İncelemeler

SEVGİSİZ (NELYUBOV) 2017 FİLMİ ÜZERİNE / Andrey Zvyagintsev

Zvyagintsev, çektiği filmlerle ülkesinde devlet otoriteleri tarafından pek takdir edilmemekle birlikte, yurt dışındaki festivallerden hemen her filmiyle ödüller toplayan bir yönetmen. Zvyagintsev’ in bu filmi 2018 yılında Cannes Jüri Ödülü’nü kazandı. Hem Dönüş (2003), hem de Elana (2010) filmlerinde olduğu gibi bu filmin de temaları arasında iletişimsizlik, sevgisizlik, sosyalleşme içinde asosyalleşme, evlilik, yalnızlık, terk edilmek, ilişkilerde sevgi yerine cinsellik, haz arayışı sayılabilir. Ancak bu filmde yönetmenin teknoloji ile, bağımlılık haline gelen sosyal medya ile, sanal ortamda sosyalleştiğimizi sanırken asosyalleştiğimiz gerçeği gibi kavramlarla da meselesi olduğunu görüyoruz. Sevgisiz filminde bu temaların ilişkilerimize yansımasını kaybolan bir çocuğun gözünden izliyoruz. Bu yazıda filmin çatısının nasıl kurulduğunu anlamak için aşağıda sahne sahne inceledim. Kendi yorumum olan kısımları koyu renk yazdım.

Filmin açılışında, ilk sahnesinde bize ölümü hatırlatan kar örtüsü ile kaplı ağaçların görüntüsünü görüyoruz.

İkinci sahnedeki okul bir kamu binası ve çerçeve alttan üstten, yanlardan dik ve yatay, keskin çizgilerle sıkıştırılmış. İzleyici bu soğuk yapının içinde kesin, katı kurallar olduğu, duygulara yer verilmediği izlenimine kapılıyor.

Üçüncü sahnede Alyoşa eve giderken ormandan geçiyor. Yönetmen bir ağacın altıdaki karanlık bir kovuğa dikkatimizi çekiyor. Alyoşa kovuğun önünden yaprakların altından bir emniyet şeridi alıyor, emniyet şeridini ağacın dalına fırlatıyor.

Dördüncü sahnede Alyoşa’yı evde görüyoruz. Odasının penceresinden onu film boyunca tek mutlu gördüğümüz, okul çıkışında oyun oynadığı, şerit uçurduğu ormanlık alana donuk bakışlarla bakıyor. Gördüğü manzarada pencere camının üzerinde damlalar oluşurken kapı çalıyor. Bu damlalar dışarıda kahramanın üzüntü verici olaylar yaşayacağının habercisi mi? Sahnenin devamında Alyoşa’ nın annesi Zhenya’yı tanıyoruz, kadın eşinden boşanma arifesindedir. Daireyi satın almaya gelenler hamile bir kadınla yanında bir adam. Annesini görünce Alyoşa tekrar dersinin başına dönüyor. Zhenya’nın oğlunun başına vurduğunu gören adamın ‘Aslan gibi oğlun varmış, daha ne istiyorsun?’’ sözleri bize hem Rus toplumunda da erkek olmanın ayrıcalıklı olduğunu hem de Zhenya’nın birçok insanın istediği gibi evlat sahibi olduğu halde mutlu olmayı beceremediğini anlatıyor.

Beşinci sahnede akşam olmuştur. Zhenya cep telefonu ile sosyalleşmektedir. Filmin boyunca teknolojinin, sosyal medyanın eleştirisini sık sık göreceğiz. Bu sahnede yönetmen bize Alyoşa’nın babası Boris’ i tanıtıyor. Adamın merhaba sorusunu eşi yanıtsız bırakıyor, dinleniyor muydun sorusu da ‘umurunda mıydı ki?’ diye cevap veriyor. Çiftin ortak konuşabildikleri tek bir konularının olduğunu görüyoruz.: Ayrıldıktan sonra çocuğu kime teslim edecekleri. Zira ne anne ne de baba çocuğun bakımını üstlenmek istiyor. Boris’in başlarda çocuğunu daha fazla düşünen taraf olduğu izlenimine kapılsak da diyalogların devamında dindar patronunundan çekindiği, patronun bu ayrılığın kulağına gitmesinin işine son verebileceğini öğreniyoruz.

