İncelemeler

DOSTOYEVSKİ – DÜRÜST HIRSIZ ÖYKÜSÜ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Yazar bu öyküyü henüz yirmi yedi yaşındayken yazıyor. Daha öykünün başlığındaki tezattan Dostoyevski’nin sesini duyabiliyoruz.
Bu öyküde de Polzunkov’da olduğu gibi çerçeve anlatım tekniği kullanılmış. Metin adı bize açıklanmayan birinci tekil kişinin ağzından yazılmış. Agrafena’nın (hizmetçi) anlatıcı kahramana neden boş odasını kiraya vermeyi düşünmediğini sorması ile öykü başlıyor. Anlatıcının birçok Dostoyevski kahramanı gibi içine kapanık, sessiz biri olduğunu öğreniyoruz. Yeni gelecek kiracıya sevinmesi biraz da bu yüzden.

Dostoyevski’nin Gogol’u çok sevdiğini, ondan çok etkilendiğini biliyoruz. İnceleyeceğimiz öyküde de ‘Palto’nun etkisi hayli fazla. Düşkün memur Akaki Akakiyeviç’in yerini bu kez evsiz Yemelyan İlyiç; terzi Petroviç’in yerini Astafi Ivanoviç alıyor. Bu kez ortadan kaybolan bir pelerin. İki hikaye de ölüm ile son buluyor. (Palto öyküsün dirilip öç alan Akakiyeviç ile) Gogol küçük insanın toplumdaki yerini, Çarlık Rusyası’ndaki sınıfsal katmanları, devlet – bürokrasi – birey ilişkisini irdeliyor. Kendine özgü mizah dili ile dramı bağdaştırıyor. Dostoyevski’de ise toplum daha geri planda; iki yoksul arkadaşın birbirlerinden vazgeçemedikleri, birbirlerine hem sevgi hem de nefret besledikleri, vicdan, kötülük, suç, pişmanlık, affetmek gibi temaları içinde barındıran psikolojik yönü ağır basan bir metin karşımıza çıkıyor.

Hikayenin başında Astafi Ivanoviç ile öykünün anlatıcısı birlikte hırsızlık olayına tanık olurlar. Çalınan palto Astafi’ ye ait olmadığı halde terzi kendisinden beklenmeyen abartılı bir tepki verir.

“Gelgelelim bu olay Astafi Ivanoviç’i öylesine etkilemişti ki paltomun çalındığını bile unutmuştum. Kendine gelemiyordu bir türlü. Elindeki işi ikide bir bırakıyor, her şeyi, elinin ayağının nasıl tutulduğunu, adamın şuracıkta, gözlerinin önünde pardösüyü askıdan nasıl aldığını bir kez daha bir kez daha anlatıyor, sonra gene işinin başına dönüyordu.”
(…)
“Allahın belası! Tüh.. Konuşmak istemiyor canım bu konuda. Öfkeden kuduracak gibi oluyorum. Siz acımıyor musunuz efendim pardösünüze, üzülmüyor musunuz?”

Besbelli aslında Astafi Ivanoviç az önce eve gelen hırsıza kızmamıştır. Öfkelenmesinin nedeni bu olayın ona bir zamanlar evinde kalan arkadaşı Yemelyan’ı hatırlatmasıdır. Yemelyan’a karşı suçluluk ve öfke hisseder, Yemelyan’ın ölümünde sorumluluğu vardır. Bir yandan da Yemelyan’ı hatırladıkça acı duymakta, acı duydukça ondan nefret etmektedir.

Yazar, okurun Astafi ile kendini kolayca özdeşleştirebileceği bir kurgu yapar. Kahramanın tepkilerini çoğu zaman yerinde bulur, onun ruh haline gireriz. Astafi gibi biz de Yemelyan’a hırsızlık yaptığı için değil, kendine bir türlü doğru düzgün bir iş bulamadığı için, sarhoş gezmekten vazgeçmediği için kendini ısrarla sefil duruma düşürdüğü için kızarız aslında. Ne var ki ne kadar acınacak durumda olursa olsun (alkolik, sefil, beş parasız, evsiz) Yemelyan masum değildir. Kötülük kavramı aklında yer etmiştir ve suç işlemek için zemin yoklamaktadır.
Aklında hırsızlık yapma fikri olan Yemelyan, suça ne tepki vereceğini ölçmek için Astafi’ye tanık olduğu olayları anlatır, ağzını yoklar. Yolda gördüğü; kavga eden, birbirlerinin sepetlerindeki böğürtlenleri ezen kadınların; Sadovaya Caddesi’nde yerde duran kağıt para için yumruk yumruğa birbirine giren dilencilerin, karakola çağırılan meyhaneci Vlas’ın hikayesini anlatır. Bu diyalog tam Astafi Yemelyan’dan bir işe girip doğru düzgün çalışmasını istediğinde kurulur. Sanki Yemelyan, Astafi’ye benim doğru düzgün bir işe girmem mümkün değil ancak bundan sonra kötülük ederek kendi başıma ve senin başına bela açarak hayatıma devam edebilirim, der gibidir.
Yemelyan arka arkaya hem ona kızmamızı hem de acımamızı sağlayan özellikleri ile anlatılır. Böylece okur da bu karaktere karşı terzi Astafi gibi ikircikli duygular içinde kalır.

