Kültür

Portofino’da Yağmur

Aslında bu yazının başlığı “Ah Portofino Ah!” diye atılmalıydı; çünkü gezimiz boyunca en büyük heyecanı ve korkuyu yaşadığımız tek yer Portofino’ydu… Neyse, baştan başlayayım anlatmaya.

Gezi boyunca her sabah erkenden yollara düştüğümüzü artık bildiğiniz için bu kısmı es geçiyorum. Yağmurun artık bardaktan boşanırcasına yağdığı bir gündü. Çok uzun bir otobüs yolculuğundan sonra ‘Santa Margherita‘da indik. Burayı bana tarif et deseniz, tek kelime yeterli olacaktır: Ege. Akdeniz ikliminin yaşandığı ülkelerde bazı şehir ya da ilçeler birbirine benzer, bilirsiniz. Santa Margherita’da bizim ülkemizin Ege kıyılarındaki kasabalarla aynıydı. Çok tanıdık ama bir o kadar da uzak. Sonuç olarak burayı gezerken havanın biraz daha güzel olmasını çok isterdim. En azından daha güneşli olabilirdi.

Santa Margherita

Santa Margherita Beach

Burada uzun bir süre yağmurun altında belediye otobüsü bekledik. Portofino’ya bizim turumuzun otobüsü ile gidilemediği için belediye otobüsünü bekledik ve açıkçası bu süreçte güneşin tadını çıkarmayı isterdim. O gün Portofino’ya bizimle birlikte tam üç tur kafilesi daha gidecekti. Yani bu da demek oluyordu ki, doksan kişiye yakındı ve oraya giden sadece bir tane belediye otobüsü vardı. Otobüsün camlarına sinek gibi yapışarak yol aldık, kabustu. O daracık yolda iki aracın yan yana geçmesi bile imkansızken biz o yoldan Portofino’ya nasıl ulaştık, hala aklım almıyor. Aksiyon filmi izleyenler bilir, filmi daha da heyecanlı kılmak için bütün sınırlar zorlanır. Sonuç olarak, her an kaza yapabiliriz hissiyle, yüreğimiz ağzımızda vardık.

Ya heyecandan ya da sabah çok az yediğim için olsa gerek meydana iner inmez acıktığımı fark ettim. Meydan daha önce anlattığım meydanlar gibi değildi. Burası sayfiye yeri olduğu için o mevsimde yerli halktan pek kimse bulunmuyordu. İki sokak gezsem hemen bitecek olan bu yerde daha yavaş hareket etsem bile her şeye yetişebilirdim. Planımda önce mağaza gezmek, sonrasında kiliseye çıkmak ve en sonunda karnımı doyurup oradan ayrılmak vardı. Ah ne kadar da güzel bir planmış! Mağaza gezdikten sonra arkadaşıma “kiliseye çıkalım,” dedim. Sahile inen yolun sağ tarafından gittiğinizde bir tepeye çıkıyordunuz ve kilise de oraya çıkan bu zorlu yolun sonundaydı. Biz gezerken yağmur dinmişti. Kiliseye çıkmaya karar verdiğimiz anda arkadaşım beni durdurdu ve “önce kahve içelim sonra gidelim,” dedi. Buna bozulsam da belli etmedim. Kasabanın en sonunda minicik bir tekne limanı vardı, sonrası alabildiğine okyanus. Gittiğimiz heryeri hafızama kazırken, telefonumun da hafızasına yer ayırarak gelmiştim ve her anı bir kez daha ölümsüzleştirmek için çaba harcıyordum. Yemek yiyip kahvelerimizi içerken yağmur yeniden yağmaya başladı. Kiliseye yine gidemeyeceğiz diye üzülürken büyük bir gürültü koptu. Nereden geldiğini anlayamadığımız bir hortum sahildeki tekneleri, sandalları birbirine katıp oturduğumuz restoranın önüne kadar fırlattı. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi panik halinde aklıma getirmeye çalışırken hiçbir şey yapamamış, öylece donup kalmıştım. O anı o kadar net hatırlıyorum ki; resmini çiz deseler oturur, saniye saniye çizerim. O gürültü karşısında donmuştum adeta. Arkadaşıma ulaşmak ise  mümkün değildi. Benim kaç(a)madığımı görünce kolumdan tutup kendi kaçabildiği güvenli yere götürmek istedi. Her şey olup bittikten sonra öğrendik bu küçük(!) hortum bize sürpriz yapmış. Geldiğimiz yolda altı tane ağaç devrilmiş, yol kapanmış. Neyse ki sahil güvenlik ekipleri bizi tekne ile oradan aldılar; ama altı saat sonra… Tabi biz de bütün günümüzü Portofino’da geçirince Pisa kulesine ancak akşam saatlerinde uğrayabildik. Karşıdan görebildiğimiz kadarıyla yetinmek zorunda kaldık. Heyecanla gezmeyi hayal ettiğimiz Pisa’yı akşam saatlerinde, karşıdan görebilmek yıkmıştı bizi.

Pisa

 Pisa

Kuleden kısaca bahsedeyim. İtalya’nın kuzeyinde aynı isimli şehre 1173 yılında inşa edilmiş. Yumuşak zeminin zamanla çökmesi sonucu kulede güneye doğru eğilmeye başlamış. Tabi zeminin çökmeye başlamasıyla birlikte Pisa kulesi de yıkılmaya doğru gidiyormuş ki 45 cm’lik düzleştirme çalışması ile kule yıkılmaktan kurtarılmış.

Hikayeleri dinlerken yağmur hızını kesmeden artıyordu. Ama yine de o atmosferin içinde olmak muazzamdı. Aşk şarkılarına konu olan Portofino’da her ne kadar romantik anlar yaşayamasak da hortum olayını da görmedik demeyeceğiz 😊 

Diğer İtalya Gezi yazıları için tıklayabilirsiniz. 

YAZAR HAKKINDA

Sevcan Özbek Akın

Küçüklüğünden beri okuma heveslisi; önüne ne gelse okuyan, bu zamana kadar dünyanın birkaç ülkesi dahil, birçok sokak, mahalle, şehir gezmiş, biraz takıntılı, biraz dağınık birisi. Yazmayı ilk defa ortaokulda denemiş; ama ben bunu yapamıyorum, deyip vazgeçmiş. Bu tutku aklının bir köşesinde kalmış olacak ki yıllar sonra bu işin eğitimini almaya karar vermiş ve Yazarlık eğitimi sırasında harika insanlarla bir araya gelmiş büyük bir heyecanla karnavalın renklerinden biri olmaya karar vermiş; güçlü, evli, mutlu ve çocuksuz bir kadın.

Bir Yorum Yazın

1 Yorum