Kültür

Orgosolo Duvar Resimleri: Bir Direniş Öyküsü

“Hissettiğim sarp dağların ve meşe ormanlarının, sakız ve çirişlerin coğrafi ve şiirsel Sardinya’sı değil, kıraç toprağın çiftçilerinin, çobanların, madencilerin ve işçilerin Sardinyası”.
E. Lussu – 1944

Sardinya ve Korsika Akdeniz’in ortasında kendine has özellikleri olan adalar. İtalya anakarasından Livorna üzerinden Korsika adasına geçerek iki adayı da gezmiştik. Fransa’dan bile pahalı olan Korsika’ya ilişkin özel bir anı kalmadı bende. Sardinya adasında ise beni hala etkileyen bir sürü anı kalmış geriye. Siz de güneş ve deniz tatilinin ötesinde bir tatil için Sardinya’yı düşünebilirsiniz. Benim böyle düşünmemin bir nedeni de adada konakladığımız küçük aile işletmelerinin sahipleriyle kurduğumuz diyaloglar. Son konakladığımız Caligiari’deki yerin sahibi Alberto’yla hala görüşüyoruz. Ada ile ilgili yazdıklarımdan bahsedince size bir şarkı gönderdi. Adada yemek ve geleneksel tedavide kullanılan bitkilerin bizimkilerle benzerliğini Nuoro’da evlerinde kaldığımız çiftin (felsefe doktoralı işsiz; ne kadar tanıdık değil mi?) bahçesinde yaptığımız sohbette fark etmiştim.
Deniz ve sahilleri kadar Sardinya Adası’nı tanımlayan bir başka şey dağlar… Kıyıdaki turkuaz renkli, beyaz kumlu plajlardan kıvrıla kıvrıla çıkılan yollarla kısa sürede dağlara ulaşabilirsiniz. Yol boyunca değişik çağ ve kültürlere ait antik kalıntılar ve eşsiz doğa size eşlik edecektir. Nuoro’dan belediye otobüsüyle gittiğimiz Orgosolo köyü Supramonte olarak bilinen dağlar bölgesinin kalbinde bulunuyor. Bir zamanlar çobanların, adam kaçıranların ve haydutların krallığı olarak efsaneleşen bölgede şimdi sadece az sayıda çoban kalmış.
Sardinya’nın birçok kasabasında duvar resimleri var*. En ünlüleri Orgosolo, Villamar, San Sperate, Serramanna’da bulunuyor. Duvar resimlerinin sanat değeri bakış açınıza göre değişebilir. Sardinya’daki duvar resimleri, “çok konuşmaya alışık olmayan, ancak gözlemlemeye ve hatırlamaya büyük ilgi duyan bir halkın sesi” olarak tanımlanıyor.

Orgosolo yüksek suç oranı nedeniyle “katillerin köyü” olarak biliniyormuş. Köyü çevreleyen dağlardaki haydutlar, kilise kapısını düşmanlarının ölüm cezasına çarptırıldığını bildirmek için kullanırlarmış. Köyün geçmişini ve bugününü belirleyen kan davaları, adam kaçırmalar azalmakla birlikte yakın zamana kadar devam etmiş, hikayeleri hala sürüyor. Tabii bu haydutluk meselesi tartışılır, tarihi kazananlar yazdığı sürece haydutluk ve eşkıyalık kaybedenlerin alınlarında kazılı olarak kalacaktır.

Orgosolo’daki Duvar Resimleri

Orgosolo sokakları
Orgosolo sokaklarında yürürken karşınıza nereden, nasıl bir duvar resminin çıkacağınızı bilemezsiniz. Birbirinden değişik tarzlarda çizilen duvar resimlerinin ardında önemli bir tarihi direniş öyküsü var. Özerk bir yapıya sahip olan Sardinya halkı eşkıyalıkları yanı sıra devlet kurumlarına olan güvensizlikleri ile de tanınıyor. 1969’da İtalyan ordusu yerel çobanlar tarafından kullanılan ortak arazi üzerinde bir üs oluşturmayı planlamış. Başlangıçta çobanların ortak kullandıkları otlakta iki ay süresince atış talimi yapılacağı için hayvanlarını başka bölgeye almaları istenmiş. Orgosolo halk meclisi Pratobello kasabasını barışçıl bir şekilde işgal etme kararı almış. Pratobello devrimi olarak bilinen direnişe tüm köy halkı katılmış. İtalya ordusu adayı terk ettiğinde zaferin anısına anarşist tiyatro grubu Dionysus Orgosolo’nun ana caddesi Corso Repubblica’da bir duvar resmi yapmışlar.