Sahnenin devamında Alyoşa’nın banyo kapısının arkasına saklandığın,, konuşulanları ağlayarak dinlediğini görüyoruz. Çiftin kavgasının ardından adam salonda yatıyor.

Altıncı sahnede ertesi gün Alyoşa’nın okula gitme vaktidir. Annesi mısır gevreğinden ibaret kahvaltısını hazırlar. Kahvaltı boyunca neredeyse hiç annesi Alyoşa’nın yüzüne bakmaz. Alyoşa ağlamakta olduğunu annesinden gizler. Hızla kahvaltısını tamamlamadan evden çıkar.

Yedinci sahne de Boris aracı ile işe gider.

Sekizinci sahnede Boris asansöre bindiğinde gözümüze, herkesle eşit, aynı görünür. Sanki asansörde bir sürü Boris var, onunla benzer hikayeyi yaşayan bir sürü beyaz yakalı çalışan var demektedir bize yönetmen.

Dokuzuncu sahnede bu kez Zhenya’yı metroda yolculuk yaparken görürüz. Bu sefer metroda herkesin elinde Zhenya gibi cep telefonu vardır.

Onuncu sahnede Boris işe gelmiştir. Ofiste çalışma arkadaşı kendisine dünyanın sonunun ne zaman geleceğini sorar. Sevgisizlik, iletişimsizlik, dünyanın sonunu çoktan getirmiştir bir bakıma, ama ne yazık ki insanlar bundan habersizdir. Bu soruyu soran kişi konuşmasının devamında arkadaşı ile vakitsizlikten dolayı görüşemediğini, ancak uzaktan selamlaşabildiğini anlatır. Sahnenin sonunda arkadaşı Boris’ten üzerinde çalışması için bir şeyler ister. Ardından ikimizin de çıkarına olacak merak etme, der. Boris de getireceğini, zaten tanrının da paylaşın diye emir verdiğini söyler. İnsanların birlikte bir şeyleri paylaşması için ya ortak çıkarları gerekmekte ya da tanrının emir vermesi gerekmektedir.

On birinci sahnede Zhenya kuafördedir. Boris’den ayrılırsa kocasının işinden atılma riski olduğu filmde üçüncü kez tekrarlanır. Zhenya’nın sevgilisi ile yeni ilişkisinden memnun olduğunu, oğlu Alyoşa’nın ise gitgide babasına benzediğini hatta onun gibi koktuğunu anlatır. Doğumda resmen işkence çekmiştir. Kuaför ile sohbetinde kuaförün de bir kızı olduğunu, kızına ne zaman baksa eski eşini gördüğünü ve üzüldüğünü öğreniyoruz. Kızı çalışmak istemediği için şikayet eder, iyi yönlerini kendisine kötü yönlerini de babasından aldığını söyler. Kuaför de eşinden ayrılmıştır ve onun nerede olduğunu bilmemektedir. Onun için ‘ ‘Kapotnya’ da ölüp gitmiştir, umarım’’, der.

On ikinci sahne Zhenya bu kez dizüstü bilgisayarında sosyal medyada oyalanırken görürüz. Telefon gelir ve alt kata iner.

On üçüncü sahne süpermarkette çekilmiştir. Boris’in sevgilisi Marina Vasilyevna (Masha) ile yönetmen bizi tanıştırır. Masha, Boris ile evlenmek için sabırsızdır Boris’in Masha ile evde yalnız kalacaklarını söylediğinde ‘çok şükür’ demesi, aralarındaki ilişkinin Boris tarafından önce cinsellik üzerine kurulu algılandığını bize anlatır.

On dördüncü sahnede evdelerdir. Masha, Boris ile birlikte olduktan sonra ağlamaya başlar. Karısını terk eden adam ya yarın başka bir kadın için Masha’yı da terk ederse? Masha’nın yatakta yatarken yasak meyve olan elmayı yediği de izleyicinin dikkatinden kaçmaz.

On beşinci sahnede Zhenya sevgilisi ile otoparkta buluşuyor.

