Secret Agent’ı, Bursa’da, bir arkadaşımla beraber izledim. Filmi o tavsiye etmişti, ilginç bir şekilde aramızın açılmasına sebep oldu. Üstelik, ben bir süredir Bursa’ya gelmiyordum ve ayrı kalmıştık.
Öncelikle filmi çok renkli buldum. Yönetmen, 1960’lar Brezilyasını eğlenceli bir dille beyaz perdeye aktarırken aslında dönemin diktatör rejimi, bu rejim ile birlikte kirli işlere bulaşan iş adamlarını, mafyalaşan bürokrasiyi gözler önüne seriyor.

Film boyunca bir yanda bir takım karanlık adamlar insanların ölümüne sebep olurken, kimileri topal bırakılıyor, bir diğer yandan sık sık gözümüzün önüne Jaws filmi getiriliyor; derken gerçekten bir köpek balığının bir adamın bacağını yuttuğuna şahit oluyoruz.
Peki bu siyasi filmde köpek balığının ne işi olabilir?
Nedeni çok basit, köpek balığı kötü adamları, filmimizde ABD ile iş tutan mafyatik devlet bürokrasisini temsil ediyor. Zaten Kubrick’in The Shining filmine de gönderme yapması boşuna değil. Hatırlanacağı üzere bu filmde Kubrick, Kızılderili katliamına işaret ediyor, ABD’nin kirli yüzünü anımsatıyordu.
Hal böyle olunca, köpek balığı bu filmde ABD’yi ve kapitalizmi simgeliyorsa, Jaws filminde de bir şeyleri simgeliyor olmasın? Elbette Jaws filminde köpek balığı, şayet metaforsa bile derinlere itilmiştir. Ama ben, özellikle filmin sonlara doğru kaptanın o ünlü konuşmasında, Waterloo saldırısından bahsettiği bölümde ağzından baklayı çıkardığını düşünüyorum. Burada Japonlarla kaybedilen savaşı, denizin nasıl kanlara bulandığını, köpek balıklarının bu esnada nasıl saldırdıklarını dinliyoruz. Sahi, neden ABD’nin savaşı bir anda filme dahil oluverdi? Sakın bu köpek balığı, ABD’nin okyanus ötesi düşmanlarını simgeliyor olmasın? Sovyet tehdidi, Kuzey Kore, Japonya?

İşte arkadaşımla anlaşamadığımız nokta bu oldu. O, Jaws’ın sadece bir canavar filmi olduğunu söyledi ama ben de ısrarla aksini savundum. Dönemin Hollywood sinemasının ne kadar muhafazakar olduğunu hatırlattım ona. Spielberg, Lucas gibi yönetmenler en tepedeydiler. ABD nin en anti komünist dönemiydi. Filmin açılışında, hippilerin kumsalda gitar çalıp eğlendikleri, çıplak denize girdikleri ve sonra da köpek balığının saldırısına uğradıkları sahne de hiç şüphesiz ahlakçıydı. Yönetmen ve senarist, güvenlikçi, muhafazakar bir pencereden bakıyorlardı ve bunda şaşılacak bir şey yoktu.
Kimi filmlerde simgeler çok belirgin, kimilerinde ise derinlerde. Aslında derinlerde olduğunda, yani izleyicinin gözüne sokulmağında eser daha başarılı oluyor. Secret Agent filmi özgün bir hikaye anlatıyor. Ancak dönem, kişiler, olaylar aklımıza hemen Güney Amerika’nın siyasal atmosferini getiriyor. Ve tabi Küba devrimini. Zaten başroldeki kahramanımızın hem hayat hikayesnin hem de dış görünüşünün Che’ye benzerliği dikkatimizden kaçmıyor.
Secret Agent, 2026 yılının iddialı yapımlarından ve Oscar favorilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Film sahneleri: The Film Experience
