Kültür

Bir Apokaliptik Distopya: Sıcak Kafa

“Meraklandıran, sürükleyen, çokça güldüren ve nihayet elinizden tutup uçuran bir hikaye. Türkiye’nin dünya bilimkurgu literatürüne armağanı.“

– Alper Canıgüz

Bilimkurgu okumanın en büyük zevki, okuduğumuz hikayenin yaşadığımız gerçekliğe yakın durmasıdır. Kendi gerçekliğine sadık kalan ve dilin ustalıkla işlendiği romanlarla yaşadığımız dünyanın karşılaştırmasını yapmak, okuma zevkimi arttırıyor. Orwell’in 1984’ü, Clarke’ın Çocukluğun Sonu kitabı, Huxley’in Cesur Yeni Dünyası gibi kitaplarda da olduğu gibi dil, hikayenin merkezine ustaca yerleştiği zaman durum çifte hazza dönüşüveriyor. Afşin Kum’un da dile kafayı taktığı aşikar! “Sıcak Kafa” nitelikli okuru hak ediyor ve “Netflix” için çekimleri başlamış.

Bir apokaliptik distopya ya da dilbilimkurgu olarak tanımlayabileceğimiz Sıcak Kafa, yakın gelecekte ya da alternatif bir şimdiki zamanda, her tarafa yayılmış bir delilik salgınıyla boğuşan bir dünyada geçiyor. Kafasında bir zehirle(!) yaşayan dilbilimci Murat Siyavuş, bir zamanlar hastalık üzerine çalışmış ama umudunu kaybetmiştir.

“…Salgın ilk ortaya çıktığındaki bilgimiz neyse, şimdi de o. Ama söylenen yalana inanmak vicdanlara daha kolay geliyor. Birilerinin konuya hakim ve olayla ilgileniyor olduğuna inanmak istiyoruz çünkü bizim kendimizden başka bir şeyle ilgilenmeye mecalimiz yok.”

Umudunu kaybedince annesiyle ev arkadaşlığı düzeyinde olan bir ilişkiyle beraber olabildiğince hareketsiz bir yaşam sürüyor.

“…Evde bana ayırdığı bir köşe vardır, küçük bir televizyon ve karşısında ayaklıklı koltuğum. Ben orada oturur, bıkmadan, usanmadan televizyon izlerim, o da evin kalanında kendi hayatını yaşar.”

Genelde ardı arkası kesilmeyen komplo teorileriyle haber-tartışma programlarının olduğu, başka bir dünyada geçen ve artık kimseye inandırıcı gelmeyen hikayeler anlatan o televizyonun karşısında, bir görev olduğuna inandırılan bir yaşam… Kitabın odak noktası salgının yarattığı o dünyada hayatta kalma derdi ve kıyamet halinin verdiği korku olsa da; korkular, totaliter bir iktidar için ideal ortamı yaratıyor.

Salgının kaynağı, ARDS denilen ve konuşma yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Hastalığa yakalananlar, “abuklarlar” (saçma sapan konuşurlar) ve tuhaf davranırlar. Örneğin Murat Siyavuş’un ödeme kuyruğunda karşılaştığı yaşlı kadın gibi…

“Endişeli bir ifade takındı: ‘İnşallah sürtünme dürtüsünü silindir nefretine kurban etmezsin.’”

Yaşlı kadın diğerleri gibi birkaç saat içinde en yakındaki karantina bölgesine postalanıp vahşi hayvanlar gibi yaşayacaktır. Şanslıysa, rehabilitasyon merkezinde… Ve uzun süre dikkatinizi verip hastanın konuşmalarını dinlerseniz söylenilenler mantıklı gelecektir ve siz de abuklamaya başlayacaksınız.

Testlerde bile konuşma ya da doğrudan iletişim içeren yöntemlerin kullanılmadığı, yaşlı kadının küçük bir çocukla konuşamadığı, kulaklıklarla ve pleksilerle dolu bir dünyada karantina bölgesine tıkılmanız an meselesi.

Murat Siyavuş, SMK(Salgınla Mücadele Kurumu) denilen ve herkesin çekindiği bir devlet kurumu tarafından arandığını öğrenince, saklandığı kurtarılmış bölgeden kaçar. Hastalığın ona mirası olan “sıcak kafa”sının sırrının peşine düşer ve geleceğe dair umut ışığını yakan aşkıyla beraber salgının dönüştürdüğü bu dünyayla yüzleşmek zorunda kalır.

Afşin Kum’un ilk romanı; akıl, dil, uygarlık, hayatın doğası ve boşlukta anlam arayışımız üzerine çarpıcı bir düşünce deneyi.

 

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

1 Yorum

  • Distopya hep ilgimi çekmiştir. Bu kitabı da son derece merak ettim. Bizlere tanıttığın için çok teşekkür ederim.