İncelemeler

KIRMIZI BAŞLIKLI KIZIN ANLATMADIKLARI

“Kırmızı Başlıklı Kız” masalının yayımlanmış ilk versiyonuna Fransız masalcı “Charles Perrault’un Kaz Ana’nın Masalları” kitabında rastlıyoruz. Perrault’un kitabında eser kurdun kırmızı başlıklı kızı yemesi ile son bulur. Bizim bildiğimiz ve bu yazıda ele aldığımız şekline gelmesi için 19. Yüzyılı ve Grimm Kardeşleri beklememiz gerekecektir.

Bazı araştırmacılar hikâyenin kökeninin Roma ve Yunan efsanelerine kadar uzandığını öne sürer. Graham Anderson, Pausanias’ın anlattıklarından örnekler verir. Bu yerel efsanelerde kurt kılığına girmiş kötücül ruha her yıl bakire bir kız kurban verilirdi. Masalda Nordik mitolojinin de etkileri görülür. Elder Edda anonim hikayelerinde Thor’un çekici, Dev tarafından çalınır ve Dev çekice karşılık Freyja’yı kendisine eş olarak talep eder. Tanrılar Freyja yerine Thor’u gelin kılığına sokarak Dev’e gönderirler. Ancak Dev işkillenir. Zira gelinin bakışları, yemek yeme ve içme eylemleri erkeksidir.

Benzer temalarla başka masallarda da sıkça karşılaşırız. “Peter ve Kurt;” dedesi ile köy evinde yaşayan bir oğlan çocuğunun bahçeye girmeye çalışan kurda karşı gösterdiği mücadeleyi anlatan bir Rus masalıdır. Örnekler yine Grimm Kardeşler’den Üç Küçük Domuzcuk, Kurbağa Prens, Güzel ve Çirkin, La Fontaine’den Kurt ile Kuzu, popüler kültürden King Kong; Eski Ahit’ten Yunus peygamberin balina tarafından yutulduğu bölüm ile çoğaltılabilir.

Masalın orijinalinde ülkemizde anlatıldığından farklı olarak kırmızı başlıklı kıza annesi tarafından ninesine kurabiye yanında şarap da götürmesi görevi verilir. Küçük kız şarap şişesini kırmadan götürebilirse sorumluluk alabildiğini gösterecektir. Masalda kahramanımız kurt ile karşılaşınca ondan korkmaz. Kızın korkuyu bilmemesi başına geleceklerin de öncelikli sebebidir.

“Kırmızı başlıklı kız ormana dalınca kurtla karşılaştı ama onun ne kötü bir hayvan olduğunu bilmediği için ondan korkmadı.”

Kurt kırmızı başlıklı kızı oracıkta yemez. Şayet yeseydi kurdun karakteri, kötülük yapma hüneri yeterince ortaya çıkmamış olurdu. Okur kırmızı başlıklı kızın başına gelenleri ‘kader’ ile daha fazla ilişkilendirirdi. Hatta anneyi kızını tek başına yola çıkardığı için suçlu bile bulabilirdik. Kırmızı başlıklı kız özgür iradesi ile hareket etmemiş, kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmemiş olurdu. Kurda ‘kanmak’tan bahsedemezdik. Kızın masumluğu ise perçinlenmiş olur, hikaye çok farklı bir mesaj verecek şekilde değişirdi.

Masalımızda anlatıcı kurda söz becerisini gösterebileceği alan açar.  Kurt iyi bir hatiptir; kıza ormanın, doğanın güzelliklerini göstererek aklını çelmeye çalışır. Bir anlamda kur yapar:

“Bir süre beraber yürüdüler. Bir ara kurt, ‘Kırmızı Başlıklı Kız, etrafındaki şu güzel çiçeklere baksana! Kuşların nasıl cıvıldadığını da duymuyorsun galiba! Sanki okula yollanır gibi almış başını gidiyorsun, oysa orman ne hoş’, dedi.”

