Kültür

Masallar Şehri Siena

Siena, İtalya’da en keyif alarak gezdiğim şehirlerden biriydi. İtalya’nın Toscana bölgesinde, kale surlarının içine gizlenmiş, tam bir Orta Çağ Avrupa şehri. Hatta şehre otobüsle yolculuk yaparken, rehberimizin şöyle bir cümle kurduğunu hatırlıyorum: “Eğer bir gün bir arkadaşınıza şaka yapmak isterseniz; onu sarhoş edip Orta Çağ kostümlerinden giydirip bu şehre bırakın! Orta Çağ’da yaşadığına inanacaktır.” Bizi daha şehre varmadan ülkenin en antik şehrine gideceğimize inandırmıştı.

Siena, Unesco tarafından korumaya alınmış, bir çivi dahi çakılmasına izin verilmemiş bir şehir. Toscana bölgesindeki bu şehre yolculuk yaparken -bu bölge şaraplarıyla meşhur- yolun her iki yanı da üzüm bağları ile doluydu. Aynı bölgede yetişseler bile yolun sağında ve solunda bulunan üzümlerden yapılan şarapların tatlarının aynı olmadığını, güneş ışığının üzümlerin üzerine düşüş açılarının, toprağın verimliliğinin bile tatlarında önemli rol oynadığını öğrendik.

Sokakları gezerken şimdiye kadar hiç şehir gezmemişiz, hiç antik kent görmemişiz dedik. Adım attığımız her sokak, önünden geçtiğimiz her ev bizi sanki tarihi bir film karesindeymişiz gibi hissettirdi. Biz hayran hayran hiçbir anı kaçırmadan ilerlerken şehrin meydanına çıktık. Burası belediye binasının olduğu “Piazzo del Campo” meydanıydı. Geleneksel Palio yarışlarının yapıldığı meydan… Palio yarışları, her yıl 2 Temmuz ile 16 Ağustos tarihlerinde yapılan at yarışıdır. On binlerce insan meydanın etrafında yarışları izlemeye gelir. Siena şehri, antik görüntüsünün dışında her yıl düzenlenen Palio yarışlarıyla da çok ünlü bir yer. 14. Yüzyıldan bu yana süre gelen geleneksel yarışlarda, önceleri sadece at yarışları yokmuş. Aynı zamanda boğa güreşlerinin, ölüm dövüşlerinin ve çoklu boks maçlarının yapıldığı bir alanmış. Daha sonraları bu etkinlikler yasaklanmış ve geriye sadece Palio yarışları kalmış, günümüze kadar da gelmiş. Atlar Piazza di Campo meydanında üç tur atıp yarışı bitiriyorlar.

Meydanın etrafında birbirinden şık café ve restoranlarda oturup yemek yiyip kahvenizi yudumlarken, bu şehrin oksijeniyle hayaller alemine dalmamak mümkün değil! Tabi biz böyle yapmadık… Gezilecek bir sürü sokak varken, zamanımızı oturup hayal kurarak kaybedemezdik. Kahve satılan minicik bir dükkândan cappuccinolarımızı alıp sokakları geze geze görmek daha eğlenceliydi. Rehberimiz, şehrin en ilgi çekici tarafı meydanı dese de, bizim için en ilginç yanı Orta Çağ Avrupa’sını bu kadar yakından görmek ve tanımaktı. Tüm şehrin kiremit renginde olması, küçük dar kapıların sokaklara açılması, taş döşemeli dar sokaklar, yeşil panjurlar ve evlerin hiçbirinde balkon olmaması dikkatimizi çeken küçük ayrıntılardı. Koruma kalkanı, surlar içinde her şeyden habersiz görünen ama bir o kadar dış dünyayla iç içe…

Bu kadar güzel bir şehre gidip de oranın kilisesini görmemek olmazdı: “Siena di duomo katedrali!” Oldukça gotik bir yapıya sahip… Bu tür yapıları, İtalya’nın her köşesinde görmek mümkün; zira burası Rönesans’a öncülük etmiş bir ülke.

İtalya’da birkaç gün vakit geçirdikten sonra hemen hemen bütün kiliselerin “duomo” olduğunu ve bütün meydanların “piazza” olduğunu öğreniyorsunuz.

Bu şehrin etkisini diğer şehirleri gezerken daha çok hissettik. Bir sonraki şehrimiz efsane Floransa…

YAZAR HAKKINDA

Sevcan Özbek Akın

Küçüklüğünden beri okuma heveslisi; önüne ne gelse okuyan, bu zamana kadar dünyanın birkaç ülkesi dahil, birçok sokak, mahalle, şehir gezmiş, biraz takıntılı, biraz dağınık birisi. Yazmayı ilk defa ortaokulda denemiş; ama ben bunu yapamıyorum, deyip vazgeçmiş. Bu tutku aklının bir köşesinde kalmış olacak ki yıllar sonra bu işin eğitimini almaya karar vermiş ve Yazarlık eğitimi sırasında harika insanlarla bir araya gelmiş büyük bir heyecanla karnavalın renklerinden biri olmaya karar vermiş; güçlü, evli, mutlu ve çocuksuz bir kadın.

Bir Yorum Yazın