Bir adam, aile bağlarının zayıflaması üzerine her şeyden ve herkesten uzaklaşmak üzere bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta onu yalnız bırakmayacak tek varlık köpeği Happy’dir. Happy ve “babası”nın keyifle başlayan yolculuğu, Kyosuke’nin bilinmeyene doğru çıktığı bir maceraya dönüşecektir.

Takashi Murakami
Bir yolculuğun en güvenilir yoldaşı bazen bir bavul değil, bir köpektir. Takashi Murakami’nin Yıldız Bekçisi Köpek adlı kitabı, tam da bu sadakatin, dostluğun ve kaybolmuş hayatların öyküsünü anlatıyor.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde, aile bağları zayıflamış, topluma ayak uydurmakta zorlanan ama özünde iyi bir adam ve onun köpeği Happy’nin yolculuğunu okuyoruz. İnsanların en yalnız anlarında bile yanlarında kalmayı seçen hayvanların varlığını, köpeğin gözünden görüp hissetmek mümkün. Happy’nin bakışıyla insanlara yaklaşmak, aslında kendi duygularımızı yeniden keşfetmek gibi. Bu bölüm, kimi zaman sıcacık bir tebessüm, kimi zamansa yürek burkan bir hüzünle ilerliyor.
İkinci bölüm ise birinci bölüme veda niteliğinde. Detaya girmemek gerek; çünkü bu bölüm, ilk hikâyeye değen ama ondan ayrı bir tınıya sahip. Sadakati bu kez farklı sembollerle okuyoruz: kuru etin basitliği, ayçiçeğinin ışığa yönelmesi… Her biri, köpeklerin saf sevgisini ve insanların unuttuğu sadakati işaret eden metaforlar hâline geliyor.
Yıldız Bekçisi Köpek, yalnızca bir yol hikâyesi değil; evcil hayvanlarımızla kurduğumuz bağı, çoğu zaman farkında olmadan ihmal edişimizi hatırlatan bir çağrı aynı zamanda. Sıcak, hüzünlü, ama en çok da düşündürücü.