Edebiyat

Neydi Adı?

Senden, benden ve adını hatırlayamadığım yanımdakinden, nedense bir de Porto Rikoludan zihnime sızan karmaşık düşüncelerim, rüyalarım var.

Bir Salı akşamı saat 21.00 ve 21.17 arası, kalem var, kağıt var…

Sen hep varsın.

**Sen her gördüğüm boyutta bana doyumlar sağlıyorsun. Kafamdan geçenler, zevklerimin verdiği kaygının elimden kayıp gideceği korkusu gibi karmaşık daha doğrusu hastalıklı. Sana anlatıyorum. Sen anlatmayı beceremediğim, boncuklar gibi dizilen imgelerimin melodisini biliyorsun. Sakinleştiren ezgilerini biliyorsun gülünç ruhumun.

Mutfaktan dolabın çarpma sesi geliyor ve sonrasında yanımdaki tuvalete gidiyor. Aynı anda büyük bir gürültü yapan çöp arabasının uzaklaştığını hissediyorum.

**Dün gece bir rüya gördüm. Ruhu olan bir heykelim. Şikayetçi ruhum, dizime açtığım kitabın içinden çıkıyor ve benim önümde diz çöküyor, ben elimi kulağıma götürüyorum, kulaklarımı koparmışlar; fakat ben nasıl inşa edildiğimden bile habersizim. Uyandığımda şunu yazdım: Rüyalarım, ironik yaşama arzumu içimden atamayışım gibi!

Sifonun çekilmesinden 2 saniye sonra kapı çalıyor. Yanımdaki kapıyı açıp dışarı çıkıyor ve beş dakika sonra aldığı poşeti öylece yere atıyor ve bana bakıp içinden sövüyor. Ne bu nefret?

**Kesin içinden sövüyor şimdi. Geçen gece de böyle belli etmişti. Sen hep güzel kokuyorsun; ama burası değil. Odadaki mumun kokusu beni uyuşturuyor. Sen de beni uyuşturdun; ama burası güzel kokmuyor. Kokulara takarsınız, kolunuza takarsınız, ayağınız takılır, öyle takıla takıla geçip gider işte. Sıçra, zıpla, takıl, ağla falan filan. Şu anda yanımdaki bana neden kızgın? Ellerini yıkadı mı? Dilimi tutmam lazım. Peki. Kızgınmış gibi durmaya devam et… Utanmasam aynaya bakacağım şimdi. Kesin sövüyor yaa, belli ediyor… Sessizlik. Yaz kızım. Sandaldan aya uzanan bir merdivenle… Sessizlik… Uyusam mı? Rüya görürüm belki ya da öpsem yanımdakini, barışır mıyız? Yanımdakiyle konuşmaya utanıyor muyum? Sevişiriz sonra. Konuşmuyor. Hiç halimiz yok. Konuşmaya bile! Keşke daha önce aklıma gelseydi! Ne gelseydi? Aklıma ne gelseydi? …

Yanımdaki müziği değiştiriyor ve üçüncü kişi evden ayrılıyor.

**Üç gün önce de size tek cümleyle anlatabileceğim bir rüya gördüm. Eski fakat içinde kıvrılıp uyuyabileceğiniz bir huzur köşesinden, bir sandalın köşesinden, okyanusun tam ortasında, çizgileri sarı renkli bir sandaldan aya uzanan bir merdivenle, arkamdakilerin veya siz deyin aşağıdakilerin şaşkın bakışları arasında aya çıktığımda, onların şaşkınlığının yüzüne vuran yansımasında önce bakışlarını hissediyor daha sonra önümdeki devasa toz bulutunun arasından seni görmeye, seni hissetmeye, içimdeki bütün arsız hislerle biraz çapkınca seni hissetmeye ve kendimi o duyguya teslim ederek içimde seni hissedip ayda sevişiyorken kafamı aşağıya, basamakların aşağısının da aşağısına çevirince göremediğim şeyin üzerimdeki şaşkınlığını birden silip atacak kadar korkunçlaşırken düşüncelerim, o yükseklik hissi gibi, ay ışığının yansıması gibi, buzdan bir çember etrafımı sarıyor. Uyandığımda şunu yazdım: Rüyamın rengi sarı. Derin iyileşmelerimin belirsizliğinin rengi. Çileli bir hastalığın ardından yaşanan iyileşmeye, “derin iyileşme” adını verdim ve bir baş dönmesi gibi sürüyor rüyalarım!

Canım şarap istiyor.

**Sen ellerimi ısıtacaksın. Belleğime kazınanları koklayacaksın. Beni tutuşturacak ve boşluğa atacaksın. Kendimi boşluğa atacağım… Dün yarın veya bugün pek fark etmiyor. Oradan oraya sıçrıyor düşüncelerim… Kimsenin kimseyi çözümleyecek ruhu da yok. Kendine itiraf edemeyeceği fikirleri ve sahte parıltılar saçan anlık bakışları var. Herkes soğuk haleleriyle sonsuza dek mutlu yaşıyor; çünkü olana da kimse acımıyor. Doğru bir bitiş cümlesi mi, bilemiyorum.

Markete gitmeye karar veriyorum. Hem biraz yürürüm…

**Yanımdaki şarap içer mi? Neydi adı? … Neydi adı? Siktir et! Şarap almaya gidersem Ati abiyle sohbet ederim hem. Porto Rikolu Ati abi. Özledim onu da. Gençken kafası güzel Galata’ya uçmuş, sarıp içmiş tütününü. Kediler de hiçbir şey olmamış gibi yalanıyorlar demiştim. Evladım, dedikten sonra ne dediğini hatırlamıyorum. Koca bir tır geçti dükkanın önünden ya da benim kafam Galata’ya uçtu. Neden sana Porto Rikolu diyorlar dedim. Sendrom o, dedi. Ha senin kafan uçtu Galata’ya dedim. Sustu… Şimdi üşeniyorum. Şarap almak için kalkmaya üşeniyorum biraz. Neydi adı?

Tarih

Saat: 21.19

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

4 Yorum