Edebiyat

Adı Ne İmiş

Bütün gece yatağında bir o yana bir bu yana döndü durdu. Bir türlü uyku girmedi gözüne. En son yastığını dik konuma getirip oturur gibi yaslandı arkasına. Biraz yükseltince gövdesini, daha rahat nefes alıp vermeye başladı. Gözlerini açmadan saçlarının arasından aşağıya akan ter damlalarını takip etti. Hepsi sözleşmişçesine kafasının sağ tarafında tek bir noktadan aşağı inip boynundan geçip sırtına iniyor. Zaten bir süredir başının sol tarafı terlemiyor. Damlalar, ilk ortaya çıktıkları noktada bir an durup nereye gidecekleri konusunda bir tereddüt yaşayıp görünmez bir işareti izleyerek aşağıya doğru yollarına devam ediyorlar.

Bu gece üstüne örttüğü çarşafı üç kez ıslattı. Üzerindeki giysiler de üç kez ıslandı. Şimdi donuna kadar kupkuru. Sadece sırtının ortalarında bir yerde sönümlenen o ter damlalarının ara ara gelen ıslaklığını duyumsuyor. Kuruyan nevresim ıslak haline göre daha ağır, gereksiz geliyor. Uçamayan bir tekmeyle nevresimi üzerinden attı. Sesini çıkarmayan nevresimin bir ucu, bir süre yatağın altında birazdan yukarılara çıkıp ısınacak tozlu havayla hasbıhal etti. Nasılsa yatağın altındaki bu görece serinlikle kavuşması çok sürmeyecek, yine dışarıya çıkacaktı. Biriken ter damlalarının bir kısmı yollarda telef olsa da kalanlar geçtikleri yollarda bıraktığı tuzlarla uykusuzu kaşındırdı. İşte o zaman gelsin nevresim. Öfkeli bir el yatağın alt kısımlarında yalnızlığına terk edilmiş nevresimi hınçla yakalayıp gövde seviyesine getirdi. Biraz havalandırıp belediye berberinin üç ayda bir iki numaraya vurduğu saçlarıyla boynunun birleştiği noktaya yükseltip üzerine bastırdı. Birkaç saniye burada oyalandıktan sonra tenine bastırdığı nevresimi sıvazlayarak biraz daha aşağılara indirdi, istenmeyen ıslaklık buhar olana kadar.

Bir süre bacaklarının üzerinde kaldı nevresimin diğer ucu. Ama yine rahat değil. Komşunun horlama sesi sanki aynı yataktalarmışçasına işitiliyordu. Yastığı kafasının etrafına çepeçevre sardı. Kulaklarının üzerine gelen kısımları elleriyle bastırdı, yüzünü yatağa gömdü. Ses kah azalıp, kah artarak, zaman zaman durarak devam ediyordu. Şimdi alt katlardan birinden gelen erkenci televizyon dizisi sesleri de horlamaya eklenmişti. Binanın yenilenen asansörü, gece dinlenmesini bitirmiş, kendi katlarına hiç çıkmasa da gelip gidişlerine başlamıştı. Alt kattaki yenilenmiş dairelerin klimalarının çalışma sesi odayı doldurdu. Yatağa biraz daha gömüp kafasını, yastığını kulaklarına biraz daha bastırdı. Epeydir öfke duymadan dinleyemediği bu sese bir düşün arasında ferah bir serinlik kokusu eşlik edecekti ki bunun yerini yanık motor kokusu, ıslanıp kuruyamamış bez ve toz kokusu doldurmakta gecikmedi. Damlalar yine sınıra gelmişti. Ne tarafa gideceklerine karar vermeye çalışırken onları birden hissetti. Sol yanına yaslanıp hafifçe doğrulurken sağ eliyle tutup çektiği nevresimi damlanın üstüne bastırdı. Aşağıya inemeden yakalayıp yok etti. Bu hareket sırasında karnına doğru çekilen ayak ve bacakları eski yerine dönmek istediğinde yerlerinin çoktan başka bir çift ayak bacak tarafından doldurulduğunu fark ettiler.

Gece yarısından sonra bir süreliğine azalan şehrin uğultusu tekrar odayı doldurmaya başladı. Sokaktan içeriye dolan seslerin arasında sabah haberlerinde sıcak hava dalgasından ölenlerin öyküleri de vardı. Başbakan şiir okuyan sesiyle halkı kendilerini sıcaktan korumaya davet etti.
Bütün gece şekilden şekle girmiş yastığını kucağına alıp yatakta oturdu. Denediği hiçbir şey uyumasına yaramamıştı. Yataktan aşağıya uzattığı ayakları biraz araştırdıktan sonra terliklerini buldu. Sol ayağındaki biraz tuhaf geldi. Tek gözünü açıp baktı, rengi ve modeli farklıydı. Hızla kapattı gözlerini.
Artık ezberlediği bir yolu takip ederek mutfak masasının yanına kadar yürüyüp yastığı yere bıraktı. Boylu boyunca uzandı. Ter damlaları artmış ve hızlanmıştı. Nevresim? Yok. Boynunu yastığa sinirli sinirli sürterek kuruladı terini. Taşın soğukluğunu tüm hücrelerine ulaştı. Kendini uykunun şefkatli kollarında bulduğunda gülümsüyordu.
Bir ambulans daha geçti sokaktan. Sıcak hava dalgası sadece ama sadece kendi mahallelerindeydi adeta. Bütün gece kaç ambulansın geçtiğini saymıştı ama şimdi unuttu. Şehrin öbür ucundaki devlet hastanesine ulaşamadan ölecekti nasıl olsa yolcularının çoğu.

Apartmanın önüne gelen ambulansın siren sesleri çalmaya devam ediyordu.

YAZAR HAKKINDA

Rukiye Çetin

Okumak daha çok yer işgal etse de yaşamımda, yazmak her zaman ya kalemimin ucunda ya da aklımdaydı. Uzun süren bir eylemsizlik sonrası yazma uğraşına yeniden döndüm. Katıldığım yaratıcı yazarlık atölyesinde birlikte olduğumuz, hem çok şey öğrenip hem de çok eğlendiğimiz arkadaşlarımla bu karnavala ben de katıldım. Gezgin bir göçebe, acemi gurme, balkon bahçeci olarak , kentlerden, kırlardan topladığım dağarcığımdaki sesler, renkler, tatlar ve kokularla kalabalığa karışmaya çalışacağım.

Bir Yorum Yazın

1 Yorum