İtalya maceramızın son durağı Verona ve Milano‘dayız. Otelden bavullarımızı toplayıp çıktık. Bu gece Milano’da konaklayıp sabah erkenden Türkiye’ye dönmek için yola çıkacağız. Bu gezi sırasında en özlediğim şeylerden biri demleme çay ve sıcak çorbaydı…
Verona şehrine Juliet’in evini görmeye gittik. Shakespeare‘in “Romeo ve Juliet” eserindeki karakterlerin yaşadığını hayal ettiğimiz bir evden bahsediyoruz. Artık bugüne kadar yazdığım İtalya gezi yazılarımdan da anlayacağınız üzere bu ülkede ara sokaklar hep dar. Juliet’in evi de bu ara sokaklardan birinde. Ev o kadar çok turist çekiyor ki kalabalıktan bile anlayabilirsiniz buranın önemli birinin evi olduğunu. İki katlı taş bir evin bahçesine Juliet’in heykelini koymuşlar. İkinci katta iki kişilik çıkma bir balkon var. Turistlerin arasında dolaşan söylentiye göre Juliet’in sağ göğsüne dokunan hayatının aşkını buluyormuş. Hahaha! Sıra vardı! Heykelin başında herkes o göğse dokunmak için birbiri ile yarışıyordu, özellikle de erkekler! Juliet’in yaşadığını varsaydığımız evden çıkıp yine sokakları karış karış gezdik, alışveriş yaptık. Yöresel kıyafetlerle gazilerin bando gösterisini izledik. Ralli araçlarının sergilendiği meydanda (sanırım yakın bir zamanda ralli yarışları vardı onun için ön gösterim yapıyorlardı) araçların önünde fotoğraflar çektirdik. Aşıklar şehri Verona’da gezecek başka yer kalmadığında otobüsümüzle ülkenin moda başkenti Milano’ya doğru yola çıktık…

Modadan ekonomiye, sanattan alışverişe İtalya’nın kalbi burada, Milano’da atıyor. Takım elbiseli erkekleri ve kadınları Vespa motorlarıyla sokaklarda gezerken göreceğiniz bir şehir. İşe gidip gelirken ya motor ya da bisiklet kullanıyorlar. Araba yok denecek kadar az bu şehirde. Güvercinlere yem vermekle meşgul her milletten insanın bulunduğu Duomo Meydanından etrafınıza baktığınızda şık mağazaları görüyorsunuz. Zaten hemen yanında Galeria diye ünlü bir alışveriş merkezleri var. Bu avmler ve mağazalar geç saatlere kadar açık değil. Akşam en geç 19.00’da mağazalar kapanıyor. İtalya ile ilgili konuşulacak daha çok şey var aslında ama bizim kısıtlı zamanımızda gezebildiğimiz ve görebildiğimiz üzerine yazdım bu yazılarımı.
Görkemli binalarına, yasaksız heykellerine ve güçlü aile bağlarına rağmen İtalyanlarda eksik olan tek şey ruhani olgunluk. Her an her şeye kızıp bağırmaları ve asık suratlarıyla pek misafirperver görünmüyorlar. Sanırım bu da ülkenin her yıl çok fazla turist karşılamasından kaynaklanıyor. İtalyanlar kendi başlarına kalamadıklarından yakınıyorlar. Ürettikleri her şeyde marka olmayı başarabilen bir toplum. Yaptıkları her şeye ruh katmayı ihmal etmemiş fakat o ruhu kendi benliklerinde bulmayı, aramayı unutmuşlar gibiydi. Aslında İtalya’nın vitrin bebeği edasıyla insana ulaşılmaz gelen bir tavrı vardı. Tüm doğal güzelliklerini korumayı ihmal etmeden, onları olduğu gibi kabul edip yaşamaya çalışan İtalyanlarla doluydu ülke. Yine de mimarisi ve doğasıyla ne kadar övünseler azdır.
Not: Aşağıdaki yazı başlıkları bağlantı içerir. Başlıkların üzerine tıklayarak ilgili yazılara ulaşabilirsiniz.
Diğer gezi yazıları için tıklayabilirsiniz.
Sevcan Özbek Akın’a ait tüm yazılara buradan ulaşabilirsiniz.