Orgosolo'nun ilk duvar resmi


Pratobello Direnişi

Komünist bir öğretmen olan Francesco Del Casino Nuoro’da çalışmaya hak kazanınca Vittorio De Seta’nın** Orgosolo Haydutları filminden etkilenip Orgosolo’yu seçmiş. 1975 yılında öğrencileriyle “okulu toplumdan ayıran duvarı yıkmak” için sokaklara taşan resimler yapmışlar. Sonraki yıllarda duvar resimleri anti-faşist ve anti-emperyalist, işçi ve öğrenci mücadelelerini destekleyen özerk bir siyasi müdahale aracı olarak Orgosolo’da varlığını sürdürmüş. Duvar resimlerinde kasabanın tarihi, geleneksel günlük yaşamı yanı sıra Vietnam’dan Gazze’ye tüm dünyadaki küresel sosyal adaletsizlikler de anlatılıyor.

Orgosolo Konseyi kapı ve pencerelerindeki kurşun delikleriyle şehrin en çok fotoğraflanan duvarına sahip. SAğ üst tarafta Pratobello direnişine atıfta bulunan “Kurşun değil, gübre” pankartı taşıyan bir adam resmi var.

Orgosolo’da köy içinden tepelere doğru yürürken duyduğumuz ilginç bir müziğin peşine takılmıştık. (Şimdi Korsika’da dinlediğim bir grup da hayal meyal canlandı belleğimde.) Cantu a tenore ***olduğunu öğrendiğim Sardinya Adası’nın çok sesli şarkı söyleme geleneği UNESCO tarafından Maddi Olmayan Kültürel Miras’ın bir parçası olarak tescillenmiş. Size yazının sonuna bir örnek bırakıyorum. Alberto ise bizim için Sardinya folk müziği sanatçısı Maria Carta’nın**** şarkılarını önerdi.
Dut sevenler dalından yemenin farklı olduğunu söylerler. Gördüğüm her yerde dut ağacına elimi uzatırım. Sardinya’da da sokaktaki bir ağaçtan dut yemiş ve burada görmekten de şaşırmıştım. Meğer Orgosolo da ipek üretimi varmış. Safranla boyanan ipekten geleneksel baş örtüsü olan “Lionzu” dokunuyormuş. Günlük hayatta kullanımı ortadan kalkınca yüzyıllar boyunca süren ipekli dokumalar yok olmak üzereymiş. Bir zamanlar D. H. Lawrence’ın Akman karısının adayı gezip incelediği rengarenk geleneksel giysiler artık kullanılmıyor. yaşlı kadınlar ise tepeden tırnağa geleneksel siyah giysilere bürünüyorlar, hatta bazıları peçe bile takıyor.

Yerel ipekle dokunmuş geleneksek başörtüsü Lionzu.

Yerel ipekle dokunmuş geleneksek başörtüsü Lionzu.


Siyahlı kadınlar…

Sardinya’da Olbio, Nuoro ve Orgosolo ve Cagliari’yi gördüm. Doğal güzelliklerin yanı sıra tanıştığımız yeryüzü insanları, yemekler ve şaraplar harikaydı. Özellikle Cagliari’de çeşit çeşit deniz ürünleriyle hazırlanmış yemekler oldukça ilginçti. İtalya’da türlü deniz kabuklusu ile pişidikleri makarnaların bazılarını dCagliari’de tatma fırsatım oldu. Korsika’dan sonra ucuz olduğunu düşünmek de bunu kolaylaştırdı. Cagliari’nin ovası, denizi ve kırsalını buluşturan yemeği pazardan aldığım kabak çiçekleriyle deneyeceğim tarifi sizinle paylaşmak istiyorum. Cagliari’de sarmısaklı ve maydanozlu botargalı makarna denemiştik. Dört kişi için gerekli malzemeler, 300 gram spagetti tipi makarna, 300 gram kabak çiçeği, bir taze soğan, 100 gr kiraz/salkım domates, zeytinyağı,70 gram botarga( evet onu da bir ara yazacağım, internet üstünden satışı var), yarım bardak beyaz şarap, bir tutam rendelenmiş limon kabuğu. Genişçe bir tavaya koyduğunuz yağda incecik doğradığınız soğan, temizlenmiş ve doğranmış kabak çiçekleri ve kiraz domateslerini soteleyin. Şarabı ekleyip buharlaşana kadar kaynatın. Haşlayıp süzülen makarnaları sotelenen malzemenin üzerine döküp, karıştırın. Servis tabağına almadan önce İ rendelenmiş botarganın bir kısmını üstüne serpmek için ayırıp kalanını biraz zeytin yağıyla birlikte makarnaya karıştırıp servis tabağına alın. Üzerini rendelenmiş botarga ve limon kabuğu ile süsleyerek servis yapın. Afiyet olsun.


