Edebiyat

ÖDÜNÇ

Şimdi de ekranda oturuyor kara köpek. Bakmaya devam et. Her şeyi gör. Üst üste çizilmiş resimler gibi… Üstteki siyahlığı kazıdıkça, şaşırtabilir seni alttan çıkan renkler. Yeniden, yeniden başlayacak her şey. Başı sonu belli bir yol… Ama eski yoğurt kaplarını atmışlardır. Kara bir köpek gölgesinin gizleyemediği, başkalarının sırası olmasının yeşil sevinci erişirken bulutlara. Mezarlıklar mı daha sessiz, yalnızlığım mı diye soruyor bir çocuk.

Pencereye çevirdim yüzümü. Yağmurdan artakalan sularda çocuklar neşeyle ayakkabılarını ıslatıyorlar. Serinledim. Onlarla birlikte çocukluğun güneş batmayan akşamüstleri doldu odama. Ellerinde kahkaha balonları peşim sıra yürüdüler. Babaannemle kuzen de vişneyle limon arasındaki serinlikle gökkuşağını bürünüp yere ağdı. Fırladık çıktık sokağa. Elimizde uçurtmaların kopuk ipleri, telaşlı kahkahalar eteklerimizde, her geçene “Siz de biraz almaz mıydınız,” diye sorduk.

Çocukluğumuzun el izlerini kusuyor Medine, dökülmüş toprak sıvalarıyla birlikte. Hepsi birbirinin benzeri, hepsi kırmızı… Turuncu bir duvardaki kara kedi, mavi bir kuşun peşinde uzaklaşıyor. Oysa birlikte gelmiştik az önce.

Tabanlarımızda mavi, saçlarımızda güneş kokusu, bacaklarımızda büyüme ağrısı, bir uçan sandalyenin peşinde koştuk hep beraber. Yanıltmaya çalışarak yer çekimini… Zamanı, farklı hızlarla yakalayacağız sanarak… Uzaklaşıyor her şey. Acemi sevincimizi görmezden gelerek, bulutlar bırakıp gitti bizi.

Kızıl saçlarının denizinde uçuşan kuşların kanat sesleri bir aşk şarkısına eşlik etmekte. Karnında uçuşuyor kelebekler. Rahat bırak parmağının sancıyan boğumunu. Dünyada ne kötülük ne de acı olamazmış gibi uçur saçlarını. Değil mi ki karışır toprağa yarın, her coğrafyayla değişen adın. Sorulmayan sorunun gizli cevabı adın; kalsın ardından. Kuşlar yangınlara giderken durup dinlediler kokunu.

Kuşların arkasında bir yerlerde bir kadın… Kırılgan bir unutuş şarkısının iki satırlık nakaratı… Şimdi büyük annedir belki. Bir masalı sevdirmiş bir çocuğa belki kesmiş kara saçlarını… “Günaydın”, demiştir kayısıyı sallayan yele. “Derinlerde sır tutmuş bir eski sevda”, “sonra işte yaşlandım,” demiştir fısıldayarak.

Şoparın üflediği gül ağacı çarparken nameleri birbirine, duymazdan geldin. Sezen söyleseydi, o şarkıyı sevebilirdin. Ölü, kayıp, soğuk şeyler için bir şarkı. Kış kırağısı kirpiklerinin arasında. Şimdi bak bu pencereden uzaklaşan çocuk kahkahalarına. Bütün soruları anısız bırakan kara köpek pencereyi de örtmezse tabii.

Kullanılmamış bir mutfak tezgahı gibi düzgün günün. Düşlerden başka hiçbir şeye ihtiyacın yoktu. Şimdi… Yok. Esen rüzgarla uçuşan perde götürüyor her şeyi. O mahkeme hiçbir zaman adil bir karar vermeyecek. Değil mi ki renklerden siyah, kuşlar duvarda, kirli çamaşırlar sepette, su şişeye hapsolmuş. Çöp kovasının aralık kapağından eski yoğurt kapları; kırık dökük saksıların arasından inatla yaşamaya devam eden dam korukları görünüyor. Yağmur yağsa ya.

Kente birkaç adım kala boşaldı şişe, boşaldı çanta. Kale duvarlarının arasında bir boşluk, şehir. Dönüp bakmayacak hiç birine. Az önce vedalaştı hepsiyle. Sigara ateşinin kırmızısı siyah. “Püf,” dedi küle. “Püf,” dedi her şeye. Göğe döndü yüzünü. Yalnızca bulutlar.

Hayır, bayım; hayır, hayır. Germeyin o ipleri artık. Oyun bitti. Kapandı sahne. Son izleyici de açtı televizyonunu. Sarı unutma, turuncu hatırlama, mavi mutluluk, kırmızı hayır. Renklerden siyah, günlerden pazartesi.

Biliyorum; kara köpek yangınlardan arta kalan küllerle örttü her yeri. Gitti kül kuşları. Göz gözü görmese de, orada bir şey kalmadığını biliyorum. Kuşlar hiç bir şey bırakmadı. Sıkıca kapattım kapıları. Suskunluğumun boşluğu anlaşılmasın diye durmadan konuşuyorum. Ödünç aldım, çektim çıkardım kara köpeğin altından.

Uzaklaşıyor her şey. Şimdi, sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin. Bu ışıklar, bu sesler… Rahat bırakın.

-Haydi, artık uyanın! Perdeyi açıyorum, güneş girsin içeri.

-Yok, yok istemem. Önce servisi ara. Sen kapıdan çıkar çıkmaz karardı ekran. Bütün gece uyuyamadım o yüzden.

– Önce ilaçlar… Sarı, turuncu, mavi… Geceye yenilmeyen her insana…

 

YAZAR HAKKINDA

Rukiye Çetin

Okumak daha çok yer işgal etse de yaşamımda, yazmak her zaman ya kalemimin ucunda ya da aklımdaydı. Uzun süren bir eylemsizlik sonrası yazma uğraşına yeniden döndüm. Katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesinde birlikte olduğumuz, hem çok şey öğrenip hem de çok eğlendiğimiz arkadaşlarımla bu karnavala ben de katıldım. Gezgin bir göçebe, acemi gurme, balkon bahçeci olarak , kentlerden, kırlardan topladığım dağarcığımdaki sesler, renkler, tatlar ve kokularla kalabalığa karışmaya çalışacağım.

Bir Yorum Yazın