Kahramanımız kurdun tavsiyesine uyup çiçek toplamaya başlar, büyüklerin (aslında toplumun) verdiği ödevleri unutup kendisine öğütlenen ana yoldan sapar, baharın (aslında yaşamın) keyfini çıkartır. Diğer yandan kurt sinsi bir plan içindedir.  Onun çiçekle böcekle işi olamaz, zira sadece açlığını gidermeyi düşünür.  Kırmızı başlıklı kız çiçek toplamakla meşgulken büyükannenin evine gidip kadını yutuverir. Büyükannenin masalın başında kahramanımızın kırmızı kukuletasını ördüğünü de hatırlatalım.

Büyükanneyi yiyerek kadının yatağına yatan kurt aslında şefkati ve sevgiyi yok ederek yerine cinsel arzuyu koyuyor. Kahramanımızın yatakta yatan kurdun uzuvlarını gördüğünde şaşkınlıktan donakaldığı bölümü hatırlayalım. Cinsellik yoğun şekilde çağrıştırılır. Babaannede olağanüstü bir şey vardır. Kahramanın rahatsız olması, ürküp şaşırması aslında şimdiye dek sadece kadın bedenini tanımış olması ile ilintilidir. Masal özelikle bu organların ‘boyutuna’ dikkat çeker.

“Aaa büyükanne senin ne kadar büyük kulakların var.

(…)

Aaa büyükanne senin ne kadar büyük gözlerin var.

(…)

Aaa büyükanne senin ne kadar kocaman ellerin var.

(…)

Aaa büyükanne senin ağzın ne kadar büyük!”

Kastedilenin gerçekte kulak, el, göz ve ağız olmadığını söylemeye sanırım gerek yok. Ancak yeri gelmişken göz, ağız gibi organların dişil olduğunu hatırlatalım. Zaten birazdan kurdun nasıl kadınsılaştığını da göreceğiz.

Kurt masalda kendini denetleyemeyen, ergen, sağlıksız erkeği temsil eder. Hem dişilliği hem erilliği kendinde denge ile bütünleştiren, sevgisine şefkat de ekleyebilen sağlıklı erkek ise avcı karakterinde karşımıza çıkacaktır. Avcı hem kurtarıcı hem cezalandırıcı olan seven ve esirgeyen baba figürüdür. (*)

Anlatıcı kötüyü (erkeği) cezalandırırken yeni yetme kız çocuğuna da göz dağı verir. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla! Kurda düpedüz iğdiş etme cezası verilmiştir.  Hayvanın karnına yerleştirilen taşlar üreme eyleminin hüsranla sonuçlandığını anlatır. Aslında yazar okurlara bir anlamda şöyle bir mesaj verir:

“Karşınıza çıkan erkeğin güzel sözlerine kanarsanız sonunda (kurdun başına geldiği gibi) karnınız şişer. Hamile kalırsınız. Üstelik dokuz ayın sonunda nur topu gibi bir bebeğiniz de olmaz. Karnınız yarılır ve içinde ne varsa temizlenir. (kürtaj)”

Babaanne ve kırmızı başlıklı kızın kurdun karnından çıkması yeniden doğumu temsil eder. Kırmızı başlıklı kız artık toy ve küçük değildir. Karşılaşmalar, seçimleri ve deneyimleri onu olgunlaştırmıştır. Artık tecrübelidir, hayattan ders almıştır.

Yazımızı noktalarken dilerseniz Sezen Aksu’nun da bu konu hakkında söylediklerini hatırlayalım. 🙂

(*): Erkek ve kadındaki dişil ve eril denge meselesi Nihan Kaya’nın Fildişi Kuyu adlı kitabında Kemal Tahir (Devlet Ana) üzerine yazdığı incelemeden okunabilir.

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı. Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

YAZAR HAKKINDA

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı.
Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

Bir Yorum Yazın

5 + 3 =

2 Yorum