İncelemeler

Mihail Bulgakov – “Bohem” Öykü İncelemesi

Not: Bohem(Bogema) öyküsü, Mihail Bulgakov’un “Hayatımızın Bir Günü” adlı kitabının son öyküsüdür. Kitap, bir dönem tanıklığı olmasının yanı sıra kasvetli yaşamları dahi çekilir kılan mizahın da enfes bir örneği.

1891-1940 yılları arasında yaşamış olan Mihail Afansyeviç Bulgakov, bir Sovyet Rus roman ve oyun yazarıdır. Sıkı bir kara mizah yazarı… “Usta ile Margarita” ve “Köpek Kalbi” gibi eserleriyle ünlenen yazar, ülkemizde pek popüler değil. Mihail Bulgakov, yazarlık yaşamının neredeyse tamamını kuşatan Stalin devrinde sadece roman ve hikayeleri değil birçok tiyatro eseri de yaratmış ve yasaklanana kadar oynatmayı sürdürmüştür. Bulgakov’un eserleri SSCB’de ancak 1962 yılından sonra yani yazarın ölümünden yıllar sonra yayımlanabilmiştir. En ünlü yapıtı olan ve neredeyse tüm yaşamını adadığı “Usta ile Margarita” adlı romanı ölümünden yirmi altı yıl sonra basılabilmiş ve Sovyet toprakları dışında tanınabilmiştir. Bu büyük roman günümüzde Goethe’nin ünlü Faust’uyla karşılaştırılmaktadır. Yazarın hem Molière Efendi’sini hem de Usta ile Margarita’sını anlayabilmek, hem de neden Goethe ve Molière gibi yazarlarla çok fazla ilgilendiğini, onlar üzerine tiyatro oyunları, romanlar ve incelemeler yazdığını anlayabilmek için kısaca yaşamına, yaşamak zorunda kaldığı baskılara ve engellemelere bakmak yeterli olacaktır.

Not: Usta ile Margarita’da kitabın başkahramanı, tıpkı Goethe’nin Mephistopheles’i gibi, 1940’lar Rusya’sında Woland kılığına girmiş şeytandı. Şeytan o dönemki rejimin, seçkin ve aydın çevrelerin ikiyüzlülüğünü, yozluğunu müthiş eğlenceli oyunlarla gösterir. Usta ile Margarita için yapılmış çok güzel incelemeler olduğunu da belirtmek istiyorum.

Sonunda sanatını, büyülü gerçekçiliğe gizlediği acı bir ironiyle ve ustalıkla hicveder. “Sanat baskıdan doğar” düşüncesiyle, sanatını otoriteyi aşacak türde eser yaratma fırsatına dönüştürür.

Bohem Öyküsü Üzerine

“Tanrı’nın huzurundaymışım gibi söylüyorum, biri bana neyi hak ettiğimi soracak olsa, şöyle cevap veririm: Kürek cezasını…”

Öykünün başlangıç cümlesi, tutuklanıp sekiz ay hapishanede kalan, öldürülmek üzereyken cezası, dört yıl kürek, altı yıl da hapse dönüştürülen Dostoyevski’ye bir atıf diyebilir miyiz? Zira Bulgakov’un Usta ile Margaritasında şeytanda, Tevrat, Gogol ve Goethe’nin yanı sıra Dostoyevski’den izlere de rastlanır. Kitapta Korovyev’in soytarı kostümü, Ivan Karamazov’un şeytanından mirastır.

Korovyev’in mantık örgüsü karşısında iyiden iyiye şaşıran kadın, “Siz Dostoyevski değilsiniz,” dedi. “Hah hah ha! Kim bilir, kim bilir?” diye söylendi Korovyev. …Bir yazar, kimliğini kartıyla değil yazdıklarıyla ispatlar. Kafamda üst üste yığılan tasarılar hakkında ne biliyorsunuz? Ya da şu kafanın içinde biriken tasarılar hakkında?’”

-Usta ile Margarita, Mihail Bulgakov

“Ama Tiflis için söylemiyorum bunu, Tiflis’te kötü bir şey yapmadım. Vladikavkaz için söylüyorum bunu.”

Yazar, terk etmek istediği Vladikavkaz için sansür mührü gereken, yoksulluğun korkunç görüntüsü olarak bahsediyor ve “…en iğrenç dağların fonunda kebaplı kahvaltıları, adisinden çelik hançerleri, hızlı atları, meyhaneleri, insanın ruhunu altüst eden iğrenç müziği…” diye bahsediyor.

