Edebiyat

Beyza’nın Mektubu

Sevgilim,

Genç kızlık yıllarımdan beri hep böyle ‘sevgilim’ diye başlayan mektuplara özenmiştim. Acaba ne zaman kime bir aşk mektubu yazacağım diye meraklanıp durmuştum hep. Bak, kısmet sanaymış. Umarım bu hitap senin için de heyecan vericidir. Ben şahsen senin Sevgili Beyza, diye başlayan mektubunun başlığını biraz güçsüz, sessiz buldum. Bana göre mektupta konu edilen gerçek bir aşk ise, mektup her zaman ‘sevgilim’ hitabı ile başlamalıdır. (En azından benim şimdiye kadar izlediğim aşk romanlarında, filmlerde hep böyleydi.)  Bu konuda mutabık kaldıysak eğer mektubuma devam ediyorum.

Mektubunu aldım. Okurken çok duygulandım. Ama anlamadığım, seninle konuşmak istediğim bazı şeyler var. Önce sinema sonrası yediğimiz yemekten söz etmek istiyorum. İkimiz de aynı hamburger menüden yedik. Mektubunda ‘şimdiye kadar yediğim en güzel hamburgerdi’ gibi bir ifaden var. Hamburgeri ben pişirmedim. Aşçıya etmen gereken teşekkürü neden bana ediyorsun? Ayrıca yemek gelene kadar hep ağzının suyu akıyordu. Tükürüğünü peçete ile siliyordun, hepsini fark ettim. O tükürük bezleri benim için mi çalışıyordu yoksa beklediğin yemek için mi? İlk aklıma gelen benim için olduğuydu; fakat şimdi o hızlı hızlı patatesleri yiyişini düşündükçe karnının acıkmış olabileceği fikri ağır basıyor. İlki doğruysa pek bir itirazım yok, hatta biraz çekici bile bulduğumu söyleyebilirim; fakat eğer ikinci olasılık doğru ise bir dahaki sefere bir şeyler atıştırıp gel, çünkü çok itici görünüyorsun.

Fakat yemek faslı ile ilgili asıl gelmek istediğim nokta mayonez meselesidir. Hatırlayacağın üzere benim patateslerimin üzerine mayonezi sen döktün ve ben yerken elime ve dudağımın kenarına gelen mayonezleri imalı imalı işaret ettin bana. Ben peçete ile silerken de kıs kıs güldün, fark etmedim sanma. Söylesene bana, o beyaz sıvıya dikkatimi çekerek ne mesajı vermeye çalışıyorsun? Aklında ne var? Beni salak yerine koyma. Niyetinin ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Mektubunda beni evine kahve içmeye çağırdığını da yazıyorsun. Kusura bakma ama kızılcık suyu da sıksan sana cevabım HAYIR. (Şu an bu şekilde, ilerde değişir mi, bilemem 🙂 ) Senden önce erkek arkadaşım olmadığını bilmem söylemiş miydim. Erkeklere bir türlü güvenemiyorum. Sizin kafanızın sadece o işe çalıştığını söylüyorlar. Senin imaların da beni düşündürdü. Mektubunda beni sevdiğini söylüyorsun. Peki gerçekten seviyor musun, yoksa kullanıp sonra peçete gibi buruşturup atacak mısın? Ruhumu, duygularımı, zekamı mı seviyorsun yoksa bu sevgi dediğin şey sadece tensel arzu, pis bir şehvet arzusu mu?  Beni yalnız fiziksel güzelliğimden ötürü mü beğeniyorsun? Şayet öyleyse sözgelimi burnumun kenarında küçücük pembe bir sivilce olsa yine beni sever misin? Ya dişlerim sararsa? Gözlerimin kenarından kaz ayakları ortaya çıksa? Yüzüm kırışsa? Kollarım kaslarla dolsa, parmaklarım kaba, ayaklarım şekilsiz olsa yine sever misin? Peki sever misin beni göbeğim yusyuvarlak, koltuk altlarım kıllarla dolu olsa? Leş gibi koksam, (çok affedersin) geğirsem yine sever misin? Peki ya apış aramda o bütün kadınlarda olan organ olmasa, orası dümdüz olsa yine sever misin? Peki ya siz erkeklerde olan şeyden olsa orada? O zaman ne hissedersin, bana karşı olan duyguların değişir mi yoksa yine sever misin beni?

