Denemeler

DOĞRUSUNU SÖYLEMEK GEREKİRSE

“Ameller niyetlere göredir.

Eğer her şeyin doğrusunu söylemek gerekseydi, hayatlarımız nasıl olurdu? Hani her birimiz -sözüm ona- dürüstlük abidesiyiz ya. Yılandan korkmayız hatta yalandan korktuğumuz kadar. Külliyen yalan!

Hiç söylemediğini söyleyen bir insan bile günde en az bir kere yalan söyler. En küçüğünden başlarsak eğer, “Nasılsın?” diye soran birine “İyiyim,” diye cevap veririz. Ne iyisi! Bütün gece öksürmüşsün, kulak, burun, boğaz dağılmış vs. Kim iyi, hangi iyi? Ya da yolda karşılaştığımız, uzun süredir görmediğimiz birine, “Çok özledim seni, hep aklımdasın,” deriz. Biri size bunu söylerse sakın inanmayın, yalan çünkü. Çok özlemiş olsa arardı, gelirdi. Hele anne ve babaya söylenenler… Kızların “Mervelerdeyim,” yalanı klişeleşti artık. Ya da erkeklerin “O benim değil ya bir arkadaşın, bende kalmış.” Tabi bir de eşimize, sevgilimize söylediğimiz yalanlar var ki, burada o konuya hiç girmeyeceğim. Kimsenin birlikteliğinde gözüm yok.

Bunları yazarken sanmayın ki “Sizi yalancılar sizii!” diyorum. Aksine yalan iyidir, iyi ki de vardır diyorum. Bazen yalan söylemeye hepimizin ihtiyacı vardır. Bazen durumu idare etmek, bazen karşımızdakini kırmamak, bazen de tamamen ağız alışkanlığıyla hepimiz her gün yalanlar söylüyoruz. Ama çoğu zaman bunun farkında bile değiliz.

Bir düşünün, size her sorulan soruya doğru cevap verdiğinizi, hele ki duygu ve düşüncelerinizle ilgili olanlara. Sizin dürüst olduğunuz fikri kulağınıza o kadar kötü gelmedi mi? Peki ya çevrenizdekiler size sizin hakkınızda düşündüklerini ve hissettiklerini dürüstçe söyleseler? Durun size yardım edeyim. Mesela, yeni bir ortama girmişsiniz; diğer herkes, eski arkadaşlarınız, sizi aralarına alıp başlasalar dürüstlüğe… “Bence kısa boylusun ve kalçaların çok geniş,” ya da “Neden geldin ki, birçoğumuz seni tanımıyoruz ve senin yanında rahat konuşamayacağız. Senin burada olmandan rahatsızız ve gitmeni istiyoruz.” Ne de onurlu bir davranış! O an salt doğruyu söylemek.

Çok dürüst olmak ne kadar doğru? Yalanın sınırı nerede başlıyor? Hangi düzeye kadar yalan iyi de hangi düzeyden sonra kötü? Herkesin yalanı değerlendirme ölçütü aynı mı?

Bunun için ayrımlar yaparız; küçük, pembe, beyaz, tatlı sıfatları ekleyip yalan kavramına farklı anlamlar yükleriz. Çok minnoş(!) olur böyle yapınca, sanki söylediğimiz yalan değil de gökkuşağı gibi rengârenk bir şey. Hayır efendim yalan. Basbayağı yalan. Önce şunu kabul edelim, hepimiz yalan söylüyoruz, hepimiz yalancıyız. İyi ki de söylüyoruz. Sosyal ilişkilerin yapı taşıdır yalan. O olmasa hiç kimse birbirinin suratına bakamaz, arkadaşlıklar, dostluklar kurulamaz, aileler yıkılır yuvalar dağılır maazallah!

İyi de hani yalan kötüydü? Biz öyle öğrendik, öyle bildik şimdiye değin. Hatta yalancı çobanın hikâyesi ilk dinlediğimiz hikâyelerdendi. Melodisi hala birçoğumuzun kulağında. İşte tam burada kavram karmaşası çıkıyor karşımıza. Kötü olan yalan değildir. Kötü olan; bir insanın hakkını gasp etmektir, onu aldatmaktır, onun kötülüğünü istemektir, yanlış yönlendirmektir, kalp kırmaktır, kıskanmaktır, iftira atmaktır, kuyusunu kazmaktır, alay etmektir, hile yapmaktır. Bunları ister yalan söyleyerek yap, ister doğruyu söyleyerek yap, ne fark eder! Aslolan niyettir ve ameller niyetlere göredir.

YAZAR HAKKINDA

Öznur Durgut Şevik

Bursa’da doğmuş, büyümüş, okumuş, sevmiş; sıkılınca Giresun ve İstanbul’da bir süre gezmiş, sonra dayanamayıp geri dönmüş, Maliye Bakanlığı'nın bir neferi. Anlatmayı çok seven, anlatacak kimse bulamayınca yazmayı seçen, aslında sayılara aşık, hikayesi yeryüzünde geçen ve nihai amacı bu geçişini dünyaya en az zararı vererek tamamlamak olan hayatın içinden bir kadın kahraman.

Bir Yorum Yazın