavru tazı için yapılan betimlemelerin yerine Hriukin’i koyduğumuzda anlamın değişmeyeceğidir. Zaten yazar dairesel bir kurgu yöntemi denemiş. Açılışta yavru tazıyı nasıl kalabalığın içinde zavallı bir halde karşımıza çıkardıysa bu kez de alay edilen Hriukin’i bize gösterir. Köpek ile Hriukin yer değiştirmişlerdir.

“Oradakiler Hriukin ile alay etmeye başlarlar.”

Öyküde dikkatimizi çeken başka bir nokta ise, son derece dinamik bir kurgusunun olmasıdır. Oçumelov yavru tazının General Jigalov’a her ait olma olasılığında şimşek hızıyla pozisyon değiştirmektedir. Normal bir öyküde bir ya da iki kırılma noktası olurken aşağıda inceleyeceğimiz gibi tam altı kez Oçumelov pozisyon belirlemek zorunda kalmıştır. Kahraman her küçük kırılma noktasında farklı pozisyon almış; böylece okurda merak duygusu ve şaşkınlık sürekli diri tutulmuştur. Öykünün son kırılma noktası ise yukarıda söylediğimiz gibi kalabalık Hriukin ile alay edince ortaya çıkmıştır. Metni yakından inceleyecek olursak, karşısına Hriukin çıktığında komiser köpek sahibine ceza kesmekten bahseder. Buna birinci tepki diyelim.

General Jigalov’a ait olma ihtimalini ilk duyduğunda ise ironik bir şekilde komiseri ter basar. (ikinci tepki)

Oçumelov, Hriukin’i bu kez sigortadan para almaya çalışmakla, dolandırıcı olmakla suçlar. Hriukin ise kanunda herkesin eşit olduğunu hatırlatma ihtiyacı duyar; ancak sözlerinin sonuna eklemeyi ihmal etmez. Onun da polis bir kardeşi vardır. Oçumelov, köpeğin generale ait olmadığını öğrenince (üçüncü tepki) köpeğin ne pisliği ne uyuzluğu kalır. Hemen hayvanı imha etmekten bahseder. Ancak kalabalıktan biri yine Oçumelov’un kafasını karıştırır. Ya köpek generalinse? Köpeğin generalin olma ihtimalini ilk duyduğunda heyecandan terlemeye başlayan (“Eldirin! Yardım et de şu paltomu çıkarayım, amma da sıcak bastı ha!”) komiser, bu kez korkudan titrer, üşür. “Hımm yardım et de şu paltomu giyeyim. Eldirin… Pis bir rüzgâr çıktı.” (dördüncü tepki)

Burada araya girip bir not ekleyelim. İşte Oçumelov’un bir karikatür olmaktan en çok uzaklaştığı, gerçek bir insana en çok benzediği anlar bu küçük ayrıntılarda gizlidir. Oçumelov, üstlerine yaranmak zorundadır; çünkü onlardan, başına gelebileceklerden korkmaktadır. Katı, ruhsuz bir bürokratın nasıl derinlik kazanıp bir karaktere dönüşebileceğini Dostoyevski’nin “Tatsız Bir Olay” öyküsünü incelerken görmüştük. Bu öyküde, Çehov karakter yaratmaya çalışmıyor, bir durum öyküsü yazıyor. Burada yeri gelmişken, bu öykünün başkarakterinin kim olduğu meselesine değinelim. Metinde en fazla yer alan, en çok konuşan ve tepkileri üzerinden hikâyeyi izlediğimiz Oçumelov, başkarakter midir? Kanımca değildir. Öykünün başkarakteri, kendini komiserin her tepkisinde müdafaa etmeye çalışan Hriukin’dir. Komiserin her tepkisinde anlatıcı bize gösterse de göstermese de Hriukin’i görür gibi oluruz. Hakkını aramaya çalışırken bir yandan da başına gelebileceklerden korkmakta olduğunu sezeriz. Komiserin gözlerine nasıl dikkatle baktığını, yüzünü, mimiklerini nasıl incelediğini bize söylenmese de hayal ederiz. Kanun karşısında kendini savunmaya çalışmasını, haklı iken haksız duruma nasıl düştüğünü acıyarak izleriz.

Oçumelov, Hriukin’i yine serseri gibi davranmakla suçlar. Generalin zavallı köpeğini bu caniden korumaya çalışır; ancak gelen emir erine köpeğin sahibini sorduklarında ve generale ait olmadığını bir kez daha duyduğunda Oçumelov yine pozisyon değiştirir. Yeni aldığı pozisyon yine öldürmek, ezmek üzerinedir (beşinci tepki):

“Sana köpeğin başıboş olduğu söylendi Eldirin, daha ne bekliyorsun? Götür, imha et ve bu mesele de böylece kapansın.”

Ancak öyküye dâhil olan Prokhor, duruma netlik koyacak, köpeğin generalin kardeşine ait olduğunu söyleyecektir. Bu durumda Oçumelov, altıncı kez köpeğe karşı duruşunu değiştirmek zorunda kalır. Metni tekrar tekrar okuduğumuzda komiser de okura en az Hriukin kadar trajik görünmeye başlar. Oçumelov var olmak için yaltaklık etmek zorundadır. Hriukin küçük insan ise Oçumelov zavallı insandır.

“Vay canına! Şu hale bak! Kendisini karşılamayı ne kadar istedim ve geldiğinden haberim olmadı! Demek bu köpek onun ne kadar memnun oldum! Al, götür… Ne tatlı, cici şey (…)”

Yazar, Oçumelov’un düşkünlüğünü göstermek ister gibi onu köpeğin seviyesine indirir ve bu son tepkisinde karakterini yavru tazı ile konuşturur.

“Gel bakayım oğlum, titreme artık! Kuçu kuçu… Hırrr…”

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi öykü dairesel bir kurgu ile son bulur. Oçumelov, Hriukin’i kalabalığın alaylarına terk eder. Yürüyüp giderken yine başlangıçtaki gibi vurdumduymazdır. Keyifle pazar alışverişini yapacak, ertesi gün masasının başına oturacak, işine devam edecektir.

Çehov’un metni, küçük insanın dramını, yaltaklığın, kötülüğün, vurdumduymazlığın boyutlarını ve otorite karşısında toplumun her kesiminden insanın nasıl cüceleştiğini gözler önüne seriyor. Biçim ve içerik açısından tekrar tekrar irdelenmeyi hak ediyor.

YAZAR HAKKINDA

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı.
Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

Bir Yorum Yazın

2 Yorum