Bu sahnenin devamı olan on altıncı sahne bir restoranda kırmızılı bir genç kadın (muhtemelen önceden flörtleştiği) erkeğe cep telefon numarası verirken görüyoruz. Genç kadın hemen sonra masada kendisini bekleyen erkek arkadaşının yanına gidiyor. Sevgiden yoksun, kuru, yavan bir cinsellik arayışı, aldatmalar sadece bizim kahramanlarımıza özgü değil, film boyunca yönetmen bize bunu toplumun bir hastalığı olduğunu sık sık hatırlatıyor. Zhenya sevdiği adamla yemeye başlamadan ilk iş cep telefonuna sarılmak oluyor. O esnada yan masadaki kadınlar bir arada en kışkırtıcı pozlarını vererek, ‘aşka ve selfiye’ kadeh kaldırıyorlar.

On yedinci sahnede Zhenya ve sevgilisi Anton’u birlikte olurlarken görüyoruz. Sahnenin devamında Zhenya sevgilisine hayatı boyunca yalnız küçükken annesini sevdiğini fakat ondan da karşılık görmediğini anlatıyor. Sadece bana baskı yaptı, emir verdi ve ders çalışmamı söyledi derken bu kez aklımıza filmin ilk sahnelerinde Zhenya’nın oğlu Alyoşa ile kuramadığı ana oğul ilişkisi geliyor. Zhenya, Anton’a, annesinin hayatta ve ‘bayağı sağlıklı’ olduğunu söylerken sanki hala ‘esip gürleyecek, beni azarlayacak enerjisi var’ diyor gibi. Nitekim ilerdeki sahnelerde yanılmadığımızı anlayacağız. Zhenya sahnenin devamında Anton’a , kocası ile ilk tanıştığından beri sevgisiz bir ilişkileri olduğunu, doğum yaparken çok zorlandığını (doğurmak istemediği için mi?, zor bir doğum olduğunu yönetmen bize kuaför sahnesinde de söylemişti) , doğumdan sonra ise ‘bir çeşit tiksinti gibi’ gördüğü bebeğe bakamadığını anlatır. Anton, Zhenya’ya sevgisiz yaşanmayacağını söyler. Bu sahneden itibaren tanımaya başladığımız Anton filmdeki karakterlerin içinde bize en sıcak gelen, insani değerlerini kaybetmemiş birkaç kişiden biri.

On sekizinci sahnede Zhenya sabaha karşı, mutlu, arabanın arka koltuğunda evine dönüyor.

On dokuzuncu sahnede Zhenya eve gelir. Sevgilisinden gelen mesaj (yüksek ihtimalle çok güzel bir gece geçirdiğini söyleyen Anton’un teşekkür mesajı) ile mutlu olur, sevgilisine sarılır gibi yastığa sarılarak uyur.

Yirminci sahnede Boris iştedir. Çalışanlar ofiste küçücük görünmekte, her günün rutin işleri yapılmaktadır. Boris gelen telefonu isteksizce açar. Zhenya selam sabahsız konuşmaya başlar, Alyoşa’yı görüp görmediğini sorar. Çocuğun okula gitmediğini ancak ikinci gün, okuldan yapılan arama sonucu öğrenmiştir. Baba Boris ise dün geceyi Masha’nın yanında geçirmiş, bu sabah da eve gelmemiştir. Zhenya’nın ‘uyandığımda her zamanki gibi çoktan çıkmıştır diye düşündüm’ demesinden filmin başlarında izlediğimiz anne ve oğlun mesafeli, soğuk kahvaltısının pek öyle sık sık yaptıkları bir şey olmadığını anlıyoruz. Boris de çocuğuna sevgi gösterme konusunda Zhenya’dan daha iyi bir sınav vermez. İşte olduğunu, müsait olmadığını söyler, hemen paniğe kapılmaya gerek yoktur, belki asansörde falan kalmıştır.