Botarga bulamadım, makarnada balık kokusu sevmem diyenler için de zeytinli levrek tarifi vereyim. Yeşil zeytin İtalyan ve İspanyol mutfağında yemek pişirirken kullanılıyor. İki kişi için 700 gram levrek, domates kurusu, sızma zeytinyağı, bir bardak beyaz şarap, yeşil zeytin, maydanoz ve tuz. Levrekleri temizleyin. Ben balıkçıdan temizlenmiş alıyorum. Sarımsak, maydanoz ve kuru domatesleri doğrayın ve sızma zeytinyağı ile tatlandırdıktan sonra levreklerin karnına doldurun. Fırın kağıdı serdiğiniz bir tepsiye fırın poşetinin içine yerleştirdiğiniz balıkları ve kalan malzemeyi koyup tuzla tatlandırın. 200 ° C’de yaklaşık 25 dakika pişirin. Afiyet olsun.


Sardinya’daki en meşhur yerlerden biri lüks tatil köyü olan Porto Cervo, ben orayı görmedim. Benzerlerini bir yerlerde görebilirsiniz. Ancak tek bir Orgosolo var ve ben onu gördüğüm için memnunum. Görüşmek üzere. Gelecek yazı için ipucu: Maria Carta’nın 1974 yılında oynadığı film.

Dip Notlar:
*Duvar resimleri on dokuzuncu yüzyılda yapılmaya başlanmış. 1922 yılında Meksika’da eğitim seferberliği sırasında aralarında Diego Rivera’nında olduğu ressamların duvar resimleri “muralizm “ kavramı içinde değerlendiriliyor. Muralizm dünya çapında, “sanatı daha kamusal hale getirme eğilimi” olarak 1930’lu yıllarda yoğunluk kazanmış. Almanya, İtalya ve SSCB duvar resimleri devletin totaliter propagandasını yansıtmak için bir araç olarak kullanılmış. 1970’lere gelindiğinde Batı dünyasındaki duvar resimleri yerel siyasete göre tasarlanıp genellikle bölgedeki ulusal, ırksal veya sivil övünç kaynağını dışa vuruyordu. Bu konuda biraz okuyup bir yazı yazmalı birileri. Benim gördüğüm ilk “mural” Küba’daydı ve çok çarpıcıydı. Şimdi artık ülkemizde de bir sürü kentte duvar resimleri yapılmaya başlandı.
** Orgosolo Haydutları, başrolündeki Vittorina Pisano’ya Sardinyalı köylülerden oluşan amatör bir oyuncu kadrosunun eşlik etiği bir film. Venedik Film Festivali’nde Ödül kazanan filmde çobanların zorlu yaşamı ve İtalyan Devleti’nin geleneksel güvensizliği kaba bir gerçekçilikle anlatılmakta. Haksız yere cinayetle suçlanan çoban Michele, sürüsüyle birlikte dağa çıkmak zorunda kalır. Dağda su ve otlak olmadığından tüm sürüsünü kaybeder. Birikmiş borçlar, yaklaşan mahkemenin yarattığı çaresizlikle suç işleyip sonunda gerçekten haydut olur. Böylece bir kan davası ve yeni bir şiddet döngüsü başlatır.

*** Cantu a tenore çok sesli halk müziği geleneği. Dört erkeğin mümkün olduğunca yakın bir şekilde ve dairesel bir şekilde durdukları bu şarkı söyleme geleneğinde amaç mükemmel armonik uyumu yakalamak ve “quintina” denilen beşinci sesi ortaya çıkarmakmış. Quintina (kelime anlamıyla: küçük beşli) denilen bu beşinci ses, bir kadının sesini andıran ve dört erkek sesinin uyumundan ortaya çıkan akustik bir ses. Erkek seslerine göre daha yumuşak ve nefesli bir dokuya sahip quintina’nın kayıtlarda duyulması çok güç. Quintina’nın ruhani ve dini bir kaynağı var ve “anlatılamayan”, “betimlenemeyen”, “kelimelere tarif edilmeyenin” akustik niteliğine işaret ediyor. Aşağıdaki linkten müziği dinlerken Orgosolo’da sarp dağlar arasındaki “haydutların” gizlendiği yerler hakkında bir fikir edinmenizde mümkün.

**** Maria Carta , Ballu

YAZAR HAKKINDA

Rukiye Çetin

Okumak daha çok yer işgal etse de yaşamımda, yazmak her zaman ya kalemimin ucunda ya da aklımdaydı. Uzun süren bir eylemsizlik sonrası yazma uğraşına yeniden döndüm. Katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesinde birlikte olduğumuz, hem çok şey öğrenip hem de çok eğlendiğimiz arkadaşlarımla bu karnavala ben de katıldım. Gezgin bir göçebe, acemi gurme, balkon bahçeci olarak , kentlerden, kırlardan topladığım dağarcığımdaki sesler, renkler, tatlar ve kokularla kalabalığa karışmaya çalışacağım.

Bir Yorum Yazın