Edebiyat

Kırmızı Bir Dua

Okura Not: Bu defter son anda yanmaktan kurtulmuştur. Defterin sahibi yazdıklarını paramparça edip ateşe atmak istemiştir. Gerekçe olarak da şunu ileri sürmüştür: ‘’Bir travestinin zırvalamaları kimsenin umurunda değil!’’

Eylül 18

Durağın önüne geldim yine. Onu bekliyorum. Acaba yine göz göze gelir miyiz diye bir umut taşıyorum içimde. Gri bir buluta benziyor ettiğim dualar. Yağmur yerine sperm damlacıklarıyla yıkıyorum yüzümü.

Kaldırım taşlarının üzerinde bekliyor beni. Ayakkabısının değdiği yerlere basıyorum. Sıcaklığını içimde hissetmek için. Buruk bir akşam vakti rüzgârı esiyor damarlarımda. Bu şehir bu kadar soğuk olmazdı… Kim bilir hangi kırmızı rüyadan sıçramıştır beynimin çeperlerine?

Mesai bitimi. Çocukluğum geliyor aklıma. Mağaza vitrinlerine vuran silüetleri seyrediyorum. Her bir kıpırtı eski bir neşenin gölgesine benziyor. Bugün cuma. Mantı günü. Her cuma anneannem mantı açardı üşenmeden. Haftanın bitimini böyle kutlardık. Abim yurttan eve gelirdi. Daha bir gün önceden mastürbasyon yaptığını anlardım. Alnında yazardı sanki.

Herkes işinden ayrılıyor. Ya o? Kaçırdım mı acaba? Ya da başka bir yerde çalışıyor artık. Girip soramıyorum da içeriye? Kavisli gözlerini özledim. Hasretim parmaklarındaki şehvetin kokusuna.

Babamın suratıma yapıştırdığı tokada benzettim yoldan geçen adamın bana olan bakışını. Gözleriyle küfretse de elleriyle bana dokunmak istiyordu sanki.

Ekim 25

Bugün de yok. Göremedim onu. Ev sahibi birikmiş kira borcunu istiyor. ‘’Sen merak etme güzelim. Paran yoksa dert etme!’’ diyor. Nasıl olsa sesim çıkmayacak, biliyor. Yolunu gözlediğim çocuğun adı Yücel. Böyle uzun boylu, yakışıklıca bir oğlan. Dilini çok iyi kullanıyor. Aletini büyük bir emanetmişçesine kavramayı beceriyor. Sertleştiğimi hissediyorum. Bu gece de onsuz yatıyorum…

Kasım 10

Bugün gördüm onu. Tesadüfen bir pastaneye girmiştim. Orada işe girmiş. Tanımazlıktan geldi beni. İnsan içinde hep böyle yapar. Sıkıntı görmedim. Sonra yanına bir kadın yanaştı: ‘’Canım..’’ diye. Boynunu sarmaladı. Benim yalamalara doyamadığım o yere fuları değdi. İçi kuru bir ‘’canım’’dan sonra yüzüğünü gördüm. Belli ki nişanlanmışlar. Ne diyeceğimi bilemedim. Elime bir sufle paketi tutuşturdu. En sevdiğim tatlıdır. Unutmamış. Kıza sarılışında bir yarım yamaklık vardı. Bana yasaktı artık o. Boynu, dudakları, kulakları, parmakları, aleti, bacakları…. Her şeyi geçtim de fırından yeni çıkmış bir ekmek gibi kokan gülümseyişini hiç unutmayacağım.

Kasım 22

Eğer benim gibiyseniz yani hem balkonunuz çıkıksa hem de aşağıda bir yerlerde bir kamışınız varsa işiniz çok zor. Herkes size uzaylıya bakıyormuşçasına bakar. İşimden kovuldum. Zaten bir barda garsonluk yapıyordum. Şimdi de yine pis bir yerde sarhoşlara meze oluyorum. Onların içki kokan ağızlarına bakıyorum. Her iş çıkışında kusmaya gidiyorum. Ama temizlenemiyorum.

Diyorum ki hep: ‘’Yarın yeni bir gün ve o bana gelecek…’’ Sanki o an her şey kırmızı bir duaya dönüşüyor.

Aralık 31

Ve gelmiyor… Ben de yeni yıla gireceğimiz şu saatlerde ilk kez gördüğüm bir adamın üstüne çıkıyorum. Kalçasını aralıyorum…

-son-

Hulusi Çakmak
Konuk Yazar

YAZAR HAKKINDA

Konuk Yazar

Bir Yorum Yazın

42 + = 49