Yirmi birinci sahnede polisi Alyoşa’nın odasında arama yaparken görürüz. Rapor yazıldıktan sonra masa başındaki polisin Zhenya’ya ilk söylediği burada ‘bir vukuat görmüyorum’ olur. Bazı aileler çocukların ‘hakkından gelip’ sonra polise kayıp ihbarı vermişlerdir. Ortada böyle bir durum yoktur. Zhenya bunun için suçlanmayacaktır, bununla birlikte ortada kaygı verici bir durum da yoktur, hiçbir çocuk kış soğuğunda dışarıda üşümek istemez, ne kadar kötü de olsa iyi kötü sabahları kahvaltıda ‘cornflakes’ yediği bir evi, kaloriferli bir odası vardır ve eninde sonunda evine dönecektir. Ayrıca bürokratik işlemler uzun sürebilir, işlemlerin başlaması için Boris de gelmelidir, önce form doldurulması gerekir, bugün zaten yetişmez, Ondan sonra incelemenin öteye gideceği de şüphelidir. Zhenya’nın memura sorduğu kaçırılma durumunda ise iş daha da uzayacak, daha meşakkatli bir hal alacak, önce akrabalar arkadaşlar, olası tanıklar sorgulanacaktır bu süreç için yeterli eleman yoktur, ayrıca hırsızlık, cinayet gibi sırada çözülmeyi bekleyen başka vakalar da vardır. Ayrıca arama sürecinin başlatılabilmesi için heyet kararının çıkması gerekmektedir. Bu da kısa sürede olacak bir iş değildir. Özetle polisin ne zamanı ne de yeterli elemanı vardır, dosya devletin karanlık çekmecelerinde sırasının gelmesini, incelenmesini, aydınlanmayı bekleyecektir. Zhenya az önce söylendiği gibi endişeye kapılmamalıdır, soytarısı bir AVM köşesinde yada sokakta bir yerdedir, ayrıca bu polis memuru ile görüştüğü için şanslıdır, başka bir memur bu bilgileri bile kendisine vermeyecek, sürecin nasıl işlediğini böyle detaylı anlatmayacaktır. Harekete geçmek için internetten arama kurtarma ekibinin telefon numarasına ulaşmalı, onlarla iletişim kurmalıdır. (Burada polis memurunun interneti adres göstermesi yine ironik, izleyicinin aklına Alyoşa’yı Zhenya acaba sosyal medyada mı aramaya başlayacak sorusu gelmiyor değil.)

Yirmi ikinci sahnede Boris’i otomobilinin içinde arama kurtarma ekibinin sahasına gelirken görürüz.

Yirmi üçüncü sahnede yönetmen karşımıza işine sadık ve canla başla Alyoşa’yı arayacak bir ekip çıkartır. İzleyiciye çocuğun bulunamamasının, kurtarılamamasının sebebi devlet bürokrasisi (bir önceki sahnede polis şefinin anlattığı süreç) dedirtmek istemez. Böylece ailenin çocuğuna gösterdiği ilgisizlik daha da önem kazanır. İzleyici bu sorumsuz anne babaya daha çok kızar. Filmin başında çocuk esirgeme kurumuna mı versek de kurtulsak diye düşünen anne babanın oğlu olan Alyoşa’yı hiç tanımayan onlarca gönüllü insan gece, gündüz soğuk demeden aramaya çıkacaklardır. Bu fedakar arama kurtarma ekibi yönetmen Zvyagintsev’in insanın kurtuluşu için yine insanın kendisinde gördüğünü de bize anlatır.

Zhenya ve arama kurtarma şefi İvan ofistedir. Boris yanlarına gelir. Boris buraya Zhenya’dan geç gelmiştir. Trafiği bahane eder. Boris gelince Zhenya yine selamlaşmaz, su içmek için sandalyesinden kalkar. Ekip şefi çiftten çocuğun özelliklerine ekleyecek başka bir şey olup olmadığını sorduğunda Öncelikle ne tip hobileri olduğunu, tuttuğu bir takım olup olmadığını, dünyayı gezmek gibi meraklarının olup olmadığını sorar. Annesi bu tip hobileri olmadığını söyler ancak kendisi de emin değildir, ‘evde otururdu sanırım’ diye yanıt verir. Zvyagintsev bize Zhenya’ nın ikircikli yanıtlar verdiğini, oğlunu tam tanımadığını göstermek için Ivan’a aynı soruyu tekrar tekrar sordurur böylece annenin (ve babanın) çocuklarına ilgisizliklerine dikkati çekmeye devam eder. İvan, Alyoşa’nın kaç arkadaşı olduğunu sorduğunda Zhenya ‘sanırım, sadece bir’ diyecektir. Baba Boris de İvan’ın yanında oğlu için ‘velet’ tabirini kullanır. Bu sahnede Zhenya’nın annesini telefonla aradığını ancak annesinin telefonu açmamasından aralarındaki bozuk ilişkiyi yönetmen bize ikinci kez vurgular. (İlki de Zhenya’nın sevgilisi Anton ile konuştuğu on yedinci sahnedeydi) Bu sahnenin sonunda İvan anne ve babadan nineyi (Zhenya’nın annesi) ziyarete gitmelerini, Alyoşa’nın orada olabileceğini söyler. Alyoşa’nın dönme ihtimaline karşı dairelerinde biri bekleyecektir.

