Edebiyat

İki Yabancı

Soğuk bir kış akşamıydı. Kar hafif hafif yağıyor, nazikçe tenime dokunuyordu. Yalnızlığımın şeffaf duvarlarından atlayıp içimdeki doymak bilmeyen tutkuyu besliyordu. Soğuğu sevmeyen insanlar evlerine, ışıklı pencerelerin arkasına çekilmişlerdi. Sokaklar bomboştu. Sadece ben vardım ve kameram; bir de o: parkın bir köşesinde, tek başına arabasında oturan adam. Arabası, kardan oluşan ince bir tabaka ile kaplanmış, motorunun hafif titremesi dışında, sanki zamanın akışından kopmuş gibiydi. Camını açmış sigarasını içiyor; daha doğrusu tüttürüyor, kederli bir dalgınlıkla uzaklara bakıyordu. Yalnızlığını, somut bir şekilde bana gösteriyordu sanki. Kameramı açtım, kayıt düğmesine bastım ve adım adım arabaya yaklaşıp “Hey,” diye seslendim. “Kayıttayım. Seninle konuşabilir miyim?” Yüzünde şaşkınlıkla karışık rahatsızlık hissi belirdi, hafifçe doğruldu. Bu beklenmedik ilgi, düşüncelerini kesintiye uğratmıştı belli ki. Kendimi kısa bir an için suçlu bile hissettim. Gözleri, bulanık bir odakla bana çevrildi, sanki çok uzun zamandır bulunduğu yerdeydi. “Sanırım,” dedi tereddütle, “ama neden beni çekiyorsun?” “Yalnız görünüyordun,” dedim. “Ve bu yalnızlık bana tanıdık geldi.” “Hepimiz öyle değil miyiz?” dedi alaycılıkla. “Birlikteyken bile yalnızız.” Sonra gözlerimde ve yüzümde bir şey aradı, sanki bir tür samimiyet, bir bağ, bir köprü. Gülümsedim sadece ve bu kısa, yoğun çekimimizi daha da ileriye taşımak istedim. “Peki, bu yalnızlığın içinde gerçekten bir arada olabilir miyiz sence?” diye sordum. Kameraya yaklaştı ve “Belki de yalnızlık, bir arada olmamızın tek yolu,” dedi fısıltıyla.

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

34 + = 38