Kendini bu kente ait hissetmeyişini, öyküde dostu olarak görülen, “bıyıklı, sakalsız, duygulu ve aydın” biri olarak betimlediği avukat dostu, Genzulayevle olan diyaloglarından anlayabiliyoruz.

“Sizin bu berbat Vladikavkaz’ınızda açlıktan öleceğim…”

Yazarın sanatından başka yapabileceği bir şey yoktur ve para kazanamıyordur. Size tanıdık geldi mi?

Daha sonra Genzulayev, “fıkra”lardan (mizah) hiç anlamayanlar(!) için yazarı, bu kent yaşantısını anlatan bir oyun yazmaya ikna eder ve “Devrim” konulu oyunu yedi buçuk günde tamamlanır. Yazarın deyimiyle dünyadan daha kötü bir şey çıkar ortaya ki bunu da ironinin bir parçası olarak görebiliriz. Oyun üç kez oynanır (bu bir rekor) ve oyunun yazarlarını sahneye davet ettiklerinde çekilen fotoğrafta da diktatöryel rejimin izlerinden bahseder.

“…fotoğrafta tüfekten başka bir şey görünmüyordu. Bir de ‘Yaşası…’ yazısı, geri kalan her şey dumanla kaplıydı.”

Kazandığı paranın bir kısmını iki günde yiyip bitirir ve kalanını iğrenç Vladikavkaz’dan gitmek için kullanmaya kararlıdır. Tiflis’e… Neden Tiflis?

“…bütün dükkanlar açık. Şarap var. Gazete çok vesaire.”

Bir yere gitmesi için izin alması gerekir ve “Neden gidiyorsun?” sorusunun tek bir cevabı vardır:

“Tiflis’e devrim konulu oyunumu sahneye koymak için.”

“Özel bölüm” diye adlandırdığı yere götürülür ve üniformalıyla yaptığı diyaloglarda yazarın kara mizahını daha net olarak görebilirsiniz. Kısa sessizliklerde, mürekkep hokkasına vuran güneş ışığı ve aşk tanrıları gibi metaforlar gözden kaçmaz. Özel bölüm karşısında suçsuz kalmak istiyorsa, onların istediği gibi cevap vermeliydi!

…“Demek oyun yazarısınız?”

“Evet. Öyle.”

“Vay canına. Güzel bir oyun mu yazdığınız?”

Ses tonunda yalnızca benim değil, herkesin yüreğini hoplatabilecek bir şey vardı. Tekrar söylüyorum, kürek cezasını hak ediyorum.

“Evet, güzel.”

Hep yayan dolaşanlar

Kentten gidebilmek için sobalı bir vagonun açık kapısında sürekli “Bakü” (1920-1930 yıllarında Azerbaycan’ın milli ve manevi değerlerine karşı Sovyet Rusya tarafından yürütülen asimilasyon siyasetine, sahip olduğu gaz ve petrol rezervlerinin Azerbaycan’ı Rusların gözünde vazgeçilmez kıldığına gönderme olarak düşünebiliriz) diye söylenen yelpaze gibi geniş sakalıyla betimlediği adama onu içeri almaları için yalvarır.

“Lütfen alın, devrim konulu oyunumu sahneye koyabilmem için,” dedim.

“Almam.”

Daha sonra adının “Fyodor” olduğunu öğrendiğimiz ve kendini “politik aydıncılar” olarak tanımlayan sakallı adam bir süre sonra nasıl bir oyun olduğunu merak eder ve Demiryolu Gazeteleri için yazı yazmasını ister ve bunun nasıl bir şey olacağını sorar…

…”Fyodor çizmelerini çıkarırken, ‘Çok hoş,’ dedi. Hep yayan dolaşanlar. Raylarda iki saat oturacağına baştan söyleseydin ya fıkra yazarı olduğunu. Gel yanımıza.”

Son paragrafta o iğrenç kenti bile gidişine yakın çok güzel betimliyor ve piyeste atla Tiflis’e gitmeyi (devrim konulu oyunu) mi anlatıyor yoksa gerçekten mi gidiyor, hep gitmek mi istiyor, bilemiyorum.

“…Hep yayan dolaşanlar. Elveda, Genzulayev. Hoşça kal Vladikavkaz!”

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

1 Yorum