Yirmi dördüncü sahne yolculuk sahnesidir. Bu sahnede Zhenya ve Boris birlikte ninenin evine otomobil yolculuğuna çıkarlar. Tahmin edilebileceği gibi birbirlerine katlanamazlar. Zhenya Boris’ in arabasında sigara içer, Boris ise karşılık olarak radyoda çaldığı müziğin sesini sonuna kadar yükselterek ve kadının camını açarak ona rahatsızlık verir.

Zhenya da film boyunca ilk defa bundan sonra bizim alıştığımız çocuğunu kaybeden anne gibi olabileceğinin sinyallerini verir. Oğlu için endişelenmeye başlamıştır, ya başına kötü bir şey geldiyse diye sorduğunda, Boris onu esas yakaladığımda başına kötü şey gelmiş olacak, diye yanıtlar.

Yirmi beşinci sahnede Zhenya ve Boris ninenin evine gelir fakat ev dışı çitlerle kaplı, dışardan ulaşılması kolayca mümkün görünmeyen bir çiftlik evidir. Ninenin de insanlarla ilişkilerinde kendini izole ettiği, kimseyle kolay kolay görüşmediğini anlarız.

Yirmi altıncı sahnede Zhenya evin içinde annesinin yanındadır. Nine telefonunu kaybettiğinden yakınır. Ardından ‘nasıl yaşayacağım ben?’ deyiverir. Cep telefonları ve teknoloji şehirden uzak kırsaldaki insanların hayatlarının olmazsa olmazlarından biri olmuştur. Sahnenin devamında telefonunu bulacak, sadece şarjının bittiğine öyle sevinecek ki, kızı ve damadını bir anda boş bulunup çay içmeye davet edecektir.

Sahnenin başından itibaren dindar (evin holünde ikona şeklinde takvim vardır ve konuşmasında sık sık tanrının adını anar. ) bir kadın olan annesi Zhenya’ yı azarlar. Alyoşa’ nın kaybolduğunu duyunca verdiği tepki ‘ben sana o çocuğu hiç doğurma dememiş miydim’ olur. Annesi ile Zhenya’ nın ilişkisi kelimenin anlamıyla kan donduran cinstendir.

Film boyunca kahramanların bir çoğunun ilişki kurduğu kimselerden cinsellik beklentisi olduğu kadar, maddiyat, çıkar beklentisi de vardır. Sözgelimi Zhenya kuaförde yeni sevgilisinin maddi durumunun iyi olduğunu söyleyince kuaför kadın kıskandım şimdiden der. Boris boşanmasının şirkette duyulmasından çok tedirgindir. Sadece işini kaybetmekle kalmayacak, yeni hamile sevgilisi ile de ilişkisi bozulabilecektir. Zhenya’nın annesi de kızı kendisini ziyarete geldiyse acaba bir çıkar peşinde olduğu için mi geldi, diye düşünmeden edemez ve kızına evine kesinlikle göz dikmeye kalkmamasını söyler.