“Durmadan kafayı çekerdi. Serserinin tekiydi. Onun bunun sırtından geçinirdi. “
‘Kovsam kovamıyordum. Acıyordum. Öyle perişan, ezikti ki…Sesi çıkmazdı.”

Metinde Astafi Yemelyan için iki kez ‘köpek’ benzetmesi yapılıyor ‘sadık’ ve ‘uslu’ sıfatları ekleyerek. Gerçekten Yemelyan sinikliği, sessizliği, kapının önündeki paspasta yatıp uyuması ile miskin bir köpeği andırır. Dikkat edilirse yazar köpek olma haline ‘sadık’, ‘uslu’ gibi olumlu sıfatlar kullanarak okurundan kahramanına acımasını ister.
Yemelyan’ın evine dadandığı eski ev sahibinin yanından ancak adamın ölmesi sonucu ayrıldığını öğreniyoruz. Bu da okurun zihnine kahramanlarımızın arkadaşlığının ancak taraflardan birinin ölümü ile son bulacağı fikrini aşılıyor.
Astafi’nin metinde Yemelyan’ı hem sevdiğini hem de nefret ettiğini gösteren ifadelere rastlıyoruz.

“Doğrusu Yemelyan bırakıp gitseydi beni, yaşamın tadı kalmazdı.”
“Gerçi günahtır ama Tanrı’nın bildiğini kuldan niye saklayayım. Bir duvar dibinde köpek gibi geberip gitseydi de dönmeseydi evime daha çok sevinirdim.”

Yemelyan üç kez Astafi’nin yanından ayrılır, ardından geri gelir. İlki birlikte yaşadıkları konak sahibi Aleksandr Filimoviç öldüğünde; ikincisi eve sarhoş gelen konuğunu Astafi ‘eve bir daha sarhoş gelirsen dışarda merdivende yatarsın,’ diye ikaz etmesine rağmen Yemelyan yine sarhoş geldiğinde ve en sonunda kriz iyice derinleştiğinde, pelerin ortadan kaybolduğunda.
Metinde Yemelyan’ın düzenli bir hayatı olmamasının sebebi olarak iki temel zaaf öne sürülür. Birincisi alkol bağımlılığı. İkincisi elinden bir iş gelmeyişi. Yazar alkolü bırakamayacağını Yemelyan’ı evin dışında, sokaktaki merdivende yatırarak okura göstermişti zaten. Yemelyan’ın üzerine çeki düzen vermekten aciz biri olduğunu aşağıdaki kısa paragraf anlatır. Yazar öyle bir atmosfer kurar ki okur olarak bir iğne ile ipliği birbirine geçirmeyi beceremeyen kişinin hiçbir işite çalışamayacağını düşünürüz. Karşımızda hiçbir işte ‘dikiş tutturamayan’ Yemelyan:

“Paltosunu çıkardı. İpliği iğneye geçirmeye koyuldu. Durmuş ona bakıyordum. Beceremiyordu. Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Elleri titriyordu. Ne kadar uğraştıysa iplik iğnenin deliğine bir türlü girmiyordu. Gözünün birini kapıyor, alt dudağını ısırıyor, ipliğin ucunu ıslatıyordu. Gene olmuyordu.”

Pelerin ortadan kaybolduğunda onu aldığını ne kadar inkar etse de bir an bile Yemelyan’ın sözlerine inanmayız. Yatağın altında pelerin aramaya kalktığında, Astafi’ye ‘Sakın bir yerde unutmuş olmayın,’ diye sorduğunda kendisini daha da küçük duruma düşürür. Bize açıkça söylenmez ama Astafi’nin de pelerini Yemelyan’ın aldığından bir an bile şüphe etmediğini biliriz. Yemelyan suçunu itiraf etmeden onu affetmiştir bile. Bu yüzden ölüm döşeğinde Yemelyan’ın itirafını soğukkanlılıkla karşılar.

– O pelerini… şey pelerininizi ben almıştım. Astafi Ivanoviç.
– Tanrı bağışlasın günahını Yemelyancığım, dedim. Çok bedbaht bir insansın sen…Üzülme.

Dostoyevski bu öyküsünde de okurunu şaşırtmış (ya da şaşırtmamış mı demeli) suç, kötülük kavramları ile haşır neşir olan, hırsızlık yapan kahramanına acımamızı, onu sevmemizi sağlamıştır.

YAZAR HAKKINDA

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı.
Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

Bir Yorum Yazın