Edebiyat

Geyik Ailesine Yolculuk

Soğuk bir kış günüydü. Otların üzerindeki kırağı henüz erimemişti.

Geyik ailesinin dostları çoktan yola çıkmışlardı. Büyük bir çam ormanında ilerlemekteydiler. Tavşan, “Bu yoldan gitmesek olmaz mıydı sanki!” diye kendi kendine söylendi. Şapkası düşmesin diye bir elini kafasına koymuş, fundalıkların arasında topallaya topallaya ilerliyordu. “Feci bir soğuk!” diye devam etti tavşan. “Ciik! Ciik! Cik!” diye öttü Nar Bülbülü. “Baksana her yer nasıl da bembeyaz ve doğa tıpkı bir gelin gibi güzel! Sen de huysuzluk etmeyip tadını çıkarsana,” dedi tavşana.

Gergedan, Nar Bülbülünün minicik ayakları soğuktan donmasına rağmen  bulundukları duruma nasıl bu kadar romantik bakabildiğine şaşırdı. Çünkü Gergedan sıcağı severdi; ancak şimdi arkadaşları ile birlikte o da bu zorlu kış gününde iri sarı gözlerini devire devire ilerliyordu. Ağır ağır ve güneşi düşleyerek…

Geyik ailesi ise yemekleri hazırlamış, masayı kurmuş, dostlarını bekliyorlardı. Geyik hanım tazecik çilek, böğürtlen ve ahududularla reçeller hazırlamış, mis gibi kokan üzümlü kurabiyeler pişirmişti. Masaya biraz da turna yemişi, yaban mersini ve erik koymuştu. İçecekler reçel tabaklarının yanına dizilmişti.

Şimdiden hepsinin karnı zil çalmaya başlamıştı bile!

Yol boyunca kar durmadan serpiştirmeye devam etmişti. Şimdi çam ağaçlarının yeşil yaprakları ve yürüdükleri yol kar ile örtülmüş, ortaya yepyeni bir manzara çıkmıştı. Bulutlar öbek öbek kümelenmişlerdi. Güneş güzel yüzünü dünyaya göstermeye çalışıyor ama başaramıyordu. Tavşan dayanamayıp “Tıpkı yeni gelin gibisin!” diye gökyüzüne seslendi. “Somurtuk duracağına bu güzel günün tadını çıkarsana!”

Gülüştüler.

Geyik ailesi, her ayın ilk Pazar gününde dostlarını yemeğe davet ederdi. Yemek bittiğinde Geyik Beyin ormandan topladığı meyvelerle Geyik Hanım tarçın kokan sihirli bir çay hazırlardı. Hep beraber şömine başında çaylarını içer, sohbet eder, oyun oynarlardı. Arada bir köşedeki koltukta kıvrılıp uyuyan tombul kediye sataşır, gülüşürlerdi. Tombul kedi her zaman yorgundu ve sürekli uyurdu.

Geyik ailesinin evine yaklaşmışlardı artık. O sırada Tavşan cam gibi buzdan patikayı gördü ve neşe içinde kaymaya başladı.

Patikanın sonuna geldiğinde sendeleyerek düştü ve müthiş bir korkuya kapıldı. Canı da çok yanmıştı. Bu mevsimi acımasız buluyordu. Zaten düşmekten de çok korkardı.

Üstelik geyik ailesinin bu güzel yemeği için aldığı şapka da o düşerken başından havalanmıştı. O sırada Nar Bülbülü küçük kafasını sürekli oynatıyor ve bu durumdan eğlence çıkarmaya çalışıyordu. Ama o mükemmel bir şapkaydı. Yusyuvarlak, kırmızı çiçekli, sıcacık ve onlarca şapkasının içinde en sevdiği şapkasıydı. Çok üzgündü…

Etrafına bakındı ama şapka hiçbir yerde görünmüyordu. Arkadaşları ise olanlara gürültülü kahkahalar atıyorlardı. Şapka sadece ağacın dalına takılmıştı işte! Tavşan derin bir nefes aldı.

Tepeye doğru tırmandılar. Onlar tırmandıkça hava soğumaya, kar yağmaya başladı. Sıkışmış karların üstünde devrile devrile ilerliyor, birbirlerinin üşüyen burunlarını ovalayarak ısıtıyorlardı.

Geyik ailesi ise yavaş yavaş endişe etmeye başlamıştı. Hava neredeyse kararmak üzereydi. Nerede kalmıştı dostları? Geyik Bey dostlarının ormanın yolunu avucunun içi gibi bildiklerinden emindi; ama yine de geç kaldıkları için elinde olmadan huzursuz oluyordu. Tam ormanda onları aramak için dışarı çıkmak üzereyken kapı sesi duyuldu. ‘Tak tak tak…”

Geyik ailesi kapıyı açıp dostlarını görünce sevinçten çığlık attılar. Tombul kedi gürül gürül yanan şöminenin yanıbaşına kıvrılıp ağzı yarı açık uyumaya başlamıştı bile…

Ve Seçil… Love Marlu
Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

YAZAR HAKKINDA

Gizem Akın

Bana bu kimliği yaz deseniz, birinci tekille yazılmış sıkıcı bir durum öyküsü yazarım. Anlat deseniz, anlatamam.

Bir Yorum Yazın

5 + 1 =