Yirmi yedinci sahnede araba içinde Boris ve Zhenya’yı izleriz. Zhenya annesine hak vermektedir, çünkü Boris ile evlenmek ve bebeği doğurmak bir hata olacaktır. Ayrıca bu sahnede Zhenya’nın annesinin baskı ve egemenliğinden kurtulmak kısmen özgürlük kazanmak için Boris ile evlendiğini de öğreniriz ki bu öykü Türk izleyiciye çok tanıdık gelecektir. Sahnenin devamında Zhenya ikisinin de birbirini kullandığından bahseder. Boris için senin bana değil, aileye ihtiyacın vardı derken adamın işi gereği (koyu dindar bir patronun tercihinden ötürü) bir aile ve çocuk sahibi olmayı çıkarına uygun bulduğu, yoksa bunu gerçekten istemediği izleyiciye anımsatılır. Bu sahnenin sonunda Zhenya ve Boris kavga ederler, Boris kadını (Zehanya’ nın ‘oğlun kayıp farkında mısın’ diye uyarmasına rağmen) yol kenarında araçtan indirir.

Yirmi sekizinci sahnede arama ekiplerini çalışırlarken görürüz. Sisler içinde belirsizliğe doğru yürüyen küçücük karınca kadar kırmızı noktalara dönüşürler, Yönetmen bize sanki işlerinin hiç de kolay olmayacağını söylemektedir. Sahnenin sonunda Boris de arama ekibine katılmıştır.

Yirmi dokuzuncu sahne polis şefinin ofisinde geçer. Kamera kayıtlarında Alyoşa’nın nereye gittiği tespit edilemez. Boris de artık endişe etmeye başlamıştır. Bu sahnelerde Boris ve Zhenya Alyoşa’yı merak etmeye başladıkça, bulmak için çaba harcadıkça gözümüze daha canlı, daha gerçek karakterler olarak görünürler, ne de olsa anne ve babadırlar ve çocukları kayıptır.

Polis şefi ve İvan’ın yanındayken Boris’e telefon gelir. Arayan sevgilisi Maşa’dır. Maşa Boris’in kayıp oğlundan haberdar olduğu halde Boris’den kendiyle ilgilenmesini ister. Hamile olduğu için her zamankinden fazla ilgiye ihtiyacı varsa da Boris kamera kayıtlarında oğlunu ararken annesiyle pespembe dekorlar eşliğinde bebeği için alışveriş yapan Maşa’ ya sempati duyamayız. Maşa, Boris’e karşı olan güveninde zaman zaman şüpheye düşmekte, ilerde aldatılır mıyım, endişesi taşımaktadır.

Otuzuncu sahnede bu kez Anton’u kızı ile konuşurken görürüz. Anton filmde en çok sevgi veren, özverili karakterlerden biridir. Kızı ile internet üzerinden bilgisayarda yaptığı görüşmede kızına kendisini görmek istediğini, ne zaman geleceğini sorduğunda kızı gülerek, ‘işte görüyorsun ya’ diye yanıt vermesi dikkatimizi çeker. Anton, Zhenya’yı uyandırır, kendisine Alyoşa’yı bulmak için yardım etmesini ister. Birgün işe gitmezse sorun olmayacağını söyler. Anton’un bilgisayarda kızı ile görüşmesinden onun ailesine daha bağlı, sıcak ilişkileri olan biri olduğunu öğreniyoruz.

Otuz birinci sahnede İvan araba kullanmakta, arama işini titizlikle sürdürmektedir. Görünüşe göre Alyoşa’nın kayboluşunu bu gönüllü ekip çocuğun anne ve babasından daha ciddiye almışlardır. Zhenya, bir gün önce Boris ile arabada kavga etmeleri sonucu eve geç döndüğünü, yeni uyandığını bahane eder. İvan Boris ile buluşur.

Otuz ikinci sahnede İvan, Alyoşa’nın en yakın arkadaşı olan Kuznetsov’u sorgular. Kuznetsov, Alyoşa ile yine bir sosyal medya platformunda buluştukları kamp yerinden bahseder. Burası terk edilmiş beyaz bir binadır. Alyoşa’yı bulmak için yola çıkarlarken pencereden karın yağmaya başladığını görürüz. Vakit daralmaktadır.

