İncelemeler

Hakan Akdoğan – Kirpi Mesafesi

Hakan Akdoğan, özel bir insan. Dil bilimci kişiliği ile yazarlığı ile ve elbette ki öğretmenliği ile de özel birisi. Açtığı yazarlık eğitimleri ile Karnavalesk Portal yazarlarını bir araya getiren ve hepimize yazmanın inceliklerini öğreten kendisidir. İçimizdeki sesi bulmamıza sağladığı tüm katkılar için ekip adına sonsuz teşekkürlerimle…

Şimdi gelelim kirpinin dikenine:

“Kirpi mesafesi gerçek sevgi mesafesidir,” diye yazmış Hakan Akdoğan. “Hiç kimse, diğerinin ona fazla yaklaşmasına katlanamaz.”

Kirpiler ısınmak için birbirlerine yaklaşırlar. Dikenleri batar birbirlerine. Ayrılırlar. Üşüyünce tekrar yaklaşırlar. Canları yanınca tekrar uzaklaşırlar. Uzun süre, soğukta tek başına olmakla canı yana yana bir arada olmak arasında gidip gelirler. Her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir mesafe bulana kadar sürdürürler bu gidiş gelişleri. Uzaklığın ve yakınlığın ortasında olma hali, gerçek sevgi mesafesiyse eğer uzaklığı ve yakınlığı özlemek de gerçek sevgiye dâhil midir? Mesafeyi bulana kadar yaşadığın her şey ama her şey o andaki, o mesafedeki sevgiyi inşa eden süreç değil midir?

Kitap altı çizili cümlelerle, paranteze alınan paragraflarla, işaretlerle dolu. Kaleme, dile, kurguya kendimi öyle yakın hissettim ki, bazı yerlerde bir anlığına da olsa yazarın gözünden baktım yazıya. “Suskunlar algılanmaz,” dediğinde mesela ya da “Yüzeyin sığlığında boğuluyor herkes, derinliğin güzelliğine bakarak,” yazdığında… Hocam yazmış da okudum değil de o yazarken okumuşum gibi.

Atölyeler boyunca konuştuklarımızı, tartıştığımız fikirleri bir roman içinde görmek, düşünceler kurguya nasıl yedirilir sorusunun birebir cevabıydı benim için. Bunca yakınlık hissi de buradan geliyor sanırım. Varoluş, duygular ve düşüncelerin ötesindeki ihtiyaçlar, mutluluk ve mutsuzluk algısı, iyilik ve kötülük algısı, güçlünün yanında durarak aidiyet kazanma arzusu, içeridekiler-dışarıdakiler ve ötekileştirme, seyirci etkisi ve diğer sosyal deneyler, hayat sandığımız sosyal deney ortamlarını tek bir romanda toplamış. Daha sayamadığım pek çok konuyu da. Kitabın en güzel yanı da elbette içerdiği bilinçakışı tekniği. Sarmal gibi döne döne tüm kurguyu kapsayan bilinçakışı, mise en abyme…

“Dışarıda kalmak için içeridekinin olması gerekir. Dışarıda bırakılan içeridekinin sahip olduklarından yoksun kalır. İçeride olmak bir kapalılık gerektirir. Bir kişi tek başına içerideki olup dışarıdakini konumlandıramaz. İçerideki dışarıdakinden çoktur. İçerisi kalabalıktır.”

Yüzü olmayan adam Sorgun, konuşmayan adam Uygur, hissetmeyen adam Mahir ve Lili… Dışarıdakiler. Çoğunluğun bir parçası olmayanlar, istenmeyenler, bir çöp gibi tiksinilenler, içeridekilerin varoluş sebebi onlar. Toplumun korunaklı bir iç yaratabilmesi için gerekli olan insanların hikayesi var bu romanın bodrum katında. Çöplerin içinde de diğerlerinin, “içerideki” insanların hikayeleri var. Bir patlama, bir site, bir dava, bir de çöp konteyneri var bu romanın içinde. Okuyorsun, sonra tokat gibi çarpıyor seni, bir bakıyorsun ki bir ton soru var ardından zihninin içinde.

“Böyle anlarda dondurmak istiyorum yaşamı. Herkes kendi yalnızlığını yaşarken. Herkes kendi mutsuzluğunu. Herkes kendi acısını. Bu tekil sancılar bir aradayken çoğul bir umut gibi duruyor. Yalnızlıklarının birlikteliğinden güç alan kovulmuşlar. Böyle kalsın. Bu sahneyle. Metal konteynerin içinde yankılansın. Milyonlarca kez tekrar etsin. Sonra da bitsin.”

Diliyorum ki, çok okunsun, herkes okusun. Düşünsün sonra kendi sorularını ve cevaplarını. En derine düşmeden anlayamaması normal insanın, hâlbuki karanlığın bile ışığı var.

Ama kesersen böceği… Kesersen görürsün o zaman, böceğin içi uçurum.

Ayrıca incelemek isterseniz:

HAKAN AKDOĞAN – NÜ PERİDE

HAKAN AKDOĞAN’LA KONUŞTUK

Gizem Ozan Aslan

En sevdiği çiçek yasemin olan kadın, gecenin sessizliği içinde yazıyordu. Yarayı ve izi… Zamanı ve yansımayı… Bazı kelimelere fena takıntılı, karakterleri hezeyanlı, deliliği düş ile değiş tokuş ediyordu. Kendini bildi bileli…

YAZAR HAKKINDA

Gizem Ozan Aslan

En sevdiği çiçek yasemin olan kadın, gecenin sessizliği içinde yazıyordu. Yarayı ve izi… Zamanı ve yansımayı… Bazı kelimelere fena takıntılı, karakterleri hezeyanlı, deliliği düş ile değiş tokuş ediyordu. Kendini bildi bileli…

Bir Yorum Yazın

5 + 1 =

7 Yorum

  • Bize kattığı her şey için Hakan hocama ve bu nefis kitap incelemen için de sana teşekkür ederim! İyi ki varsınız…

  • Eline sağlık arkadaşım, çok güzel bir inceleme olmuş. Kitapla ilgili ben de hiç “ve” bağlacını kullanmadan yazıldığı bilgisini paylaşmak isterim, Hakan hocamızın teknik kullanma profesyonelliğine örnek olarak.

  • Tekrar tekrar okunacak kitaplar arasında yerini alan bir eser bana göre. Bu inceleme bir kez daha okumaya teşvik etti. Kalemine sağlık kuzum.

  • Aynı kitabı başkasının gözünden görmek… Çok keyifli. Yazarının sesinden bazı bölümleri dinlediğimiz kitabın eleştirisi için teşekkürler..