Edebiyat

FIRTINA BEKLERKEN

Eve girmeden bir sigara daha içmeye niyetlendi. Az ilerisindeki denize inen merdivenlere şöyle bir bakıp yanındaki duvarın üzerinden bacaklarını aşağıya sallandırdı. Kayaların üzerinden birer ikişer atlayarak her zamanki yerine eğreti bir şekilde oturdu.

Kış erken geldi bu yıl. Ayvaların çok olmasından belliydi zaten. Geçen yıl olacaktı ki bu ayvalar… Adadan gelen kabzımal tonuna beş bin demişti. On kamyon ayva. Bir bulsaydı o on kamyonu, her şey yoluna girecekti. Kızın nişanı, oğlanın okul parası, eşine bir burma… Belki devamı da gelirdi diğer adalardan. Şimdiyse yüzüne bakan yok ayvanın, pazarda bile kilosu iki lira. Başını öne eğip bir elini siper ederek sigarasını yaktı. Ceketinin yakasını kulaklarına doğru iyice kaldırıp adeta içine gizlendi. Sigarasını dudaklarının arasına sıkıştırıp üşüyen ellerini ovuşturup ceplerine soktu. Başını kaldırırken gördü onu. Kayaların denize ulaştığı yerin biraz ilerisinde, suyun yüzeyinde siyah bir karaltı. Dalgaların hareketiyle bir iki sallansa da yerinden uzaklaşmıyor. Biraz dikkatlice bakınca bir terlik olduğunu anladı.

Bugün bu kayalıklara üçüncü gelişi… Sabah evden çıktığında duvarı kendine siper edip günün ilk sigarasını yakmış; karşı kıyılara bakıp bugün hava mercekli, diye düşünmüştü. Koç katımı fırtınası günleri halbuki! Sigarasından derin derin nefesler çekerek etrafına bakınırken sahildeki bir çift ayak izine takılmıştı gözleri. Denize inen merdivenleri kaplayan yosunların biraz ilerisinde çıplak ayaklara ait bir çift iz. Beklenmedik bir günde parlayan güneşin etkisiydi belki de, içi kıpır kıpır olmuştu. On, on beş yaşlarında bir delikanlı arkadaşlarıyla girdiği iddiayı kazanmak için fırlatıp atıvermiş tüm giysilerini üzerinden; koşarak bırakmış kendini suya, diye düşünmüştü.

Şimdi bu terlik… Siyah. Erkek terliği. Suyun üstünde bir o yana bir bu yana salınıyor. Kopup gelen dalganın sönüşü sırasında kıyıya vuracak gibi oluyor bir an, sonra yine eski yerine dönüp amaçsız devinimine devam ediyor. Yanıtlanması gereken soru şu: Çıplak ayak izi mi önce geldi kıyıya bu terlik teki mi?

Yok; önce bu ikisinin bir ilgisi var mı onu çözmek gerekir. Tilkinin bakır sıçtığı bu havada, bu ikisinin bir kaç metre arayla ilişkisiz olması mümkün değil. Bizim gelen biri mi yoksa giden biri mi ile karşı karşıya olduğumuza karar vermemiz gerekecek. Sahi çıplak ayak izinin yönü nereye doğruydu? Denize mi atıvermiş kendisini yoksa zıplayıp kumsala doğru mu koşmuş? Rahmetli anacığı “Kışın taşa yazın yaşa oturmayın,” derdi. Nasıl çişi geldi bir anda, anlatılmaz. Hemen, şimdi işemeliydi. İyice küçülmüş sigarasını denize fırlatıp “Başka bir soru sormak gerekiyor, başka bir şey; tam olarak bu değil,” dedi kendi kendine.

Birkaç adımda atlayarak ulaştığı kayaların yanındaki kuytuda duvarı kendine siper edip işemeye başladı. Sidiğin kumda oluşturduğu çukurun üzerinden yükselen buharın sıcaklığı ona kadar geldi. Kesik kesik işemesine artık alışmıştı; ama çatal işeme kafasını karıştırmaya başladı. Bir de geceleri… Başını eğip, aşağı baktığında işemesi tamamen kesilmiş, sidiğinin son damlaları paçasına doğru akmıştı. Bir yandan toparlanırken bir yandan da söylenmeye başladı.

“Ha siktir! Terliğin diğer teki…”

Terlik, gelgitin kayanın dibinde oluşturduğu su birikintisinin içinde ters dönmüş duruyordu. Soğuk olmasa, sigara içmese, şuracığa sığınmasa, çişi gelmese görmeden geçip gidecekti. Gerçi hala önceki sorusuna bir cevap bulmuş değildi. Denizden zıplayıp kumsala mı basmıştı, yoksa sulara mı bırakıvermişti kendini? Terlikler ayağından mı çıkmıştı; yoksa giyilmek için mi bekliyorlardı kumsalda.

Neler gizliydi o ayak izlerinde? Hayır, bugün felaket tellallığı yapmayacak. Hayat kurmacadan daha korkunç: Kıyıya vuran, kafası, kolları ve bacakları kesilmiş bir kadın cesedi aradan geçen yıllara karşın hala gizemini koruyor.

Duvarın dibine eğilip terliğin tekini çakmağı ile alt üst etmeye çalışırken telefonu çaldı. Bir yandan cep telefonunu cebinden çıkarırken bir yandan da kimin aradığını görmek için boynundaki okuma gözlüğünü burnunun üstüne yerleştirdi.

-Aloo!

-Aloo! Hadi; artık gelsene eve.

-Gezer mi acaba?

-Ne?

-Terlik?

-Ne terliği ya… Misafirler geldi, hadi; seni bekliyoruz. Öykümü yazıyorsun sen yine?

-Yok canım; böyle bir günde öykü mü yazılır?

Kumsaldan, kayaların az ötesindeki merdivenlere doğru yürümeye başladı.

Söyler misiniz her öyküyü illaki bitirmek gerekir mi?

 

YAZAR HAKKINDA

Rukiye Çetin

Okumak daha çok yer işgal etse de yaşamımda, yazmak her zaman ya kalemimin ucunda ya da aklımdaydı. Uzun süren bir eylemsizlik sonrası yazma uğraşına yeniden döndüm. Katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesinde birlikte olduğumuz, hem çok şey öğrenip hem de çok eğlendiğimiz arkadaşlarımla bu karnavala ben de katıldım. Gezgin bir göçebe, acemi gurme, balkon bahçeci olarak , kentlerden, kırlardan topladığım dağarcığımdaki sesler, renkler, tatlar ve kokularla kalabalığa karışmaya çalışacağım.

Bir Yorum Yazın

2 Yorum