Otuz üçüncü sahnede ekipler yıkık beyaz binada aramaya başlarlar. Alyoşa burada da değildir. Yüzme havuzu, piyano, sıralar, kütüphane ve sandalyelerden buranın bir zamanlar gençlik merkezi, güzel sanatlar ve spor eğitimi amacıyla kullanıldığını anlarız. Yönetmen bizi bu sevimsiz binada gezdirirken sanki Sovyetlerden bugünkü Rusya’ya miras kalan devlet mekanizmasının gençlere umut olamayacağını, eski sistemden sonra çok bir şeylerin değişmediğini, Rusya halkının hala insancıllıktan uzak, insana mesafeli, çökmüş bir devlet sisteminde yaşadığını söylüyor gibidir. Eğer Alyoşa bu binada saklanmış olsaydı ve bulunup kurtarılmasıydı o zaman yönetmenin tam tersi yönde, ülkesi ile daha barışık, gençlerin geleceğinin ve kurtuluşunun yine sistemin içinde olduğu yönünde bir mesaj verdiğini söyleyebilirdik.

Otuz dördüncü sahne bir hastane sahnesidir .Zhenya ya Alyoşa’nın tarifine tıpatıp uyan polisin dün gece yol kenarında bulduğu bir çocuk gösterilir. Zvyagintsev bu sahnede izleyiciye anne baba evinden kaçan tek çocuk Alyoşa değil, demektedir.

Otuz beşinci sahnede arama ekipleri şehir dışında kırsal alanda aramaya devam etmektedirler. Bu sahnenin sonunda muhtemelen uzay araştırmalarında kullanılan çok büyük beyaz bir uydu görürüz. Bu devasa, ürkütücü yapı (filmin başından beri temel meselelerinden biri olan) modern teknoloji tanrısının adeta ete kemiğe bürünmüş halidir.

Otuz altıncı sahnede İvan’ı bu kez akşam kar yağarken gönüllülere afiş dağıtmaları konusunda direktifler verirken görürüz. İçlerinde Anton’un da olduğu bir gruba hitap etmektedir. Akşam olmuştur, kar yağmakta, vakit daralmaktadır.

Otuz yedinci sahnede ekip bir binanın bodrumundaki asansörden şüphelenir. Fakat Alyoşa yerine asansörden flörtöz iki kız çıkar. Kızlar sarhoştur, arama ekibindeki erkeklere laf atarak yanlarından uzaklaşır. Zvyagintsev’in eleştiri okları film boyunca erkeklerden çok kadınları hedef almaktadır.

Otuz sekizinci sahnede Anton, Zhenya ve Lena’yı ( arama kurtarma ekibinden tecrübeli bir kadın) yol kenarında direklere afiş asarlarken görürüz. Arabaları hareket ettikten sonra kamera sonu karanlık bir yola doğru kaydırma yapar. Bu yol Alyoşa’nın okula gidip gelirken kullandığı yoldur.

Otuz dokuzuncu sahnede katı keskin çizgileri ile okul binasını tekrar görürüz, Alyoşa’nın geçtiği yerlerde afişler asılmıştır.

Kırkıncı sahnede Maşa ve Boris birlikte aynı odadadır. Boris dün geceden beri afiş asarak yorulduğu için uyuyakalmıştır. Maşa keyifsiz, Boris’ in yanına yatar. Boris’in Maşa ile ilişkisi de anlaşılan Zhenya ile olan ilişkisinden çok farklı olmayacaktır.

Kırk birinci sahnede bu kez aynı saatlerde Anton’u görürüz. Mutfakta su içmiştir. Boris’e göre daha atletik, dinçtir. Sevdiği kadının üzerini örter, yanına sokularak uyur.

Kırk kinci sahne morg sahnesidir. Yönetmen cesedi gören Zhenya’yı biden hüngür hüngür ağlatarak izleyiciye küçük bir oyun oynar. Zhenya ve Boris’in oğullarını ölü de olsa bulduklarını düşünürüz ancak ceset Alyoşa’ya ait değildir ve izleyici olarak anlarız ki dışarıda daha onlarca kaybolan, kaçırılan, evden kaçan çocuklar vardır.

Kırk üçüncü sahnede Alyoşa’nın odasında badana yapılmaktadır. Boya ustaları odayı yeni insanlara, yeni hikayelere hazırlarken, duvarla birlikte geçmişin, Alyona’nın izlerini de silerler. Artık anne ve babasının da onun yasını tutmadığını, onu unutmaya başladığını düşünebiliriz. Pencereden yine bize ölümü çağrıştıran karlı dağları görürüz.

