Edebiyat

KUSURLU

*Yol arkadaşsız olmak. Yapayalnız olmak. Kendi duygularından ibaret kalmak.
Sis ve buhar var orada.
Ağaçlar ve gökyüzü var. Yol arkadaş… Nefes. Yapaya…. Nefes al…
Ve kulakları sağır eden bir sessizlik

İlk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Yan yana yürürken yolun ortasında durup bana bakmıştı. O an ne dediğimi ne anlattığımı hatırlamıyorum; ama anlamıştım. Belki bunu dile getirmem uzun zaman almıştı; ama onun benim hayatımı değiştireceğini anlamıştım. Üzerinde kırmızı jile elbisesi, yüzünde kocaman gülümsemesi, siyah uzun saçlarını savura savura bana doğru geldiği o yaz akşamını hayatım boyunca hiç unutmadım. Saçlarının kokusu hala tenimde Kaldırımdaki ağaçların rengarenk ışıklarının arasından gelişini bir ömür beklerim yine gelse. Ben anlatırken onun bana bakmasını, elinin elime değme heyecanını yeni baştan yaşarım, yeniden gelse. Yaşayacaklarımızı bir ömre sığdıramayacağımızdan korkarken, birlikte geçirdiğimiz bir dakikanın bile bir ömür olması için şimdi ömrümü veririm hep gelse. O, penceremizin kenarında renk renk açan ortancaları sularken, kapının sesini duyup arkaya seslenirdi. Yine mi unuttun, derdi. O zaman neyi unuttuğumu şimdi hatırlamıyorum. Belki de hiç unutmadım. Sabahları uyku mahmurluğuyla ayaklarını sürüye sürüye odadan çıkarken, kolu kapının pervazına çarpardı. Söylene söylene çay koymak için mutfağa girerdi. İnsanın ölüme yakın bu kadar saçma şeyler hatırlayacağını ölsem inanmazdım. İnsan hangi durumda bu kadar saçma şeyler hatırlar ki? Yoksa ölüyor muyum?

-Bu tarafa da bakın. Hadi hadi çabuk olun.

Asla. Yapamadığı tek şey zamanında hazırlanmaktı. Onu makyaj masasının başında rimelini sürerken göreceksiniz. Bir keresinde o rimelini süremedi diye gideceğimiz davete geç kalmıştık. Halbuki hep söylüyordum, iki saat öncesinden hazırlanmaya başla, diye; ama nerede. Ona kalsa o, yarım saatte hazırlanıyordu. Kadınların tek sorunu bence askerlik yapmamaları… Koğuş kalk dediklerinde kalkmazsak ceza alırdık biz. Olsun her güzelin bir kusuru vardır derler. Tek kusurumuz o olsaydı iyiydi. Ben biliyorum kesin kusur bendeydi; ama bir türlü cesaret edip de öğrenmek istemedim gerçeği. Olsun, dedim hep geçiştirdim. Biz de böyle yaşlanırız; çocuksuz. Yine de biliyorum ki onun içinde hep bir yaraydı bebek sahibi olamamak ve hala öğrenmedik kusur kimdeydi. Bir ara demiştim, gel evlatlık edinelim, diye… Ona da yanaşmadı. Gerçi edinseydik ömrü de yetmeyecekmiş. Kalacaktım çocukla bir başıma ondan sonra. Böyle de yapayalnız, bir başıma kaldım. Hangisi daha kötü bilmiyorum; ama iyi ki vermemişim bu üniformayı.

-Buraya gelin. Burada bir asker var. Çabuk olun çabuk.

Asker değil emekli astsubayım ben. Şu hayatta en iyi yaptığım işti mesleğim. Bir de sevmek. Başım çok ağrıyor. Onun başının ağrıdığını hiç bilmem. Hep enerjik, hep pozitifti. Sabah gözlerini açar açmaz başlardı gülümsemeye. Sanki dünya onun bu gülümsemesi için uyanırdı. Öyle güzel gülerdi ki dünyam aydınlanırdı. Bir gün yine o öyle gülerken onu izliyordum. Nasıl mutlu olduğumu düşünürken, bir anda ağlamaya başlamıştı. Öyle paniklemiştim ki ne yapacağımı bilemedim. Nasıl teselli edeceğimi düşünürken, neden ağladığını anlatmaya başladı. Doktora gitmiş o gün, göğsündeki ağrılar şiddetlenince dayanamamış. Doktor çok hasta olduğunu ve yakında öleceğini söylemiş. Dünyamın başıma yıkıldığı andı o an. O çok güzel gülümsemesinin ardındaki acıyı görmüştüm ilk defa. Onu bu kadar severken onun ölmesini kabullenemiyordum bir türlü. Ben onun ölecek olmasını kabullenemezken, içimdeki öfke ve isyanda giderek büyüyordu. Bana her defasında bir delilik yapmamam için söz verdiriyordu. Yaptığımın delilik olmadığını, çok sevmek olduğunu bir türlü anlatamadım doktoruma. Karımın ölümünden sonra, emekliliğimi isteyip, taşındım evimizden.

-Ve bir çocuk daha var.

Gözlerimi bir açsam anlayacağım ne oluyor. Bu ses, bu gürültü çok tanıdık. Bir dakika çocuk mu? Benim değil o. Hayal bu kesin. Hayır, değil uzun zamandır hayal görmüyorum. En son nerdeydim. Hatırlamaya çalış hadi. Bir kutlama vardı. Üniformamı giyip şehrin meydanındaki kutlamaya gelmiştim. Küçük bir kız bana doğru koşuyordu. Sonra o kulakları sağır eden patlamayı duydum. Gerisini hatırlamıyorum.

-Nabzı çok düşük. Hemen ambulansa hemen.

-Çocuğu da alın.

Gözlerimi aralıyorum. Yapayalnızım. Çatışmanın tam ortasında. Gözlerimi gökyüzüne çeviriyorum. Bir kızın elini tutuyorum. Doğa ölmüş. Çocuklar ölmüş. Onlarla birlikte her şey.

* Susan Sontag

YAZAR HAKKINDA

Sevcan Özbek Akın

Küçüklüğünden beri okuma heveslisi; önüne ne gelse okuyan, bu zamana kadar dünyanın birkaç ülkesi dahil, birçok sokak, mahalle, şehir gezmiş, biraz takıntılı, biraz dağınık birisi. Yazmayı ilk defa ortaokulda denemiş; ama ben bunu yapamıyorum, deyip vazgeçmiş. Bu tutku aklının bir köşesinde kalmış olacak ki yıllar sonra bu işin eğitimini almaya karar vermiş ve Yazarlık eğitimi sırasında harika insanlarla bir araya gelmiş büyük bir heyecanla karnavalın renklerinden biri olmaya karar vermiş; güçlü, evli, mutlu ve çocuksuz bir kadın.

Bir Yorum Yazın

2 Yorum