Yaşlandığımda yine sevecek misin beni? Saçlarım kar beyazına dönüp seyreldiğinde, kambur hasta bir kadın olduğumda? Huysuz sinirli bir kadın olup çıktığımda, seni evden kovup artık seni sevmediğimi, defolup gitmeni söylediğimde bana sarılacak, beni ilk günkü gibi sevdiğini söyleyecek misin? Ya ben öldükten sonra sen kasketin ve bastonunla kaldırımda yürürken alışverişe çıkan başka kadınları aç gözlerle dikizleyecek misin yoksa beni sevmeye devam edecek misin? Peki ya sen öldüğünde? Biz dünyadan göçüp gittiğimizde? Atmosferdeki azot ve oksijen oranları değiştiğinde, kutuplar tamamen eriyip yok olduğunda, tropik ormanlar imha edildiğinde, Venedik, İstanbul, Petersburg sular altında kaldığında, dünyada son erkek ve son kadın birlikte son kez karşılıklı kırmızı elmayı paylaşarak yediklerinde ve nihayet onlar da ölüp yok olduğunda, nükleer savaşlar başlayıp yeryüzünde hamam böceklerinden ve Prolista alemindeki tek hücrelilerden başka canlı hayatta kalmadığında, dünya soğuduğunda, güneş sistemine yeni gezegenler eklendiğinde ve bazıları tuzla buz olup uzayın derinliklerinde kaybolduklarında, senin ölümsüz ruhun yıldızlardan bana seslenecek ve Beyzaaa, seni seviyorum diyecek mi? (Bu kısmı defalarca yazıp sildim ama madem yeni bir ilişkiye başlıyorum bu soruların cevabını almak hakkım diye düşünüyorum.)

Bitirmeden önce son bir şey daha. Bu mektubun yanına en az iki gün arka arkaya giydiğim iç çamaşırını da bir poşete koyup eklememi istemişsin. Bu konu kafama çok takıldı. Önce iyi niyetli düşündüm. Kısıtlı miktarda paran olabilir, ki benim için bir erkekte öncelik hiçbir zaman para olmamıştır, bunu anlayabilirim. Hatırlarsan sinema biletlerini sen ısmarladığın için yemeğin parasını ben vermiştim. Fakat giyecek iç çamaşıra ihtiyacın varsa benimkiler sana uymaz, esnetsen bile içinde rahat edeceğini sanmam. Aklıma başka bir olasılık daha geliyor ki bu da ihtiyacı olan bir kıza bunu hediye etme ihtimalin. Senden bu konuda acilen yanıt istiyorum, iç çamaşırımı kime giydireceksin? Bu konu küçümsenecek bir mesele değil bence. O yüzden ailemle de konuştum. Annem ve babama bahsettiğimde tuhaf tuhaf birbirlerine baktılar. Sanırım onlar da bu olaya bir anlam veremediler. Ama ben önyargılı biri değilim. Hep senin hakkında olumlu düşündüm, hala da öyle düşünüyorum. O yüzden sana küçük bir sürpriz hazırladım. Mektup ile birlikte pembe bir poşet bulacaksın. İçinde bir adet külot var. Ağabeyim bizimkilerle bu meseleyi konuşurken yanımızdaydı. Ben sana yardımcı olacağım dedi. Bu külot ona ait. Tam bir hafta boyunca hiç çıkarmadan giydi. Ağabeyim her cumartesi arkadaşları ile maç yapar ve pazardan pazara banyo yapar. Cumartesi akşamı kendisinden aldım. Umarım işini görür.

Bana yine yaz. Senden mektup almaya bayılıyorum.

Çok öptüm.

Sevgilin Beyza

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı. Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

YAZAR HAKKINDA

Irmak Erkan

Bir gece yatağından kalktı. En sevdiği pantolonunu, gömleğini giydi, cüzdanını yanına aldı, çantasını sırtladı; karısını ve çocuklarını öpüp odadan çıktı.
Çalışma odası soğuk, karanlıktı. Ahşap masanın üzerindeki gece lambasını yaktı, sobayı tutuşturdu. Sandalyesine oturdu, yazmaya başladı.

Bir Yorum Yazın

28 + = 35

1 Yorum

  • Bayıldım, çok ama çok güzel olmuş. İroni severim zaten ama tadında yapmak zordur. Ellerine sağlık.