Kırk dördüncü sahnede karda oynayan gençleri görürüz.

Kırk beşinci sahnede Boris yeni evindedir. Bir yaşlarında Maşa’dan olan oğlu kendi başına oyun oynamakta, Boris TV izlemektedir. Boris’in Alyoşa’yı kaybetmesi, karakterinde pek bir şeyler değiştirmemiş görünmektedir. Kutuları fırlatan oğluyla oyun oynamak yerine çocuğu (sarılmadan) kucaklayıp etrafa zarar vermesin diye oyun havuzunun (kafes mi demeli?) içine bırakır. Havuzdaki çocuk ağlar.

Kırk altıncı sahnede bu kez İvan TV izlemektedir. Zhenya eskiden yaptığı gibi cep telefonuyla sosyal medyada kendini oyalamaktadır. Tv’ de çekik gözlü bir kadın isyan etmektedir. Zhenya kalkar, üzerinde Russia (latin harfleriyle) yazan bir eşofman giyer ve bahçede koşu bandında koşmaya başlar.

Yönetmen Zhenya’yı bahçede koşu bandında değil de patika yolda koştursaydı başka, sıcacık ev ortamın içinde koşu bandında koştursaydı farklı bir anlam yaratmış olacaktı. Zhenya bu sahnede koşu bandında yani yine teknolojik bir alet yardımıyla koşmaktadır. Rusya bildiğimiz gibi Sovyetler Birliği döneminden beri silah ve uzay sanayisini geliştirmek için akıl almaz yatırımlar yapmaktadır, bu alanlardaki gelişmeler ne yazık ki Rus halkına mutluluk ve refah artışı getirmemiş, aksine bu alanlara harcanan paralar sosyal reformların yapılmasını engellemiştir. Andrey Zvyagintsev’in Rusya’ yı simgeleyen Zhenya’sı çocukluğunda sevgisiz bir ortamda büyümüştür. Kuşkusuz yeni nesil de kendi annesinden gördüğü şekilde çocuklarını yetiştirecektir. Zhenya koşu bandında yerinde saymakta, bir adım ileri gidememekte, sıcak bir evin, ailenin huzurunun dışında koşmakta, dahası yorulmakta ve kendi kendini tüketmektedir.

Kırk altıncı sahnede yapılan çekimler filmin başındaki doğa çekimlerine paraleldir. Yönetmen sanki bizi doğaya, yaşama çağırıyor gibidir. Manyetik rezonans makinesinin çıkardığı sesleri tekrar işitirken Alyoşa’nın insanlığı bekleyen tehlikeyi işaret eden emniyet şeridi yaşlı bir ağacın dalında dalgalanmaktadır.

Eser: Sevgisiz (Nelyubov) 2017 Yönetmen: Andrey Zvyagintsev

YAZAR HAKKINDA

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı.
Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

Bir Yorum Yazın

6 Yorum

  • Yakın dönem Rus Sineması nın çok güzel bir örneği “Sevgisiz” filmi.Yönetmenin, sevgisiz bir toplumda hastalıklı davranış biçimlerini verdiği sahneleri tespit edip yorumlamanız çok iyi, teşekkürler.

  • Filmin içine çekip insanı sürükleyen bu yorumu okuyunca filmi izlememek mümkün değil.Adeta okurken filmin içinde yaşıyorum hissine kapıldım.Çok etkileyici bir yorum.

  • Irmak teşekkürler yazım şeklini daha öncede yazılarından beğenmiştim.o kadar önemli noktalara değinmiştim ki çok beğendim.Bu arada insan nerede olursa olsun,hangi alanda,hangi yolla gozlemlenirse gozlemlensin,ülkesi ,dönemi ne olursa olsun değişmeyen bir tek şey yetiştiği aile,o ailenin mikro kültürü,ve kendisine farkına bile varmadan yüklenenler.Yasananlar hep aynı.Tesekkurler kalemine sağlık umarım bir çok
    yazınla tekrar bulusabilirim.Sevgilerimle

    • Zaman ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim, evet film bir aile üzerinden toplumu, bir ülkeyi, aslında çağımızın evrensel sorunlarını anlatıyor.